Ka-Boom!

Yorum Yok...

Yaşamı yeni yeni anlamlandırmaya başladım…
Öncelikle özel yaşamınız; sadece tek kişiye özel olup başkalarıyla paylaşılmayan, gizli ibadetleriniz, ruhani liderleriniz, tanrılarınız, kadınınız. Daha sonra ise iş hayatınız; amacı sadece doymak bilmeyen karnınızı doldurmak olan, insan topluluklarının birbirlerini yemelerini kolaylaştıran oyunlara verilen isim. Bu oyunu güzelleştiren tek güzel yan ise, hoşunuza ne gidiyorsa insanları o şekilde katledebilmeniz…
Bazen derilerinizin altında ne saklıyorsunuz çok merak ediyorum; kuru bir et parçası mı yoksa buharlaşıp gitmiş ruhlarınız mı? Devamını okuyun…

Toplamda 4 kez okunmuş...

Don’t Believe In Love

5 Yorum Yapılmış
Uzaklar

Garibim, ilginç, yaşanması kolay olmayan, yalnız insan…
Ben…
Kendime ters düşen işler peşinde hissediyorum kendimi, düşler ve gerçekler dünyasını ayıran büyük duvarın üstünde dans etmek gibi. Biri pembe, olmasını istediğiniz hayat; o ve siz, yağmurlu bir günde, arnavut kaldırımlı bir sokakta, etrafında sinekler uçuşan bir lambanın altında dans etmektesiniz; diğeri ise gri, alacalı, etrafınızdakilerin istediği bir hayat; o ve siz, yağmurlu bir günde, ellerinizde siyah şemsiyelerinizle alışveriş poşetleri işten gelmektesiniz, son dansınızı evliliğinizde etmiş, toplumdan kopamayan küçük bir insansınız, ruhu yalnız ve sıradan…
Benim ‘kraliçe’ ruhlu insanlara ihtiyacım var. Bir kelimesinde tüm anlatmak istediğini anlayabileceğim, kendine özgün ve özü kimse tarafından kirletilemeyecek. Bir sorun, hayal diyarından bu dünyaya yanlışlıkla düşmüş çok az insancık var. Şans ve şansızlık, gerçekleri yaşamak zorunda mıyım? Devamını okuyun…

Toplamda 66 kez okunmuş...

Volume Volume

6 Yorum Yapılmış

Bugün hayatımdaki komik, üzüntülü, garip, anlam veremediğim bazı anları, anıları sizlere bölüm bölüm anlatmak istiyorum. Şimdiden söylüyorum, olaylar canlar yakabilir. ‘Kim bunlar’ diye sormak yok. Çok ısrar edenlere ‘adı bende saklı’, ‘baş harfi ben’, ‘aloğğ’ şarkılarını hediye ediyorum…

Bu Nedir Vol. XXI
Arkadaş ortamına girilip, selam verilip, hemen kalkılacaktır. Mekan gayet gürültülüdür ve platonik aşık olunup, red cevabı alınan kızla göz göze gelindiği an garson bey hemen gelip soruyu yapıştırır;

Devamını okuyun…

Toplamda 53 kez okunmuş...

O Ne?

9 Yorum Yapılmış

Gül Hayata!Dalga geçer olduk tüm hayata, elimde rakı, önümde kimse. Ağlar oldu deli gönlüm, kimsesizliğin boşluğunda, deli savrak çocuk…
Zamanla avunursun dediler, bizi böyle kandırdılar ey deli karayelim, çalkantılı poyrazım. Diner mi, biter mi sarsıntısı; kapanır mı süslü, boyalı, ufak sözcükler, minik hanımları ile koca yalanlar…
Hadi karalayın üstümü, karalayın boş yere; sevemez çünkü sizlerden başka kimse, bizimkisi aşk değildir, çürük soğan halkası vesselam, öp de alnına koy… Devamını okuyun…

Toplamda 55 kez okunmuş...

Fever!

