3 Temmuz 2008
Tosbaa
9 Yorum Yapılmış
Dalga geçer olduk tüm hayata, elimde rakı, önümde kimse. Ağlar oldu deli gönlüm, kimsesizliğin boşluğunda, deli savrak çocuk…
Zamanla avunursun dediler, bizi böyle kandırdılar ey deli karayelim, çalkantılı poyrazım. Diner mi, biter mi sarsıntısı; kapanır mı süslü, boyalı, ufak sözcükler, minik hanımları ile koca yalanlar…
Hadi karalayın üstümü, karalayın boş yere; sevemez çünkü sizlerden başka kimse, bizimkisi aşk değildir, çürük soğan halkası vesselam, öp de alnına koy… Devamını okuyun…
Etiketler: experiment, i love you i kill you, tekrar başlıyoruz, XX ve XY Oyunu, yine aşk
Toplamda 55 kez okunmuş...
7 Haziran 2008
Tosbaa
7 Yorum Yapılmış
Beni fıtık etmek için mi yaratıldınız?
Hiç bir suç işlememişken bana yaptığınız tafranız, her şey iyiyken değil de derdiniz olduğunda beni bulmanız…
Saçmaladığınızın farkında mı değilsiniz yoksa bu kadar mı körsünüz…
Haziranın ortasında bulutlarım karardı, yağmur da yağdı ya; hastalanıyorum sanırım. Midem bulanıyor, söyle doktor hanım menopoza mı giriyorum?
İnsanların nefretleri bu kadar bol olunca, hiç çekinmeden savurabiliyorlar tabi ki…
Ne diyorum ben? Devamını okuyun…
Etiketler: =), deli, gönülçelen, Hayat, sevgilim, yine aşk
Toplamda 41 kez okunmuş...
14 Mayıs 2008
Tosbaa
7 Yorum Yapılmış
Biz aptallar sürüsünü hiç bir emek sarf etmeden hipnotize eden varlıklara soruyorum, neden böylesiniz, neden bizleri böyle görüyorsunuz?
Hepimiz böyle değiliz kabul ediyorum fakat nerede kaldı sizin seçiciliğiniz; hani en duygusalını, en yaramazını, en kurnazını, en adamını bulmaktı mesele; bu muydu peki tercihiniz, gösteriş, tarz, hiçlik ve piçlik! Merak etmeyin hiç bir zaman onlar gibi olmayacağım. Ben, benim çünkü, bunu böyle kafanıza sokmanız gerekecek, alışın…
Yazık…
Devamını okuyun…
Etiketler: aşk, kısa, kızgın, saçma, same questions, ve diğerleri, yine aşk
Toplamda 30 kez okunmuş...
15 Nisan 2008
Tosbaa
6 Yorum Yapılmış
Hayatı formülize edemeyeceğimizin kanıtından sonra kendimi istekliliğimin ruhuna kaptırdım; o, bu ya da şu önemli değildi benim için, o an kim değerli geliyorsa, kim kıymetliyse oydu merkezimdeki kişi…
Bazı insanlara aptalca güven besleyip, sonunda bana kazık atacağını bile bile onlara yardım edip üstüme örümcek ağının ve tozların sinmesini beklemeye dayanamıyorum, artık bu oyunu oynamıyorum. İnanın söylenecek o kadar çok sözüm vardı ki perdenin yanlış anda yanlış yerde kapanması bana, bunu yaptırtmaya yöneltti. Özellikle bir şeyler duymak isteyen seyircinin konuşması gibi cesaret isterken en korkağı oynayan sizlere bu yakışıyor, emin olun…
Var mıyız yok muyuz bilemiyorum, egoist bir yaratıcının bizleri yarattığına da inanmıyorum. Aşk mı; onun bunun oyuncağı olduğundan beri ondan da soğudum…
Sahi aşk neydi de ben sırtımı döndüm ona, bir çift gözün maviliğinde yüzmekten neden korktum? Annecim, sen bilmiyorsun ama ben açık denizden her zaman korktum…
Sanırım geleceğinizi planlıyorsanız bu önemli olabiliyor, fakat bunu da yapmayacağım artık, sınavlarım biter bitmez atacağım kendimi siyah, dalgalı saç tellerine, kokusunu çekeceğim içime ve ne olacağını düşünmeden yaşayacağım…
Bir zaman demiştim ‘bu insanlara iğne değil çuvaldız batıracaksın, kazık batıracaksın, yetmeyecek zikke batıracaksın’ diye, en iyisi buymuş, inandım. Çünkü biz insan yaratıklarını yola getirmek için kulağımızdan çekilmeye ihtiyacımız varmış; çektim, kırdım, bozdum sonra değerli oldum, bunu da öğrendim…
Neyse, bu kadar konuştuktan sonra bir şeylerin azıcık bile değişmediğini görmek dudaklarımı kurutup çatlatıyor derinine kadar, kanı akıyor, susuyor…
Gözlerin silinir gibi…
Düşlerin zehir gibi…
Kanında dolaşırken gerçeğe çarparsa düşer mi?
