"zaman" Etiketli Yazılar Gösteriliyor

İnsanları gözlemliyorum, evet, sizleri izliyorum her gün. Boş boş odada oturmaktan farklı şeyler yaptığımda oluyor bazen, ne o gücendin mi?
İnsanları yargılamak değil işim, tanrı dururken benim ne haddime, kimsenin görevini üzerime alarak inandığım düşünceleri gereksizleştirmek gibi bir amacım yok, senin varsa buyur, her gün yaptığın gibi…
İnandığın dogmalara karşı gayet saygılıyım, bir kaç soru sormam mı seni ‘iman’ dediğin kafesinden uzaklaştırıyor anlamıyorum. Senin kafan ermez böyle şeylere demekle ne elde ediyorsun anlamıyorum…
Yeri geldiğinde uzun sakallı ‘hacı’, gelmediğinde ise pis bir orospu ya da piçsin; peki sen nesin? Adın ne diye sorduklarında falancayım filancayım dediğine hiç mi gücenmiyorsun. Doğru, falanca ve filancayı ayırt edemeyen sen için saçma bir soru oldu…
Örnek diye yanıp tutuştuğunu biliyorum, hatta şu satırı okurken de ‘hadi canım ciddi misin’ diye egonu da tatmin ediyorsundur…
Gel şimdi otur yamacıma. Buralar insanlara dik uzandığından pek yağış almaz ve kuraktır, aklında ot dikip burayı sarmaşıklar diyarına döndürme planların varsa şimdiden söyleyeyim, sen ekmeden o çoktan kavrulacak…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

M

2 Yorum Var

Bir nisan şakası geçiyor hayat bizlere…
‘Değişim şart’ diye bağıranlar işlerine geldiklerinde ‘değişmeme’nin merkezi haline gelebiliyorlar…
Herkes kuşunu öttürdüğü yerde müslüman…
Bahar geldi, her yer çimen kokuyor şu günlerde; üzerlerinde akşamdan kalma sevişilme izleriyle…
Yine de güzel be!
Deniz, güneş orada; ben ise her zaman gelişmekte olan memleketimde yaşamaktan mutluyum…
Erika Miklosa dinleyip ruhumu dinlendiriyorum, soranlara böyle dersiniz sevgili bayan.
Evet, ağzımdan köpükler akarcasına, bir sakıncası mı var?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayat komik yurdum insanı! Gerçekten, kebap bile var o derece yani…
Uzun bir yol yürüyorsun, cebinde de bir müzik çalar. Habire değiştirip duruyorsun müzikleri, hani o ana uygun müzik denk gelsin de 10 dakikalık yol biraz keyif alsın. Ama denersin denersin olmaz, hele bir de ‘rasgele’ye bağlamışsan, işin zor be ahbap!
Buradaki yol hayat, aradığın şarkı da iki dakikalık mutluluklar oluyor; yok hani anlamassın falan, edebi kaygılar içine girmek istemem…
Bir insanı mutlu etmek de hoş bir duygu, yüzyılda eline geçen fırsatı başkasına sunmak; sizi iyi fakat yalnız bir insan yapıyor unutmayın bunu…
Hani siz üzgündünüz, depresyonlardaydınız; neden peki, çünkü şundan: siz hayatta doğru olmaya çalışan insanlardansınız…
Doğru, sahte insanların olduğu bu memlekette kime ne anlatacaksın, değil mi?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

21 Plus

2 Yorum Var

21. yılın defteri böyle sona erdi…
Her zaman severim sondan başa gitmeyi; önce dost olur sonra tanır ve en başta yapmam gerekeni yani başlamamayı tercih ederim…
Yılbaşından bu zamana düşünmekteyim, o kadar yoğun ki bu kafa yorma işlevi ne sınavlarıma çalışabildim, ne dışarı çıkabildim. Aslında hiç birini istemedim de…
Bu sefer kuralımı çiğneyip, en baştan başlayacağım;
-Okulun birinci dönemi bitmektedir, bir kaç kişi ve daimi dostunuz ‘yalnızlık’tan başka o doğum gününüzü hatırlayan yoktur. Arkadaşınız dedikleriniz sırtınızdan hançerlemeye devam etmektedir…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Buğulu

