Final ÖdeviBugün koca bir seneyi bitirmenin mutluluğu üzerimde. Öyle ya da böyle bitti, evet evet bitti…
Diğerlerini bilmiyorum fakat istediğim bölümde okumaktan öyle ya da böyle mutlu oldum bu sene. Her ne kadar bölümümüzden yeteri kadar destek alamasam da, hocalardan öyle ya da böyle bir şekilde yakınsam da, armut piş ağzıma düş yapmadığım için şanslı olanlardanım sanırım…
Şu anda serbest atış noktasından maçı döndürecek final atışındayım. Eve 1,5 aydır uğramadım bile. Gerçekten, ev; nasıl bir yerdi orası, kokusu, şekli neye benziyordu, unuttum ve sanırım biraz da özledim…
Kendimden uzaklardayım bu aralar. Prometeus’u oynamaktan, hep onlara çalışmaktan sıkıldım. İnsanın kendini oynamayarak övgü kazanması gerekiyormuş bazı zamanlar, o an değerli oluyormuş fikirleriniz, ‘bay doğru’ oluyormuşsunuz ve sahte gülücükleri cebinize koyup, akşam teker teker kurtlarından arındırıyormuşsunuz olanları. Ve biriken kurtlar o kadar çoğalıyormuş ki bazen kaçacak yer kalmayınca içinizi kemiriyorlarmış yavaş yavaş…
Siz mi, tahtadan geriye kalır yanımız mı kaldı…
Ve bir sene böyle bitti, amaçlarım vardı, yarı ulaşılmış; sevgim vardı, bitti. Aşk mı, o da ne ki?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

10.01

7 Yorum Var

Bugün benim doğum günüm…
Dünyaya kazık çakmaya çalışacağım ilk gün bugün…
Ebenin, o zamanlar doktor yokmuş, benim bembeyaz kıçıma ilk tokadı şaplattığı, annemin çiğ sütünü emdiğim ilk gün…
Kim derdi bu 3 kilo 100 gram hücre yığını, büyüyecek, üniversitelere gidecek diye? Hı söyle bakalım sen diyebilir miydin?
Kimileri bu rastlantısal sonuçlara ‘mucize’, kimileri de ‘saçmalama lan, allahın işine nasıl rastlantı dersin’ diyor. Varsın diye koysunlar, hayat onlara da nanik çakıyor bir taraftan da gariplerimin hissettikleri yok…
Bugün benim doğum günüm, sadece benim…
Sanki gezegenler, yıldızlar sözleşmiş bugün beni ‘oğlak’ burcuna sokmak için. Bak ne güzel akrep var, eşek var, yılan var; onlara neden sokmadınız beni? Gittiniz nerede en entel, en dantel burç var ona soktunuz, tepedeki söyledi değil mi bunu size, ah siz yok musunuz?..
Tamam, varsınız biliyorum…
Evet, yeni yaşımın yeni saniyelerinde yine karşılanmayan yeni beklentilerim var. Yok, artık aşk meşk istemiyorum, biliyorum onun ebediyen bana bahşedilmeyeceğini o yüzden daha kolay şeyler istiyorum, üfleyecek mumum da yok kusura bakmayın, siz gözlerini kapatın, beni böyle üflerken hayal edin, olur mu?

Hmm, ee hiç bir şey değişmedi. Alo, yeni bir yaşa girdim, hadi değişsenize, hey, kime söylüyorum, hadi lütfen, lütfen…

I wanna stay here ’til we’ve killed this bitter doubt…
I wanna hold you but my hands are tied…
I wanna sleep here but I’ve been denied…
Let’s watch the clock until the morning sun comes out…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bir duvar yazısının aşağı doğru süzülen boyasındayım sanki, haykırışların yetmediği yerde akıtılan gözyaşları gibi, sessiz, ürkek, yapışkan ama yapışmak istemeyen…
Sınavlarım var bu hafta. Evet, en sonunda gerçek sınavlarla karşı karşıyayım. Çalışmam gerekiyor eminim ve beni gelecek 2 hafta rahatsız edenin kulaklarını koparıp, boğazına tıkacağım. Çünkü ben mükemmel bir ölüm makinesiyim…
Gaddarlık da işledi en sonunda kanıma ve gurur ile şaklabanlığı karıştırır oldum. Birinin selamını almamak mıdır gurur dediğin ya da eskiden sevdiğin birinin yeni sevgilisiyle öpüşürken beni görüp onu itmesi mi? Tanrı herkesin sırtına kaldırabileceği kadar yük koyarmış dediler, doğruydular. Fakat büyümek için karşımıza küçük insanları çıkarmasını hâlâ anlamış değilim…
Aşk da bitti sonunda, yalnızım artık; saf, duru, katıksız ve kesinlikle domuz eti içermeyen. Gençlere öğütler veriyor, bir banka oturup ‘şunlar olur, bunlar olmaz’ diyorum. Bazen karşıda öpüşenlere arka fon oluyor, el ele gezenlere hayranlıkla bakıyorum. Birini istemiyorum fakat özlem duymadan da yapamıyorum, çünkü yeterli yer ve zamanda beni bulduğunda onu görmemezlikten gelmek istemiyorum…
‘Hikayen kalmadı mı anlatacak, sus otur’ dedi ‘yerine’…
Bırakacaktım, toplumdan sıyrılacaktım, bir oyun kuracaktım kendimce ve kimseyi dahil etmeden kazanan hep ben olacaktım. Mutluluk oyunum olacaktı bu ve geçmişim ‘dün’ ile sınırlı kalacaktı. Yarının ne getireceğini bilecek, kendimi güvenceye alınca kabuğumdan dışarı çıkacaktım…
-Hadi dansa kalkalım bayan hey Ray benim şarkımı lütfen ;)
-One two, one two three four!

Hit the road Jack…
And don’t you come back!
No more, no more, no more, no more!
Hit the road Jack…
And don’t you come back no more (What you said!)

-Bak ne güzel çalıyorlar, batari de kıvamında, bayan beni kırma lütfen…
-Peki, anladım…
Ee kader kısmet, birileri yağmur altında romantizmin doruklarına ulaşmak için yavaş yavaş yürürken ben onları görmemek için hızlı hızlı kaçarmışım. Kıskanmam, ulaşamadığım kadına mundar dermişim…
Sınavlarım var demiştim, hem de zorlu sınavlar, formülleri açık, cevapları kapalı, kopya çeken cezalı. Başımda bir müdür, başında bir külah. Her külah kuşanan gibi o da hükmen hükümdar, kafadan kontak mülayim. Bilemediklerini sayamayan küçük kurtarıcı…
Yine balatam sıyırmaya başladı, dilimin tonundan bellidir. Bir istasyon arıyorum, yağımı değiştirip geleceğim…
Ve hikayenin sonu, monotonlaşmış bombok bir hayat, her gün yenen 3 öğün, zayıflayan bir beden ve geriye kalan üç nokta…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayattı adı; bunun modernleştirilmesi ya da eskitilmesi olmazdı. O nasılsa öyle yaşanırdı, çizginin dışına çıktığımızda cezasını bize sormadan keserdi…
Kabuğumuzu kırmamıza izin verir, yeteri kadar büyümemize olanak sağlardı. Çok büyüdüğümüzde suyumuzu, az büyüdüğümüzde güneşimizi keserdi.
Kim düşünürdü ki bir kelebeğin ölümü dünyanın sonunu getirecek ya da bir taş parçası bir insanın canını kurtaracak. Kimse düşünmezdi, yaşam mücadelesinde aklına bile getirmezdi; gerçekleştiğinde olanlara “mucize” der, mucizenin olmadığını bilenlere kukla olurlardı…
Boş akıllarında arı gibi uçan bir düşüncenin, bir akımın anlamını bilmeden peşinden koşmak onların hayatları, diğerleri onların düşmanları olurdu. Kimisi yaralarına tuz basarken, diğeri içine kustu; olanlara seyircisiz kalıp, kaldırımın güvenli alanında yürümeye devam etti…
Giden dönmedi, gidenlerin arkasına bir anlam yüklenmedi. Sadece yaşandı, an yaşandı. Hiç bir şey yapılmadı, sorulup, sorgulanmadı…
Ve bunların yapan her bir kişi yüzlerine dolan çizgileri saymaya başladı. Ölümün sesi kulaklarında yankılandı. Korkularından ibadethaneler doldu…
Yaşamı müjdeleyen tanrı, şimdi ölümü vaat ediyordu. Korkularından ne yapacaklarını bilemeyenler kalın duvarların arkasına saklandı, ölümü sessizce bekledi…
Kafasını tek bir soru ile değil, sorular ve az sayıda da olsa cevaplarla dolduranlar gelen sessizliği gülümseyen yüzleriyle karşıladılar. Onlar için ölüm cevapsız soruların ardından gelen huzurdu…
Öyle oldu, son sözler söylendi, ışıklar söndü, perde kapandı…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions