‘Kırmızı Rugan Ayakkabılar’mış

4 Yorum Yapılmış

Ben hiç giymedim, nasıl bir tadı olduğunu da bilmiyorum. Fakat günün birinde birileri giymiş ve tecrübe edinmiş ki gerçekten güzel görünüşünün altında ne şeytanlıklar dönüyormuş. Öğrendik, teşekkür ederiz…
Lakin öyle olmuyormuş bazı şeyler. Mesela yaşam varmış, ölüm varmış ve bizler o ikisi arasında gelip gidenlermişiz. Ne yaşadığımızın, nasıl bir insan olduğumuzun pek önemi olmazmış, belki de bizi kandırırlarmış. Of, sıkıldım bu köhnelikten…
Bir ışık gördüm diyordum ya, o ışığın bana yandığını kim söyledi ki? Al işte yine kendi kendime gelin güvey oldum, olsun, onsuz da yaşanmıyor ki, nasıl yaşansın ki?
Cevapsız sorular sorup durmayayım kendime, sonra etraf kararıyor benim için…
Aslında sen de haklısın be, hani onca aydan sonra bir cafeye gidip karşına almıştın onu, yüzündeki parıltıyı görmüştün, ‘hani belki bir ihtimal’ diye geçirmiştin ya aklından ya da hiç durmayan şeytanların dürttüğünden, bir de yalnızdın, tutunacak bir el arıyordun ya, sanırım onu, o ellere sahip kişi sandın. Yanıldın, üzgünüm…
Ha geçen iyiliğini hak etmeyen gelip geçen o kızı gördüm Küçükpark’ta yürürken, karşısına almış bir erkeği laflıyorlardı gayet samimi bir şekilde. Hani sen şapkanın karanlığında insan popülasyonunu hızla yararken göz ucunla bakmıştın ya oraya, işte o zaman anladın bir orospuyla bir kızın arasındaki farkı…
Ne demiştik en son, değer değil mi? Hak ettiğin kadar hak ettir; bu da yanlış ya neyse…
Bir de küf tutmuş zincirleri var toplumun. Hani kırmak istediğimiz fakat her adımımızda o zincire bir halka daha eklediğimiz. Ee hani sizin değer yargılarınız? Çok konuştum ben, susmam gerek…
Uyku mu, tamam geliyorum…

Toplamda 9 kez okunmuş...

Ve Doğrular

4 Yorum Yapılmış

4 uzun gün ve 4 uzun gece; insanları biraz daha anlamam için geçen süre. Bir aşkın, bir kızın bıçak sırtındaki dansını seyretmek, ağlayışına tanıklık etmek, ona sarılmak, güveni hissetmek, son dokunuşlar ve küçük bir öpücük…
Yaratıklar, hayvanlar, insanlar, arkadaşlar, dostlar, sevgili; değerliler, tekler, vazgeçilmezler…
Ve bir saklambaç ebesinin aklından geçenler, rüzgârın savurduğu ufak kum tanelerinin korkusuzca denize atlayışları…

Yıldızların altında gündüz çöl sıcağı, akşam kutup soğuğu; insanlar ve yıldızlar. Bir evsizin günlüğünü oluşturan yegâne yığınlar bunlar olsa gerek. Çöpten alınmış yarı küflü, kuru bir ekmeğin içine, güneşten erimiş domatesi koyup yemek olsa gerek karnını doyurmak. Ve herkesin rahat yataklarında uyumasına karşın, onun karton kutulardan yaptığı evde gülümseyebilmesi olsa gerek huzur…
Tozdan katılaşmış, yağlı saçlarıyla aşık olabilmek umutsuzca. Bir gün onun dudağınla, kendi patlak dudaklarını birleştirme hayalleri onu ayakta, hayatta tutan. Yalnızlıktan dertlerini çöp tenekelerine, boş konservelere, kedilere anlatan yalnız bir adam, yalnız bir kız, sakalları kararmış aksakallı amca…
Sevdiğin kişinin senden kaçması, bir başkasını düşlemesi, sevmesi ölüm…
Ve ölüm, hayatın ta kendisi…

Toplamda 7 kez okunmuş...

|