28 Mart 2008
Tosbaa
11 Yorum Yapılmış
Şehrin üstüne güneş yağıyordu o gün, insancıklar sel olmuş işyerlerine kaçıyorlardı ve kuşlar günün ilk aşk şarkılarını mırıldanıyordu…
Kısa bir süre sonra zembereğini yırtarcasına bağırdı saat ve Deniz yeşil gözlerini bembeyaz çarşaflarının içinde açtı. Biraz doğrulduktan sonra odasının penceresindeki el işi perdeyi araladı Deniz ve gökyüzünün yüzüne renklerini boyadığını hissetti…
Annesinin yardımıyla giyindi, zor da olsa geçti aynasının karşısına. Beklediği erkeğin onu bulacağı gün bugün olacakmışçasına neşe dolu yaptı makyajını, her gün olduğu gibi. Annesini öptükten sonra babasının resmini bağrına bastı. Dışarı çıktığında annesi gözündeki inci taneleriyle gülümsedi ona, o da el salladı annesine ve okuluna gitmek için ağır ağır ilerlemeye başladı…
Her zamanki gibi bakkalın yanından geçti ve sola döndü, tam yoldan aşağı inmeye hazırlanıyordu ki onu gördü; kırmızı bisiklet…
Orada durdu; bebekken oynadığı tren raylarını, babasının onu öpüşünü, arkadaşlarının patiklerine özenişini hatırladı…
İki çiğ tanesi gözlerine düşmüştü ki hemen uzaklaştı oradan, çünkü Deniz’in ömür boyunca bineceği tek araç tekerlekli sandalyesiydi…
Etiketler: acımasızlık, Hayat, haykırış, isyan, ve son, yaşam
Toplamda 7 kez okunmuş...
8 Aralık 2007
Tosbaa
6 Yorum Yapılmış
7Bu sayının hayatımdaki anlamı çok büyük… Bilmem neden ama sanki beni kendine çekiyor…
Tamam tamam, şimdi herkes ‘The Number 23′ e benzediğini söyleyecek ama öyle değil eminim…
Neyse konumuz bu değil, bugünkü konumuz şu anda Ankara’da bulunan Milli Piyongo binasında çekiliyor ve toplar dönmeye başlıyor. Evet, toplar durdu, ilk şanslı topumuz ‘7′.
Ben çekiyor dememiş miydim?
Neyse gerçekten hayat takmayınca güzel, her şeyi basite indirgeyince kolay ve pembe dünya oralarda bir yerde… Canımı sıkmıyorum, çünkü onu sıkacak şeylerden; tafra, afra, surat, küsmek, küsmemek, darılmak, gerilmek, uzak duruyorum. Şurada 60-70 yıl ha yaşayacağım, ha yaşamayacağım; onu da sizin küçük oyunlarınıza alet edemem ben. Böyle büyüyemezsin diyeceksiniz değil mi? Valla orasını burasını bilmem ama bu küçük oyunlarla pek büyüyeceğimi de sanmıyorum…
Neyse gurbetteki dostlarımı özler oldum, yazın yaptıklarımızı arar oldum. Sadece bize açık olan büfeden karnımızı doyurmamızı, ülkeyi kurtarışımızı, kavga edişimizi, mangal yapışımızı… İşte o adamlardı beni büyüten, karnımı doyurup, yere düştüğümde elimden tutup, üstümü silkeleyen…
Az kaldı, sadece 7 ay…
Etiketler: eski dostlar, gelecek, özlem, yaşam, yaz, yedi
Toplamda 6 kez okunmuş...
12 Kasım 2007
Tosbaa
3 Yorum Yapılmış
Bir duvar yazısının aşağı doğru süzülen boyasındayım sanki, haykırışların yetmediği yerde akıtılan gözyaşları gibi, sessiz, ürkek, yapışkan ama yapışmak istemeyen…
Sınavlarım var bu hafta. Evet, en sonunda gerçek sınavlarla karşı karşıyayım. Çalışmam gerekiyor eminim ve beni gelecek 2 hafta rahatsız edenin kulaklarını koparıp, boğazına tıkacağım. Çünkü ben mükemmel bir ölüm makinesiyim…
Gaddarlık da işledi en sonunda kanıma ve gurur ile şaklabanlığı karıştırır oldum. Birinin selamını almamak mıdır gurur dediğin ya da eskiden sevdiğin birinin yeni sevgilisiyle öpüşürken beni görüp onu itmesi mi? Tanrı herkesin sırtına kaldırabileceği kadar yük koyarmış dediler, doğruydular. Fakat büyümek için karşımıza küçük insanları çıkarmasını hâlâ anlamış değilim…
Aşk da bitti sonunda, yalnızım artık; saf, duru, katıksız ve kesinlikle domuz eti içermeyen. Gençlere öğütler veriyor, bir banka oturup ‘şunlar olur, bunlar olmaz’ diyorum. Bazen karşıda öpüşenlere arka fon oluyor, el ele gezenlere hayranlıkla bakıyorum. Birini istemiyorum fakat özlem duymadan da yapamıyorum, çünkü yeterli yer ve zamanda beni bulduğunda onu görmemezlikten gelmek istemiyorum…
‘Hikayen kalmadı mı anlatacak, sus otur’ dedi ‘yerine’…
Bırakacaktım, toplumdan sıyrılacaktım, bir oyun kuracaktım kendimce ve kimseyi dahil etmeden kazanan hep ben olacaktım. Mutluluk oyunum olacaktı bu ve geçmişim ‘dün’ ile sınırlı kalacaktı. Yarının ne getireceğini bilecek, kendimi güvenceye alınca kabuğumdan dışarı çıkacaktım…
-Hadi dansa kalkalım bayan hey Ray benim şarkımı lütfen
-One two, one two three four!
Hit the road Jack…
And don’t you come back!
No more, no more, no more, no more!
Hit the road Jack…
And don’t you come back no more (What you said!)
-Bak ne güzel çalıyorlar, batari de kıvamında, bayan beni kırma lütfen…
-Peki, anladım…
Ee kader kısmet, birileri yağmur altında romantizmin doruklarına ulaşmak için yavaş yavaş yürürken ben onları görmemek için hızlı hızlı kaçarmışım. Kıskanmam, ulaşamadığım kadına mundar dermişim…
Sınavlarım var demiştim, hem de zorlu sınavlar, formülleri açık, cevapları kapalı, kopya çeken cezalı. Başımda bir müdür, başında bir külah. Her külah kuşanan gibi o da hükmen hükümdar, kafadan kontak mülayim. Bilemediklerini sayamayan küçük kurtarıcı…
Yine balatam sıyırmaya başladı, dilimin tonundan bellidir. Bir istasyon arıyorum, yağımı değiştirip geleceğim…
Ve hikayenin sonu, monotonlaşmış bombok bir hayat, her gün yenen 3 öğün, zayıflayan bir beden ve geriye kalan üç nokta…
Etiketler: of püf günleri, rahat bırakın beni, reklam arası, ve son, yarı boş, yaşam
Toplamda 8 kez okunmuş...
29 Ekim 2007
Tosbaa
4 Yorum Yapılmış
Al işte dımdızlak kaldım ortada. Hayat kıs kıs gülüyordur şimdi ‘yalnızsın oğlum yalnızsın’ diye. Hay ben onun diyeceğim ama kendisini ben oluşturmaktayım. Bu ne yaman çelişkidir, istemediğim şeyi ben yaratıyorum. Acaba bu dünyada bundan daha garip ve üzücü bir şey var mı?

‘29 Ekim’di bugün, millet elinde al beyaz bayraklarıyla köyü turladı karış karış. Öyle kurtarılıyordu çünkü vatan, yürü babam yürü, bağır amcaoğlu bağır. İcraat, o neydi ki… Çıksın bir kaç provokatör, alsın eline mikrofonu götürsün milleti çekebildiği yere, ee vatan gidiyordu hani; çok güzel bir söz duydum dün gece ‘vatan uğruna siyaset yapılmaz’ diyordu orada. Hani popolarına kızılcık şerbeti döktüğüm insanlar, çıksanıza, seçtiğiniz heriflerden icraat istesenize. Sonra halkın %80-90′nı salak, aptal deyince de bir bir çemkiriyorsunuz. Halkım inanıyorum ki dünyadaki en asil ırklardan biri(ydi), ama illa yumurta yara yara çıkmaya başlayınca mı aklımız popomuzdan tepemize geçecek, köpeğin köşeye sıkıştırdığı kedi misali.
ISO 9001 eğitimim de bitti dün, ne olduğunu anlamadım ama ‘lazımmış’ dediler ben de her zamanki gibi atladım. Giden 20 YTL’ye acıyacaktım ama orada öğrendiğim bir söz bunu dememi engelledi; insana insan gibi davranmak. İşte bu anda oklar hemen bana çevriliyor; kime ne kadar iyilik gösterdim ve bu iyiliklerim her ne kadar karşılıksız da olsa ne kadar kötülük gördüm. İstatiksel rakamlar kötü şeyler gösteriyor vesselam, fakat en yakın zamanda rakamların iyi yönde ilerlemesini ümit ediyorum. Amen!
Yok kardeşim yok, dünya meseleleri, vatan meseleleri, duygusal hesaplaşmalar, felsefik düşünceler… Ben hangi birine yetişeceğim söyle bana ey ulu bilmem ne…
Yalnızlıkla cebelleşiyorum, ders çalışmak istemiyorum, kıskançlık da başladı; yetemiyorum artık zorlama beni bu kadar…
Neyse sonunda hayatımın en manalı mektubunu da yazmış bulunmaktayım, zaten ilk mektubum da çaktırmayın işte. Bakalım o neye dönüşecek, neye evrilecek? Bilmem, ejderha olmasından korkuyorum…
İşte bu kadar, koca bir hafta bunları yaşamış bu beden, ne mi yaşamış, belli olmuyor mu, koca bir hiç…
Etiketler: bu kadar basit, mutlu-mutsuz, of püf günleri, yalan, yalnızlığım, yaşam
Toplamda 15 kez okunmuş...
22 Ekim 2007
Tosbaa
9 Yorum Yapılmış
Ve bugün şehre damlalar indi yukarıdan. Kuytuda, köşede, sinede kalan tüm günahları temizledi. Ondan korkanlar ufak şemsiyelerinin altına sığınıp, korkularıyla yüzleşemedi, buna kızan tanrılar yıldırım oldu, bir sağa bir sola indirdi demir yumruklarını…
Ben mi? Daha rahatım şimdi, saçımın her telinden ayak baş tırnağıma kadar ıslandım bugün. Odaya girerken arkamda kalan sudan yol beni takip etti, bitti…
Karanlık oldu, yasladım başımı cama. Oluşan ufak göletçiklere baktım, yağmur hala dolduruyordu kalplerini, dışarıdaki ışıklar sanki soğuktan titriyordu. Nefesimin sıcaklığı gözümün önünde bir buhu oluşturuyordu ve arkadan Sezen abla sesleniyordu:
Küçüğüm daha çok, küçüğüm…
Etiketler: bu kadar basit, küçüğüm, yağmur, yaşam
Toplamda 5 kez okunmuş...
30 Haziran 2007
Tosbaa
4 Yorum Yapılmış
Zordur şu dünyada kendi kabuğunda yaşayıp, yalnız kalmak. Her zaman tepemize çıkacak birileri vardır. Korunaklı kabuklarımızda saklanırken kaçırdığımız hayat, biz uyurken çoktan bitmiştir. Hayattan bir tat alma savaşındayızdır, o kadar ki bazen yanımızdakileri bile kaybederiz…
Kaplumbağa olsak, 150-200 yıl yaşasak bize yeter mi?
İnsanları, sevgiyi, aşkı anlamaya…
Etiketler: aşk, Hayat, kaplumbağa, pesimist, sevgi, tosbaa, yaşam
Toplamda 12 kez okunmuş...