Etiketler: anılar, aşk, kalp, karışık, konuş benimle, korku, ve diğerleri, ve hepimiz, ve özlem, yine aşk, zaman
Toplamda 9 kez okunmuş...
16 Mart 2008
Tosbaa
9 Yorum Yapılmış
Metro durağındaydım, karşımdaydı, yeşil montu, sarı saçları, yeşil mavi karışımı gözleriyle oradaydı. Gözlerim onu görüyordu ama o bilmiyordu bunu, önce baktı bana, ayakkabımdan şapkama kadar süzdü önce. Ona baktığımda göz göze geldik defalarca, uzatsam elimi dokunacaktım belki ama sustum, söyleyeceklerim içimde afyon bombası gibi patladı, hayallere daldım. En son trende yalnız kaldığımda fark ettim ki rüyam burada bitmişti…
İndiğimde onu aradı gözlerim, görsem konuşacaktım, o kadar emindim kendimden. Lakin tren diğer istikamete çoktan yol almaya başlamıştı, ben ise yetişememiştim ona…
~~
Aradan düşünce dolu 30 dakika geçmişti ki arkadaşım geldi odama, aldı götürdü beni arkadaşlarının yanına…
~~
Onu daha önce çok kez görmüştüm, adını da biliyordum, fakat bilmiyormuş gibi tekrar tanıştım onunla. Gözlerine baktım, açık kahverengi dedi, gözlerinin altı kansızlıktan hafif kararmıştı, saçlarının her teli onları sımsıkı tutan tokayla bağlıydı…
‘Yalnızlık’ adım dedi önce, kanım ısındı ona, bağlandım içten içe, kıskandım da biraz. ‘Yalnızlığımı senin için bozamam’ soyadım dedi sonra, kanım çekildi, iliklerime kar yağdı, sustum…
Hoş bir geceydi, lakin şu an neden ağladığımı bilmiyorum, bilemiyorum…
Etiketler: ağlamak, aşk, hüzün, ve son, yine aşk
Toplamda 16 kez okunmuş...
1 Ocak 2008
Tosbaa
4 Yorum Yapılmış
Bugün eksikliğini ilk defa bu kadar çok hissettim, ilk defa karnımı parçalamak istedim. Kaloriferin yanında olmama rağmen o kadar soğuktu ki vücudum…
Öyle boş baktı ki gözlerim etrafa, öyle donuktu ki her ikisi de; patlayan her havai fişek içlerinde söndü teker teker…
Hani belki, tam ben alışveriş sepetine uzandığımda, sen de sıcak avuçlarınla kavrasan elimi, bir an utansak, sonra hiç bir söz söylemeden alışverişimizi yapsak ve bir dahaki buluşmamıza kadar sussak…
Seneye, yine aynı gün, ben geçmişime bakıp, ‘vay be’li cümleler kurarken sen ise ‘iyi ki’, ‘iyi ki’ ve ’sonsuza dek’ li isteklerini sunsan, doğum günlerimizde aynı dilekleri tutmuş olsak, çok şey mi istemiş olurum? Olurum değil mi.!?
Yanlış yerden mi tutundum hayata, belki de çok kötülük ettim, fakat olana ne yapabilirim ki artık; elime zamk alıp, bir porselen gibi birleştiremem ki kırılan kalpleri, keşke yapabilsem, fakat zaman tek yönlü, geri dönüşü yok ne yazık ki…
‘Keşke’ler içinde yaşamayı sevmiyorum ben, önümü göremiyorum onlar varken etrafımda, devler ülkesinde her an üzerime basılabilecek küçük bir karınca gibi hissediyorum kendimi; yuvasının yolunu kaybetmiş, koca kışı etrafa atılan bir kaç izmarit parçasıyla ısınarak geçirmeye çalışan, yalnız ve sessiz…
Etiketler: kış, sevgi, ve son, yalnızlığım, yalnızlık, yine aşk
Toplamda 9 kez okunmuş...
27 Aralık 2007
Tosbaa
3 Yorum Yapılmış
Kırmızı yanaktan dökülen güller,
Çatlak dudaklar ucunda sözcükler,
Bembeyaz ten üzerine işlenmiş bir kaç hüzün çizgisi,
Köşeye sinmiş bir kaç anı tanesi,
Yalnız bir adam,
Dertsiz bir kadın,
Ve gecenin tok sesleri…
Kim bilir, belki de gönül işi…
İki gün sonra, öldüğü günün yıl dönümü…
Yine yalnız, yine tok sesler…
Nemli tahta kutunun içerisinde,
Beyaz bir kumaşla,
‘..ve eşheduenla…’ diye başlayan söz de küçük bir nokta;
Yalnız bir adam,
Dertsiz bir kadın…
Etiketler: dün-bugün-yarın, eskimek, sevgi, yine aşk
Toplamda 7 kez okunmuş...
17 Aralık 2007
Tosbaa
14 Yorum Yapılmış
Underground I’m waiting..
Just below the crowded avenue…
Watching red lights fading out of you…
Güzel bir şarkıyla başlamak istedim bugünkü saçmalamama…
Evet sonunda bir hafta doldu, mutluyum, god bless me baby. Ee demiştim ben, insan her ne kadar sosyal bir yaratık da olsa, her ne kadar tanrının dışkısının toprağa karışmasıyla oluşsa da yalnızlık bizlere de mahsus olup, güzel görünebiliyormuş; tabi takmadığınız sürece…
Bugün ilk fotoğraf makinemi de aldım, böyle kocaman ekranlı, parlak, siyah bir şey. Huyumdur, kurusun, bir şeyleri insan hayatına benzetmek; işte yine oldu, ampulüm yandı kafamın üstünde ve kedi kulaklarım kesiliverdi birden…
Fotoğraf makinesi işte, önüne geleni çeker, öpüşmenizi, ayrılışınızı, küçük bir çiçeği, üzerinde duman tüten inek bokunu, ineği.. fakat bir sorun vardı, kendini asla çekemezdi, bu en dandik alette de böyleydi en pahalısında da. Bize benziyor dememiş miydim, işte bomba burada patlıyor, kendimizi tanımlandırmak için etrafımızda ‘biz’lerden olması gerekiyor. Garip ama gerçek, insanın yüzyıllardır kendini bulma, kendini bir yere koyma çabasının sonucunda yine insan faktörü ortaya çıkıyor…
Bazen düşünüyorum sosyoloji mi yazsaydım ben…
Neyse, mademki insan bir ilişki hayvanı, o zaman sosyalleşen bu hayvancıklar kendi aralarında iletişmek zorunda. Burada da kafamı kemiren bazı sorular yok değil. Bugüne kadar insan ilişkilerini sıralarsam genel olarak şöyle bir tablo çıkıyor:
Birincisi, insanı dost ve arkadaş diye ikiye ayıranlar:
-Buradaki insan vatandaşlarının yakın oldukları 3-4 dostu ve popolarının havada olması nedeniyle pek takmadıkları, olsa da olur olmasa da olur dedikleri, belki de kendilerini güvenceye almak için oluşturdukları arkadaş topluluğu vardır. Dost uğruna arkadaşlarını gayet ucuz bir fiyattan elden çıkarabilir, arkadaşlarının onu önemsemesini pek kafasına takmaz. Eşeyli üremeye sahiptirler ve erkek olanları bir seferde 10 milyon sperm bırakabilme kapasitesine sahiptir. Doğal yaşam ortamları ‘cool’ diye tabir edilen kafelerdir. Dünya üzerinde pek bir etkiye sahip olmasalar da, besin zincirinin tüketiciler kısmında yer alırlar. Garip bir sosyo-psiko-hayvan sınıfı işte ya da tek hücreli mi deseydim, neyse biyolojiyi de unuttuk zaten…
İkincisi, yakın olduğu her insanı dostu bilenler:
-Buradaki iki bacaklı deneklerimiz, arkadaş diye tabir ettiği her kişiyi aynı zamanda dostu ilan eder kendi küçük göğüs kafesinde. Güvenir, güvendirir, sırlarını paylaşır. Fakat yukarıda bahsettiğim öglena hayvanı bu tek hücrelilere bazen büyük zarar verir, onları yalnızlığa mahkûm eder. Fakat hayatında 1-2 dost denilen kişiye sahip bu grup mantarları, hayatı sorgulamak, ona yeni bir bakış açısı getirmek için gelmişlerdir. Hani (gerçek) entelektüel dediğimiz gözlüklüler vardır ya, işte geneli bu gruba girer. Eşeysiz ürerler, dolayısıyla bir eşe mahkûm olmadan hayatlarını sürdürebilirler. Fakat her zaman, eşeyli üreseydik ne olurdu diye de düşünmeden edemezler…
Üçüncü ve son grubumuz ise herkese arkadaş gibi yaklaşanlar:
Evet, bu gruptaki insanlar günümüz gençliğinin büyük kısmını oluşturmaktadır. Ortam insanı diye tabir edilirler, genelde mutualist bir yaşam sürüyorlar gibi de görünseler, aslında büyük bir haşere grubudurlar. Ortam ne olursa olsun, rock, pop, arabesk, caz.. bunlar her çevre grubuna adapte olurlar. Kısacası rüzgar nereye onlar oraya hesabı. Erkek ve dişi olanları çok eşli yaşar, eşsiz yoldan eşeyli ürerler. Bu gruba genetik açıdan girmeye zorlanan dişilerinin doğal yaşam ortamları Levis, Collezione ve Adidas gibi yerler olmakla birlikte, erkekleri Nissan, Mercedes vb. gibi vitrinlere vantuzlarıyla yapışık halde doğarlar ve ömür boyunca orada yaşarlar…
~~~

Sosyoloji dersimiz bugünlük sona eriyor…
Yukarıdaki küçük hanımı tanıyanlarınız vardır, yoksa da siz hâlâ dünyanın bazı zevklerine varmadınız demektir…
Bu caz kraliçesi geçen yaz memleketimin en nefret ettiğim iline, İstanbul’a geldi. Gidemedim, neden gidemedi mi yok işte, sadece gidemedim. O, orada “I’ll be with you someday…” diye haykırırken ben evimde iç çekiyordum…
Ama dün annemle konuştum, iki bayram arası olmaz dedi, beklemelisin dedi. Bekledim, yüzükleri dahi aldım, zaten ufacıcık parmağı vardır onun, neyse yine içim cız oldu…
- Ne olmuş ne olmuş?
Sen bir sektersene…
Son olarak Ferhan Şensoy’un Üç Kuruşluk Operasını seyrettim bugün. Müzikalleri sevmem, zaten oralarını hızlı hızlı geçtim videoda. Neyse oradan bir sözle veda etmek istedim, siz çift hücrelilere…
-Aferin oğlum tosbaa, tek deseydin alınırlardı zaten…
-Sen sektermeyecek misin?
- !!?
Ferhan Şensoy söylüyor:
-Atatürk ideolojik tercihini yaparken, hepinizin aptal olduğunu Aziz Nesin’den çok daha önce anlamıştı…
-Atatürk hiç bir zaman böyle hıyar bir duruma düşmemişti. Çünkü Atatürk bizim gibi bir dallama değil. O, bir idealin peşinde bir aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiç bir çıkar derdine düşmemişti…
Biz Özal görmüş Atatürkçüler, Atatürkçülüğün anlamını yitirdik. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü, yılda bir gün Erbakan da Atatükçü, Fettullah Hoca(!) tamamen Atatürkçü…
Atatürkçülük böyle herkesin benimseyebileceği salak bir ideoloji olamaz ki…
E hadi bana müsade…
Etiketler: aptalız ya, bitti, biyoloji, eski dostlar, sosyoloji, XX ve XY Oyunu, yine aşk
Toplamda 38 kez okunmuş...
29 Eylül 2007
Tosbaa
12 Yorum Yapılmış
2 ya da 3 dakikaydı, nasıl olduğunu anlamadan aynı virüs türünün en son evrilmiş olanı yerleşti hücrelerime. Şu an kuluçka evresinde, iyi huylu mu kötü huylu mu bilemiyorum…
Kısaca şu karışık günlerime düzene sokacak ışığı görüp göremeyeceğimi merak ediyorum…
Fakat cevabını sadece bekleyip görmek istiyorum…
Bu arada Türk Sanat Musiki sevgim kabardı bugünlerde…
Rast makamından Şevval Sam söylüyor…
“Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım…
Bakışından süzülen,
İşvene kurban olayım…”
Etiketler: of püf günleri, oyunlar, tekrar başlıyoruz, XX ve XY Oyunu, yine aşk
Toplamda 10 kez okunmuş...
8 Temmuz 2007
Tosbaa
2 Yorum Yapılmış
Sanki bir hapishanede yaşıyordum. Duvarlarım tel örgülerle çevrili, gardiyanların gözleri her zaman üzerimde; kaldığım odada duvar boyaları dökük, yatağım üzerinde sıçanların gezdiği soğuk yer. Arkadaşlarım ise ara sıra klozetten çıkıp benimle konuşmaya gelen hamam böcekleri…
Ona rağmen umudum vardı, “Orada, işte orada güzel günler beni bekliyor.” diyordum. Bu hapisten her çıktığımda sahip olduğum güzelliklerle yetinmeyip başkalarının yaptıkları altında eziliyordum. Dayanmaya çalışıyordum fakat her seferinde kendimi kandırıyordum…

İşte bu çıkmazlarla uğraşırken, tam yenilmek üzereyken bir el uzandı, ayağa kaldırdı beni. Sırtımdaki tozları silkti. Gözlerime baktı ve bana gerekli olan direnci sağladı. Tıpkı annemin yıllar önce beni ilk kez eline aldığında baktığı gibi…
Etiketler: anne, aşk, sen, sevgi, sonsuza dek, yine aşk
Toplamda 8 kez okunmuş...