Ben Kimim?

Adım Fırat. Çevremde pek kimsenin bu isme sahip olmaması her zaman hoşuma gidiyor ve evet, FxDev’deki ‘F’ buradan geliyor.

Soğuk bir kış vakti, İzmir’in ufak bir kasabasında doğmuşum ya da beni buldular ve bugüne kadar beni kandırdılar, bilemiyorum =)

İzmirliyim ve bundan her zaman gurur duyuyorum; hem coğrafik hem de zihinsel olarak bu batıya en yakın ‘gavur’ Türkiye kentini, yurdumun hiç bir yerine değişmem.
Küçük bir köy kasabasında başlayan eğitim hayatım ise şimdi o en çok sevdiğim kentin, en büyük üniversitesinde devam etmekte. Siteye göz attığınızda göreceğiniz üzere bir mühendis adayıyım. Hatta adayı değil milliyetçisi, sempatizanı, koruyucu ve kollayıcısıyım. O kadar olmasa da mesleğimi çoğu meslekten, özellikle doktorluktan, üstün görürüm. İtirazı olan sunabilir, iyi tartışırım.

Tartışma demişken, ergenliğin getirdiği o ‘asi’ tavrın bende kalan izi olsa gerek dilim her zaman çatallıdır. Haksızlığa hiç bir zaman tahammülüm yoktur, özellikle de birinin emeğinin üstüne konup, bunun üzerinden pirim sağlayanlardan, her şeyi lafta bırakanlardan, ‘olur, yaparız, ederiz’ diyenlerden, sırf başkası onu geçmesin diye paçalarından aşağı çekenlerden nefret etmekle birlikte bir kaldırım taşı kadar da değer vermiyorum. Eğer bir konuda haklıysam ve karşı taraf anlayışsızsa susarım. Susmak benim için korkmak değil, kendine saygı bir anlamda.

‘Saygı’, hayatımın en önemli kelimesi ve tarzı olmakla birlikte konu müzik olduğunda bu tavrımı koruyamıyorum. Bir şarkı bana hoş gelmiyorsa, o şarkıyı yapanlar dünyanın en çirkin insanlarıdır gözümde.

Faklı şehirlerin, insanlarını ve ruhunu tanımak her zaman hoşuma gidiyor. Çiftçi kökenli bir aileden geldiğim için her zaman kendimi şanslı görüyorum ve bundan oldukça fazla gurur duyuyorum. Ha ben pek beceremesem de en azından neyin, ne işe yaradığını, nereden gelip nereye gittiğini bilmek insana ‘kendini bilme’ özgürlüğü tanıyor. Onun için zorunluluktan ya da zorunluluktan değil, büyük şehrin plastik oyuncaklarıyla oynamış tüm çocuklarına, büyüklerine acıyorum. İnsanın topraktan korkmaması gerektiğine inanıyorum, kendine biraz gaddar davranması gerektiğine, en azından hayatında bir kere ağaca çıkıp salıncak kurmuş olmasını istiyorum. Tabi bu şehrin ortasında sadece parklarda ağaç görmüş birisi için ne kadar mümkündür orası tartışılır.

Hobi olarak film seyretmeyi çok seviyorum. Çok sağlam olmasa da iyi bir dizi ve film kültürüm olduğunu düşünüyorum. Sakız gibi uzadığı ve konusunda aşk-aldatmak-ihtiras üçlüsünden başka bir şey olmadığı için Türk dizilerini takip etmiyorum. Televizyonu açtığım tek vakit ise NBA maçlarının ya da Discovery Channel’da belgesel seyredeceğim zamanlar oluyor desem yalan olmaz. ÖSS yılının getirdiği güzel bir alışkanlık bu benim için.
Özellikle son bir yılda ise merak saldığım anime dünyası ile bütünleşmiş haldeyim. Çoğu insana sıkıcı ve çocuksu gelsede benim için normal dizi ve filmlerden daha hoş.

Yazmaya esasen ilk blog tuttuğum 2007′de başladım. Genel itibari ile kızgınlığımı döktüğüm blog, giderek beni yansıttığı için artık çok nadir şekilde hayat ve insanlık hakkında yazı yazmayı düşünüyorum. Zaten artık eski sinirli ve sürekli neden arayan halimden eser de yok.

Bu arada basketbol oynamayı çok severim, iki üç kişi çağırırsanız hemen giyinip maç yapacak moda girebilirim. Bir diğer sevdiğim şey ise traktörle gezmek, millet son model arabayla gezmeyi sever ama ben nedense traktörü daha bir hoş bulurum. Bir ara kısa film çekmişliğim varsa da, çektiğim film dalı yüzünden bir süre ara vermek zorunda kaldım.

Sonuçta hâlâ buradayım ve kendimi mutlu insanlar arasında görüyorum. Ne sahte, ne çok fazla; tam kararında…

Resim için Semih Aysezen’e teşekkürü bir borç bilirim…

Aşağıdan güncel CV yani özgeçmişime, LastFM ve Facebook bağlantılarıma ulaşabilirsiniz.