8 Yorum Yapılmış

SniperYoruldu bu beden, sonuçta kan pompalıyor bütün gün, yazın ortasında soğuyor…
Piston kapaklarımdan bir kaçı arıza yapmış, ölüm yaklaşmış, özleyeceğim…
Sen, uyuklayan güzel, yaşanmadan tüketilmiş, yaşamadan yaşlanmış. İşte, oradaki sen!
Özledim, sıcak bir çorbayı, ipi kararmış bir çift mumu. Maytap kadar eğlenceli ve kısaymış ömrüm…
Devamını okuyun…

Toplamda 59 kez okunmuş...

My Favourite Game

8 Yorum Yapılmış

O mışıl mışıl uyumakta şimdi ya da sindirilememişliklerin hazımsızlığını çekiyor. Terler içinde kalkıyor, sağına soluna bakıp, yastığına sarılarak tekrar uyuyor…
Ben akıllanmam, en sevdiğim oyun bu çünkü ya da kaybetmekten en çok haz aldığım mı desem, ne desem…
Saçmalama, İstanbul yedi tepe, hangi birine uçarsan uç yeni heyecanlar bulacak, yeni hatıralar edineceksin dedi. Dedi de kime dedi…
Hayallerimdeki bayan boğmaya başladı beni, ben de onu, boğuşuyoruz işte kuralsızca; belden aşağıya inmeden, saygısızca ya da öyle işte, ne bileyim…
Devamını okuyun…

Toplamda 71 kez okunmuş...

Love Is An Unfamiliar Name

8 Yorum Yapılmış

Hayallerimde yaşaması, gerçek olmaması çok güzel şu anda…
Biliyorum; bağlanmak, hayatımın en kötü kararıydı ve şu anda bu ikilemimi aşmaya çalışıyorum…
‘Ya..ya..’ kalıplı sorularımı yanıtlamam gerek beynimde, aklımda, her ne b.ksa işte…
Herkes için basit görünen bir yapı, benim için dünyanın en karışık olgusu, özür dilerim…
Oradaysan gel kurtar beni, çıkar karanlığımdan, yarım yamalak yapacaksan dokunma kalsın öyle, duvardaki böceklerde hoş, tenimi gıdıklıyorlar falan, ya onlar, bilmem…
Devamını okuyun…

Toplamda 56 kez okunmuş...

Two Plus One

4 Yorum Yapılmış


Hafif bir dansın eşliğinde kaçamak gözlerle birbirimizi süzerken bulduk birbirimizi. Beline doladığım elim omurga kıvrımına öyle bir yerleşmişti ki onu kuyruk sokumundan ense ucuna kadar hissetmiştim sanki…
Başını omzuma yasladığında öyle derin nefesler alıp veriyordu ki boynum ateşlerde kavruluyor, kulaklarım utandığımdan değil içimdeki volkandan kızarıyordu…
Eve ilk adımlarımız, küçük bir waltzin başlangıcıydı, beni kravatımdan yatak odasına kadar çekişi ve beni hemen kapıya sıkıştırışı dönülmez yolun başlangıcı sayılıyordu artık…
Kravatımdan çektiği elini dudaklarıma, oradan açtığı gömlek düğmelerinin arasından göğsüme yaslıyordu. Tüylerim diken diken olmuş, kalbim sanki eriyip vücudumda dolaşıyordu. Derken yatak odasına atılan küçük adımlar, dudaklarımda hissettiğim başka bir ıslaklıkla son buldu. Askılarını indirirken aşağıya doğru onun en narin, en yumuşak teni pürüzleşmeye, gerilmeye ve sertleşmeye başladı. Elimi kalbinin üzerine koyduğumda ateşin doruk noktasına ulaştı…
Boynumu yakarken çıkan salyaları enseme doğru aktı, ellerim belini çoktan kavramıştı. Kıvraklıklarımız sayesinde oluşan o küçük genlikle hareket yerini ikimizin de üstüne sinen pis, yağlı bir tere bıraktı…
Yorgunluğun getirdiği uykuyla gözler sabah açılmak üzere kapandı…
Sabah kalktığında yaptığı ilk iş aynada kendini seyretmek oldu.
Ve arkasından gelen ilk sorusu ‘her şey bitti mi artık?’dı…

Vücutta kalan küçük tuz kristalleri, 2 gram meni ve bir ton ayrılığıyla +21 buna işaret edip uyarıyordu bizleri…

Toplamda 15 kez okunmuş...

Gıcık

7 Yorum Yapılmış

Bugün herkese o kadar çok gıcıklık yapasım var ki…
Herkesin msn iletisinde bir çöküş, bir yakarış, bir sitem, bir hayıflanma; sanki daha önce hiç dert değildi de bugün dert oldu bunların hepsi. Bir de sırf bugünü sevgilileriyle geçirenler yok mu, var. Onların da X♥Y şeklindeki gösterişlerini esefle kınıyor, elimden geldiğince gıcık olmaya çalışıyorum…
Yalnızız sonucunda, alnımızın yazısı belki ama bu hayatın en kötü şartlarından biri değil ki…
Tamam, bizim de kalbimiz yanmış olabilir, hâlâ onun düşüncesiyle kavruluyor, bu yüzden uykularımız kaçıyor olabilir. Herkes beraberken ben ayrı da olabilirim, e ne yapayım yani öleyim mi?
(Ölmekten beter olduğumu söylemiyorum tabi…)
Sonuçta özel geçmesi gereken bir gün 14 Şubat. Sevginin bu kadar açık saçık değil aksine bir ibadet gibi gizli ve iki kişinin özelinde yaşanmasını tercih edenlerdenim…
“Sen ne anlarsın ki?” diyeceksiniz, bir gün ne kadar anladığımı ‘o’ bilecek, siz canınızı sıkmayın…

Toplamda 9 kez okunmuş...

Above Ground

14 Yorum Yapılmış

Underground I’m waiting..
Just below the crowded avenue…
Watching red lights fading out of you…

Güzel bir şarkıyla başlamak istedim bugünkü saçmalamama…
Evet sonunda bir hafta doldu, mutluyum, god bless me baby. Ee demiştim ben, insan her ne kadar sosyal bir yaratık da olsa, her ne kadar tanrının dışkısının toprağa karışmasıyla oluşsa da yalnızlık bizlere de mahsus olup, güzel görünebiliyormuş; tabi takmadığınız sürece…
Bugün ilk fotoğraf makinemi de aldım, böyle kocaman ekranlı, parlak, siyah bir şey. Huyumdur, kurusun, bir şeyleri insan hayatına benzetmek; işte yine oldu, ampulüm yandı kafamın üstünde ve kedi kulaklarım kesiliverdi birden…
Fotoğraf makinesi işte, önüne geleni çeker, öpüşmenizi, ayrılışınızı, küçük bir çiçeği, üzerinde duman tüten inek bokunu, ineği.. fakat bir sorun vardı, kendini asla çekemezdi, bu en dandik alette de böyleydi en pahalısında da. Bize benziyor dememiş miydim, işte bomba burada patlıyor, kendimizi tanımlandırmak için etrafımızda ‘biz’lerden olması gerekiyor. Garip ama gerçek, insanın yüzyıllardır kendini bulma, kendini bir yere koyma çabasının sonucunda yine insan faktörü ortaya çıkıyor…
Bazen düşünüyorum sosyoloji mi yazsaydım ben…
Neyse, mademki insan bir ilişki hayvanı, o zaman sosyalleşen bu hayvancıklar kendi aralarında iletişmek zorunda. Burada da kafamı kemiren bazı sorular yok değil. Bugüne kadar insan ilişkilerini sıralarsam genel olarak şöyle bir tablo çıkıyor:
Birincisi, insanı dost ve arkadaş diye ikiye ayıranlar:
-Buradaki insan vatandaşlarının yakın oldukları 3-4 dostu ve popolarının havada olması nedeniyle pek takmadıkları, olsa da olur olmasa da olur dedikleri, belki de kendilerini güvenceye almak için oluşturdukları arkadaş topluluğu vardır. Dost uğruna arkadaşlarını gayet ucuz bir fiyattan elden çıkarabilir, arkadaşlarının onu önemsemesini pek kafasına takmaz. Eşeyli üremeye sahiptirler ve erkek olanları bir seferde 10 milyon sperm bırakabilme kapasitesine sahiptir. Doğal yaşam ortamları ‘cool’ diye tabir edilen kafelerdir. Dünya üzerinde pek bir etkiye sahip olmasalar da, besin zincirinin tüketiciler kısmında yer alırlar. Garip bir sosyo-psiko-hayvan sınıfı işte ya da tek hücreli mi deseydim, neyse biyolojiyi de unuttuk zaten…
İkincisi, yakın olduğu her insanı dostu bilenler:
-Buradaki iki bacaklı deneklerimiz, arkadaş diye tabir ettiği her kişiyi aynı zamanda dostu ilan eder kendi küçük göğüs kafesinde. Güvenir, güvendirir, sırlarını paylaşır. Fakat yukarıda bahsettiğim öglena hayvanı bu tek hücrelilere bazen büyük zarar verir, onları yalnızlığa mahkûm eder. Fakat hayatında 1-2 dost denilen kişiye sahip bu grup mantarları, hayatı sorgulamak, ona yeni bir bakış açısı getirmek için gelmişlerdir. Hani (gerçek) entelektüel dediğimiz gözlüklüler vardır ya, işte geneli bu gruba girer. Eşeysiz ürerler, dolayısıyla bir eşe mahkûm olmadan hayatlarını sürdürebilirler. Fakat her zaman, eşeyli üreseydik ne olurdu diye de düşünmeden edemezler…
Üçüncü ve son grubumuz ise herkese arkadaş gibi yaklaşanlar:
Evet, bu gruptaki insanlar günümüz gençliğinin büyük kısmını oluşturmaktadır. Ortam insanı diye tabir edilirler, genelde mutualist bir yaşam sürüyorlar gibi de görünseler, aslında büyük bir haşere grubudurlar. Ortam ne olursa olsun, rock, pop, arabesk, caz.. bunlar her çevre grubuna adapte olurlar. Kısacası rüzgar nereye onlar oraya hesabı. Erkek ve dişi olanları çok eşli yaşar, eşsiz yoldan eşeyli ürerler. Bu gruba genetik açıdan girmeye zorlanan dişilerinin doğal yaşam ortamları Levis, Collezione ve Adidas gibi yerler olmakla birlikte, erkekleri Nissan, Mercedes vb. gibi vitrinlere vantuzlarıyla yapışık halde doğarlar ve ömür boyunca orada yaşarlar…
~~~


Sosyoloji dersimiz bugünlük sona eriyor…
Yukarıdaki küçük hanımı tanıyanlarınız vardır, yoksa da siz hâlâ dünyanın bazı zevklerine varmadınız demektir…
Bu caz kraliçesi geçen yaz memleketimin en nefret ettiğim iline, İstanbul’a geldi. Gidemedim, neden gidemedi mi yok işte, sadece gidemedim. O, orada “I’ll be with you someday…” diye haykırırken ben evimde iç çekiyordum…
Ama dün annemle konuştum, iki bayram arası olmaz dedi, beklemelisin dedi. Bekledim, yüzükleri dahi aldım, zaten ufacıcık parmağı vardır onun, neyse yine içim cız oldu…
- Ne olmuş ne olmuş?
Sen bir sektersene…
Son olarak Ferhan Şensoy’un Üç Kuruşluk Operasını seyrettim bugün. Müzikalleri sevmem, zaten oralarını hızlı hızlı geçtim videoda. Neyse oradan bir sözle veda etmek istedim, siz çift hücrelilere…
-Aferin oğlum tosbaa, tek deseydin alınırlardı zaten…
-Sen sektermeyecek misin?
- !!?
Ferhan Şensoy söylüyor:
-Atatürk ideolojik tercihini yaparken, hepinizin aptal olduğunu Aziz Nesin’den çok daha önce anlamıştı…
-Atatürk hiç bir zaman böyle hıyar bir duruma düşmemişti. Çünkü Atatürk bizim gibi bir dallama değil. O, bir idealin peşinde bir aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiç bir çıkar derdine düşmemişti…
Biz Özal görmüş Atatürkçüler, Atatürkçülüğün anlamını yitirdik. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü, yılda bir gün Erbakan da Atatükçü, Fettullah Hoca(!) tamamen Atatürkçü…
Atatürkçülük böyle herkesin benimseyebileceği salak bir ideoloji olamaz ki…

E hadi bana müsade…

Toplamda 25 kez okunmuş...

« Eski Girdiler |