The Good The Bad and The Ugly

01:44

Hayatın bir yandan sevindirici, bir yandan sıkıcı, bir yandan az yalanlı kısmını tecrübe edinirken, insanların hayatınızdan birer birer eksilmesi ne kadar ilginçmiş. Hani derler ya ‘kötü gün dostu’ gerek diye, artık onlardan istemiyorum…
-Abo, ne dedi!
Evet, öyle dedim ve katılıyorum…
Bunda belki benim de eksikliğim var ama elimden geleni yapıyorum, kendime zaman ayıramıyorum, tatil kelimesi çok uzak bana. Beş dakika için kavga eder oldum, sonra o sözde kazanılmış dakikaları birer birer uykusuzluklarıma harcadım…
Ne yaptığımın farkında değilim fakat işin sonu güzel bir yere çıkıyormuş gibi geliyor bana ya da en azından şimdilik öyle…
Şu an karnım aç ve dolapta yiyecek kalmamış, yiyeceğimizin yerini yarı/tam dolu kola şişleri almış, bu da ayrı bir mesele…
Yukarıdakine şükür hiç bir insanla problemim yok şu anda. Nasıl yani, bu ben miyim şimdi?
Burada şunu tecrübe edinmiş olduk; insanlar yapacak bir şey bulamadıklarında (ki bakınız geçen sene ben) başka insanlara sardırıp, artık onların nefes alış stillerine bile kafayı takıp, sonra da ‘ben niye yalnızım’ diye ağlaşıp dururmuş. Ha şimdi etrafım kalabalıklarla mı kaplı, tabi ki hayır…
Zamanı iyi değerlendirmek gerekiyor üstadım…
-Al işte gecenin köründe beni çoktan unutması gereken kişilerden mesajlar, yok yani bu mudur hatırlanmak, geçen sene tüm yıl boyunca göbeğimi çatlatan ben, şimdilerde bitaraflarını patlatamadığından, bir ‘iyi geceler’ mesajına mı saklanıyor arkadaşlıklarım? Sadece sorarım, cevabını biliyorum zaten…
-Asıl sen unuttun bizi…
Bahaneler bahaneler. Bizi hep tatlı kurtarışlara götürürler öyle değil mi?
Cidden bana katlanması zor bir zanaat, şimdi anlıyorum…
İnsan en iyi zamanlarında da şikâyet eder mi?
-Evet, eder…
Bu yazdan beri birçok kişiye ciddi dersler verdim, her ne kadar o ders verdiklerim ya da arkadaşları beni anlamasalar da şimdi benden tiksindikleri için mutluyum…
Kim mi onlar; en ufak ilgiden bile etkilenebilenler, hayatta elde edemeyeceğim erkek yoktur diyenler, bir kaç ufak sözle elde edilebilenler, insanları dış görünüşüne göre yargılayanlar, ‘ben bilirim’ havalarında olanlar ve dahası…
Hayır, asıl mesele ‘ego’ tatmini değil, öyle isteseydim yatar, aşık eder, peşimden koşturturdum. Mesele bu insanların çaresizliklerini bastırmadaki yanlış tutumları. Biraz dikkatli bakın etrafa, fark edeceksiniz;
-Kafası sıfır basan birinin dış görünümüyle modanın son akımına takılmış olması,
-Çoğu rüzgâra kapılmış kişilerin ‘zamanı gelince yaparız, ederiz’ nidaları,
-’Sen de nerden bilirsin’ diyen zamane akıllıları,
-’Göreceksin’ deyip de kendi önünü bile göremeyen hayvansılar,
-Çirkin olduğunu kabullenmeyip her önüne gelenle yatıp ‘bak ben güzelim’ diyenler,
-Lafı iyi çeviren ama içi boş olan bozuk tenekeler,
-Vesaire vesaire…
Sadece ince süzün durumları, salak ayağına yatın bazen, o zaman insanların ne kadar çirkinleşebildiklerini görecek, neden benim çoğuyla değil de, azıyla yetindiğimi anlayacaksınız…
Ha son bir şey daha, karnım aç ve uykum var…
Öpücük?

Toplamda 58 kez okunmuş...

3 Yorum Var...

  1. freepuppet demiş ki:

    ..insanlardan kaçtığımı anladın :o) salak gibi davranmayı seçemem ben sadece kaçarım. .belki hayatı tam anlamıyla yaşayamam eğer hayatı yaşamak bir sürü gereksiz insanı tanıyıp yıpratmaksa kendini!. .ha böyle yalnız mutlumuyum onu da bilmiyorum ama başka şeyler yaşayıp yorulmuş ruhuma yorgunlaklar eklenmiyor böylece :o)

  2. jade demiş ki:

    hep “iyi” olmaya çalışırken “kötler” yüzünden “çirkin” oldum…

    ne adamım ben:)

  3. Tosbaa demiş ki:

    freepuppet: En iyisi belki de…
    jade: Kötü adam =D

Yorum Bırakın...

Yorumunuz...

Küçük bir uyarı: Yorumlarınızın Türkçe imlâ kurallarına uygun olması, yayınlanmasında etkin rol oynayacaktır...