3 Yorum Var

UnkleSabah kalkışlarının iğrençliği üzerimde her gün, bilirsin yağlı saçlarla uyanmak, gözlerinin altının şiş olması, ufak bir tıkırtının bile kulakları sağır etmesi…
Geçirilen iyi/kötü bir günün kalıntıları olan dökük saçların, ayak altlarına yapışıp kalması, acele ile üstlerine çorap giymek. Pislik değil, aykırılık hiç değil; zamansızlık belki…
Düşlerimde yapamadıklarım, geçmişin derin kuyularında kavrulup sunuluyor önümüze; tüm keşkeleri alıp aklınızın en ücra noktalarına eriştiriyor suda yürüyen kertenkele misali…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayatı formülize edemeyeceğimizin kanıtından sonra kendimi istekliliğimin ruhuna kaptırdım; o, bu ya da şu önemli değildi benim için, o an kim değerli geliyorsa, kim kıymetliyse oydu merkezimdeki kişi…
Bazı insanlara aptalca güven besleyip, sonunda bana kazık atacağını bile bile onlara yardım edip üstüme örümcek ağının ve tozların sinmesini beklemeye dayanamıyorum, artık bu oyunu oynamıyorum. İnanın söylenecek o kadar çok sözüm vardı ki perdenin yanlış anda yanlış yerde kapanması bana, bunu yaptırtmaya yöneltti. Özellikle bir şeyler duymak isteyen seyircinin konuşması gibi cesaret isterken en korkağı oynayan sizlere bu yakışıyor, emin olun…
Var mıyız yok muyuz bilemiyorum, egoist bir yaratıcının bizleri yarattığına da inanmıyorum. Aşk mı; onun bunun oyuncağı olduğundan beri ondan da soğudum…
Sahi aşk neydi de ben sırtımı döndüm ona, bir çift gözün maviliğinde yüzmekten neden korktum? Annecim, sen bilmiyorsun ama ben açık denizden her zaman korktum…
Sanırım geleceğinizi planlıyorsanız bu önemli olabiliyor, fakat bunu da yapmayacağım artık, sınavlarım biter bitmez atacağım kendimi siyah, dalgalı saç tellerine, kokusunu çekeceğim içime ve ne olacağını düşünmeden yaşayacağım…
Bir zaman demiştim ‘bu insanlara iğne değil çuvaldız batıracaksın, kazık batıracaksın, yetmeyecek zikke batıracaksın’ diye, en iyisi buymuş, inandım. Çünkü biz insan yaratıklarını yola getirmek için kulağımızdan çekilmeye ihtiyacımız varmış; çektim, kırdım, bozdum sonra değerli oldum, bunu da öğrendim…
Neyse, bu kadar konuştuktan sonra bir şeylerin azıcık bile değişmediğini görmek dudaklarımı kurutup çatlatıyor derinine kadar, kanı akıyor, susuyor…

Gözlerin silinir gibi…
Düşlerin zehir gibi…
Kanında dolaşırken gerçeğe çarparsa düşer mi?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bugün lanetli kesin, ertesi akşam karın ağrısı, baş zonklaması ile yastığa iyileşmesi amacıyla konan başım, bu sabah karamsarlıklarıyla kalktı o yastıktan tekrar…

~~

Ben taşra çocuğuyum, ağaçların üstünde, tarlalarda, bahçelerde geçti 18 yılım. Sizler plastik bebekleriniz, arabalarınızla oynarken ben tütün kırdım, zeytin topladım, bahçe suladım. Sizler ilk aşkınızın tadına bakarken ben babamdan dayak yiyordum, hem de tüm aile fertlerinin gözleri önünde ve yine de ağlayamıyordum salya sümük. Geçen bir arkadaşıma sordum, baban seni hiç dövdü mü diye, gelen cevap hayır yalnızca kulağımı çekti oldu. Gülecektim, gülemedim; lakin ona, o anda ne anlatsam komik, belki kaba, şiddet dolu gelecek, babamın nasıl da kötü biri olduğunu düşünecekti…
Ah babam, onun da çocukluğu aynıymış, dedem onu atın üstünde zeytin piçiyle dövermiş. Fakirlermiş, siz fakir olmak ne demek bilir misiniz? Herkesin bal, börek, muz yemesine dayanamayıp, samandan bir gofret yemek için yumurta çalmanızdır fakirlik. Babanızın bunu öğrendiğinde size dayakların en güzelini hazırladığını da bilirsiniz, ama can dayanmaz, yaparsınız. Şimdi anlıyorum babamın ellerinin neden taş gibi olduğunu, tuttuğunu kopardığını. Umarım ben de onun gibi güçlü olurum ileride…
Taşra çocuğuyum ben, kara toprağın içinde yoğrulmuş, tozu, kiri yadırgamayan, küfreden taşra çocuğuyum…
Yörüğüz biz, hem de Ege Yörüklerinden. Bu ne demektir bilir misiniz? Bizim kanımızda Efe’lik yatar, düşmana ilk kurşun yatar, mertlik yatar, öleceğini bilsen de yaptığının arkasında durmak, kız kaçırmak, adamlık yatar!
“Ahbap düşman oldu ben buna şaştım aman aman” deriz sözlerimizde, dosta olan güvenimiz yatar kalplerimizde, güvenir, yaşatır sonunda ölenler yine gururlarıyla biz oluruz…
Çam ormanına bedenimiz gömüldüğünde, belki her bayram mezarımıza su dökmeye gelen yârimizi bekleriz…

~~

Yemeğimi yerken aklıma geldi hepsi, sonra kalktım yerimden, hapishaneme doğru yol alırken gördüm onu; çağla badem…
Kaç para dedim, yarım kilosu 3ytl dedi satıcı çocuk, koy dedim. Torbayı elime aldığımda hepsine, tek tek baktım; ağacından koparılıp tane hesabı satılan aşklara, plastik hayatlara hüzünlendim, ağladım…

Aileme…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Uyan!

2 Yorum Var

“Kanında dolaşırken gerçeğe çarparsa düşer mi?”
Canım sıkkın, yalnız kalmaktan değil, itilip kakılmaktan değil. Tarifini bilemediğim bir sıkıntı bu. Ayda yılda bir kez gelir, ökse otu gibi hayat kaynaklarımı sömürür. Damarlarımdaki son damlayı da çektiğinde, artık insanlıktan çıkıp, başka çehrelere bürünürüm, etrafımdakileri abuk subuk şeylerle kırar, ağlatırım…
Sonunda ökse otu emeceği her şeyi bitirip öldüğünde geride hayat dolu fakat yalnız biri kalır. İşte o zaman tutunacak dallar ararım, fakat hepsi köklerini söküp çoktan gitmiştir…
Tam ölmek, pes etmek üzereyken tomurcuklanan bir filize ümit bağlarım, yalnızlığımı unutup, onun bedenimi sarmasını beklerim…
“Zaman ilaç değil, zaman çürütücü, gülmek mümkün mü?”

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eskittin bizi yavaş yavaş, gözlerimin altına çizikler döşedin. Tenlerimizi yumuşattın fakat kalplerimizi nasırlaştırdın…
Arkadaşlığın, dostluğun çok kolay olmadığını, emek istediğini öğrendim; bana gösterdiğin 19 yıl boyunca. Hem yalnızdım, hem değildim. Karışık bir hayat bu…
Ağaca eklenen yaş halkasında, yaşadığımız deneyimlerimizde bulduk seni…
Hoştun, hoş olduğun kadar acımasızdın da…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions