Ka-Boom!

Yorum Yok...

Yaşamı yeni yeni anlamlandırmaya başladım…
Öncelikle özel yaşamınız; sadece tek kişiye özel olup başkalarıyla paylaşılmayan, gizli ibadetleriniz, ruhani liderleriniz, tanrılarınız, kadınınız. Daha sonra ise iş hayatınız; amacı sadece doymak bilmeyen karnınızı doldurmak olan, insan topluluklarının birbirlerini yemelerini kolaylaştıran oyunlara verilen isim. Bu oyunu güzelleştiren tek güzel yan ise, hoşunuza ne gidiyorsa insanları o şekilde katledebilmeniz…
Bazen derilerinizin altında ne saklıyorsunuz çok merak ediyorum; kuru bir et parçası mı yoksa buharlaşıp gitmiş ruhlarınız mı? Devamını okuyun…

Toplamda 4 kez okunmuş...

Ve İnternet Öldü

3 Yorum Yapılmış

Blogumu takip edenlere duyurulur…
Son günlerde çok sevgili(!) yurdumun M.A.L. (make alien legal) yöneticileri yüzünden her zaman yarın gelecek olan internet bir türlü gelemediği için şu an sizlere ulaşamamaktayım…
Bu sorun için yöneticileri yumurta yağmuruna tutmanızı rica eder hepinizin yanaklarından öperim…

Site Şeysi: Tosbaa!

Toplamda 30 kez okunmuş...

Adak

4 Yorum Yapılmış

İradelerini sağlamak için bir ay boyunca kendilerine işkence eden insanlar görüyorum…
Bir tanrının lokmaları saydığını ve insanları yarattığı onca şeyden mahrum bırakışını ibretle seyrediyorum…
Sabah elinde torba pardon çuval taşıyan çocukların saldırısıyla uyanmak çok garip bir duygu, cadılar bayramını anımsattı bana, bir balkabağımız eksik sanıyordum ki aynaya bakınca onun da tamam olduğunu anladım…

Devamını okuyun…

Toplamda 53 kez okunmuş...

Sus Adam Ol!

Yorum Yok...

Bugün beş Ağustos…
Sınavım vardı bugün, ne sınavı demeyin, diğer insanlara göre hırs küpüymüşüm, ölecekmişim hırsımdan. Doğru, sıfatınız olacak mesleği sevmek suçmuş şu dünyada…
Dedim ya bu insanları anlamak çok güç diye. Dillerini popolarına sokup herhangi biri için ‘o iyidir, şu iyidir’ demekten başka bir şey yapmamak iyi insanlık mı oluyor bu memlekette? Bir olay için bir yorum yapıldığında sahte gülücükler atmak mıdır iyi insan?.. Devamını okuyun…

Toplamda 44 kez okunmuş...

I Feel You

9 Yorum Yapılmış

Mona SaxDostluklar da sahteleşince insan artık büsbütün yalnız olduğunun farkına varıyormuş…
Kimsenin kimseye ‘aa hiç öyle olur mu biz hâlâ dostuz’, ‘geçen saçım kırmızıydı görmediniz mi?’, ‘ben artık biriyleyim haberin yok mu?’, ‘babam kalp krizi geçirdi bilmiyor musun?’ gibi laflara, artık karnım iyice doydu, biraz daha kaktırırsanız istifra edeceğim haberiniz olsun…
Sevgili dostlarım(!), eğer size fazlalık geliyorsam, yan cebinize atılan tek kullanımlık prezervatifsem cidden bırakın gideyim. Azıcık gururunuz varsa bunu bir de yüzüme karşı söyleyin…
Cidden küçük bir matematik hesabına girdiğimde şöyle bir sonuç çıkıyor:
Derdini anlatanların sayısı 10 elin parmaklarını geçmekteyken, derdimi dinleyenlerin sayısı sadece bir elin parmaklarını dahi geçmiyor…

‘Sen derdini anlattın da biz geri mi çevirdik?’ diyenleri de duymamakta ısrarcıyım çünkü her dert anlattığım kişi onu çözmeye değil aksine olayı iyice karıştırmaya başlayınca ondan da caydım. Bunu da geçtim, benim beynimi, her nereden güç alıyorlarsa, küçümseyen yaratıklara demek isterim ki, küçülen o beynin içinde sizin yeriniz ihmal edilecek kadar minikleşiyor, haberiniz olsun… Devamını okuyun…

Toplamda 65 kez okunmuş...

Gül Kendine

11 Yorum Yapılmış

Bugün, yaşadığım bir iki ayın en büyük isyanını yapmak istiyorum, konumuz yine insanlar. ‘Onlar benim midemi kaldırıyor’ diyenler okumayı burada bırakabilirler…
Evet, tatili es geçersek bir iki aydır dayanmaya çalışıyorum ama artık olmuyor, ı-ıh gitmiyor. Saygıdeğer güzel arkadaşlarım ya da öyle sandıklarım, belki hayatımdan gelip geçicisiniz diye düşünebilirsiniz fakat aptal ben hâlâ hepinize ayrı ayrı değer veriyorum. Yapmalı mıyım yapmamalı mıyım bilemiyorum, belki ürün portföyümün genişliğinden olsa gerek çoğu şeye gözümü kapıyorum fakat sadece ihtiyaç olduğunda beni arayıp sormak da ne oluyor sorarım size…
Mutluluk zor bulunan, koca hayatta toplasan belki 1-2 saat yaşadığımız bir şey ve haklı olarak bunu paylaşmıyor olabilirsiniz, kendinizle ya da arkadaş çevrenizle yaşamak da isteyebilirsiniz, çünkü ben de öyle yapıyorum, fakat başınız köşelere sıkıştığında aradığınız, yardım istediğiniz kişi neden ben olmak zorundayım? Sorması ayıp ama ben Kudüs’teki ağlama duvarına mı benziyorum; bakayım, yoo ne koltuk altlarımda dilek kağıtları var ne de taş gibi sertim…
Aslında ben alıştırıyorum insanlara bunu, dertleri olduğunda dinliyorum, hatta onların dertlerini kendime sorun ediyorum. Ha sonra ne mi oluyor; onlar mutlu mesut yaşarken ben dışarıdan onları seyretmek zorunda kalıyorum, içimden ‘ama, ama ben…’ deyip donakalıyorum…
Bize örnek ver, biz insanlar düşünmeyi sevmeyiz diyorsanız hayatımdan bir kaç kesit; bir yerlere adam bulunamadığı için çağrılmalarım, adını bile unuttuğum kişilerin neye hikmetse sabahlara kadar sorunlarını anlatıp, ertesi gün beni tanımaması; iyi geceler mesajıma ’sen de kimsin’ diyenler, beni teknik servis niyetine kullanıp hafızalarından silenler…
Hayatımın mottosu ’sana bir adım gelene sen on adım git’. Fakat insanlar alışmamış ki buna, neye mi; bir insanın diğer bir insana değer vermesi, iyilik yapması, sevmesi…
Haa akıllandım mı diye soracak olursanız size şu cevabı vereyim; Manisa Ruh ve Akıl Hastalıkları Hastanesi’nde miyim, hayır, o zaman hala akıllanmamışım…
Ben hâlâ hayatımı küçük karton evimde yaşayakoyayım, bozulmasın, rüzgardan uçmasın diye elimden geleni yapayım, ufak insanlar ben uykudayken her yerini kemirip bitirsin…
Havadaki nemden bile eğrileşen, büğrüleşen bir ruha; son kullanım tarihi geçmiş sütü içtiğiniz, egzoz kokularını çektiğiniz bir bebekliğe sahipseniz, giriş bedava!
Pis dünyanıza hoş geldiniz, içeri buyursaydınız!

Toplamda 9 kez okunmuş...

-ban

3 Yorum Yapılmış

Yine sigortalarım atmış vaziyette ve yine sebep cânım yurdum insanı…
Kar sebebiyle bilmem kaç köy yolu kapalıydı açıldı, dış borçlarımız kapatıldı, bütün madeni paralarımız altın oldu, tüm ülkede kısacası başka sorun kalmadı ve tartışılacak bir türban kaldı…
Bugün imza attığımız İnsan Hakları Bildirgesi’nin savunucusu İnsan Hakları Mahkemesi dahi bu illeti siyasi bir sembol saydı ki gamalı haç, çekiç-orak, kızıl yıldız.. bunların hepsi birer siyasi simgedir, bunlar hâlâ diretiyor inanç özürlüğü, yaşama özgürlüğü, düşünce özgürlüğü…
Tamam kardeşim al özgürlüklerini dür, bük, paketle sok bir tarafına, ona karışmıyorum zaten. Sen bugün T.C. vatandaşıyım diyorsun, elinde mavi/pembe nüfus cüzdanına sahipsin, o zaman ne demiş yasa ‘bu ülke sınırları içinde yaşıyorsan, bana uymakla mükellefsin.’. Al işte uymak zorunda olduğun 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında değiştirilemez hükümlerden 2. madde der ki;

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Yani sıkma başlı arkadaşım, İnsan Hakları Mahkemesi’nce siyasi obje olarak gösterilen 2×1 metrelik paçavranı bir devlet kurumu olan üniversiteden içeri so-ka-maz-sın. ‘Sokacağım, göreceksin, ha ha ha’ diyorsan peşinize takılacak onlarca davayı, onu geçtim üniversitelerden topluma yayılacak olan islami etkiyi düşünemiyorum bile…
Şimdi gelelim en büyük savunmanıza; kıçı başı açık, saçı sakalı birbirine girmiş insanlar üniversitelere giriyor da biz neden giremeyelim?
Güzel kardeşlerim, ben kendi suratımın her yanını küpelerle doldursam, mini etekle okula gelsem, iç çamaşırı giymesem, vb.. yapsam bunların hiç biri sana siyasi bir obje, bir ideoloji aşılama gibi geliyor mu? Fakat laik bir toplumda, bunlar ayıp kaçıyor be kuzum, bak sana zaten beyinleri zorla yıkanan İran’ı verelim, istersen 365 gün 24 saat üstünden kara çarşafı çıkarma kimse karışmıyor, he ne dersin gel anlaşalım?
Saygıda kimseye kusur eylemem, ne dedim istersen yazın yorganla gez, istersen çıplak gez ben karışmam, ama düşüncelerini, psikolojik baskı yoluyla empoze ettirme arzunu ben keserim, orda saygım biter…
Ayrıca ‘hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?’ gibi çok sevdiğim ayete sahipsiniz, ayrıca düşünmek zorundasın, emredilmiş; tanrınız sizi 3-4 cm bezin altından göremeyecek mi, ya da o ki her şeyin yaratıcısı, hükmedicisi; iki metre kumaşın derdine mi düşecek?
Bunların hepsini geçtim, her şeyi hoş gördüm, sizin, biz erkeklere yapıştırdığınız ‘bunların topu sapıktır’ damgası ne olacak? Eğer kendi cemiyetinizin erkekleri, ki öyle olmak zorundalar bence, sapıksa, sapkınsa biz diğer görüşte olan erkekleri de aynı kefeden saymanız niye?
Sinirleniyorum sizlere cidden, nefret ediyorum hepinizden!
Haa gün gelir, kız arkadaşlarım siz sıkma başlılarla aynı sıraları paylaşmak zorunda kalırlar, işte o gün Atatürk’e, bizler için şehit düşen on binlere, bu cânım Anadolu’ya acırım; anılarım, yaşanmışlıklarım ve solmuş resimlerimle, başka diyarlarda doğduğum yere gömüleceğim günü beklerim…

En-banlı Not: Bu yazı %48’in tekerine çomak sokmak için yazılmıştır, gözlerinin önündeki peçelerden göremeyenlere duyurulur…

Toplamda 6 kez okunmuş...

Fitne Fücur

3 Yorum Yapılmış

Düşün babam düşün; hey tepelerde aklı bol olan şahıs, bana defolu olanı vermişsin, bu sürekli düşünüp duruyor, sorular yaratıyor, oluruna bırakası gelmiyor, bilim ve felsefeyle kafasını bozmuş. Bunun garantisi varsa, sürüyorsa bir değiştiriversek…
Sonunda bitiş paragrafını da başta yazdım ya, demedim mi benim biraz sarı boyalı binayı dolanmam lazım diye…
Efendim, ister evrilelim, ister ‘ahanda yaratıldım’ diye oluşuverelim, beni orası pek alakadar etmiyor; fakat neden tanrı iyilikleri isterken bizim yanımıza iyiliklerden daha çok canımızı çektiren kötü şeyler koymuştur? Hadi geçtim artık bizle oynadığını falan da, yani bu iyice dalga geçmek oluyor. Tamam, büyüksün, cidden bizim en akıllımızdan binlerce kez daha zekisin, ‘ol’ dedin mi her şeyde oluveriyor, peki neden kendini yüceltmek için bizleri yarattın? Kendine eş kuvvette birini yaratsan ve ona sözünü geçirsen daha mantıklı, daha yüce, daha kudretli olmuyor mu?
Felsefe bölümümüz burada sona eriyor gelecek bölümlere kadar hede hödö…
Bak ne güzel demiş Sezen, hemşerim olur kendileri;

Ölürüm yoluna ölürüm de yine boyun eğmem…
Yakarım dünyayı uğruna ama sana eğilmem…
Öyle sınırsız, öyle derin,
Öyle çok severim ki korkarsın
Kuruyup çöle dönsem de,
Pare pare olsam da yenilmem!

Az derine inen anlatmak istediğimi anladı sanırım, her konuda, inancımdan, aşkıma, hırsıma kadar her şeyi bir kıta açıklayıverdi işte…
Her neyse, sonuçta hayat onunla dalga geçtikçe güzel kuzum, yoksa o seninle öyle bir dalga geçiyor ki, devrin dönüyor cidden…
Bu arada nah yazıyorum buraya, bir gün öyle mutlu olacağım ki, herkes kırım kırım dökülecek kıskançlığından. Fırat dedi dersiniz; ha bu arada “sen demiştin be!” denmesinden hoşlanmaktayım. Sonuçta kim hoşlanmaz ki poposunun yellenmesinden?
Siyaset damarıma da bastılar geçenlerde, nedir kardeşim bu her şeyi uç noktada yaşama isteği, her şeyi bir kalıp içine oturtma, herkesi tek tip yapma arzusu. Anlamadınız hâlâ, M.A.L. (Make Alien Legal) herifler; saygıyı önünüzdekinden anlayan, kafasını iki kitap okuyunca dolu zanneden Tibet Öküzleri. Komünizmmiş, sosyalizmmiş, liberalizmmiş, emperyalizmmiş, faşizmmiş, sağmış, solmuş.. hepsinin ta annesini okşayım. Evrendeki en iyi düşünce akımının kaynağında ’saygı’nın ve ‘objektiflik’in olduğunu anlamayın daha, toplum çıntarları…
Üstte ne dediğimi bile anlamayacaklar eminim ama bu millet onları yine de başlarına geçirecektir, sonra Aziz Nesin ‘bu milletin %60 aptal’ demesinmiş. Ben bu sözün arkasındayım, katılmaktayım, inanmıyorsanız bilim irfan yuvası olması gereken üniversitelere bir bakın, hangisinde bilim irfan varmış, gösterin dişimi çatlatacağım!
Cânım Atatürk, keşke bize tepeden inme haklar vermeseymiş, keşke bizler bu hakları kazanıp alsaymışız; alır mıydık orası da meçhul ama sonuçta onlar devlet babanın değil ‘bizim’ olurdu…
Neyse burada sözümü keseyim yoksa sözde düşünce özgürlüğü olan bu memlekette dayak yemem, hapse atılmam, vatan haini ilan edilmem, hatta öldürülmem işten bile değil…

Sen o alacası içinde fesatla, hangi günü gün edicen?
Ah o kaditin üstüne, bir de atlas yorgan sericen…

Bu kadını birinin durdurması lazım diyordum ama yıl 05′te o kendi kendini durdurdu benim için, saygıyla anıyoruz hâlâ…
Yukarıda birileri bir çeşit yazılar yazmış, sanırım onların hepsi hayal ürünü. Ara sıra motor tıkanıyor işte, açıldı mı da böyle kapkara dumanlar saçıyor etrafa, dizelden benzine geçmenin zamanı geldi de geçiyor bile…
Hayat haberlerini seyrettiniz, 2 gün sonra doğum günümde görüşmek dileğiyle…

-Kestik!
-Yok ağabey yok, bu millete ne anlatsan boş, sinirleniyor insan bir yerden sonra, al şu ekranı önümden, ne imiş efendim küresel ısınma varmış, sanki ben ısıtıyorum etrafı anasını satayım. Koskoca herifler, bir yığın kütüphane var gitsinler bir şeyler okusunlar, yaş gelmiş 20′ye ben ne öğreteyim millete bu yaşta…
-Klavye açık kalmış!?
-Ananı!

Toplamda 16 kez okunmuş...

‘Kırmızı Rugan Ayakkabılar’mış

4 Yorum Yapılmış

Ben hiç giymedim, nasıl bir tadı olduğunu da bilmiyorum. Fakat günün birinde birileri giymiş ve tecrübe edinmiş ki gerçekten güzel görünüşünün altında ne şeytanlıklar dönüyormuş. Öğrendik, teşekkür ederiz…
Lakin öyle olmuyormuş bazı şeyler. Mesela yaşam varmış, ölüm varmış ve bizler o ikisi arasında gelip gidenlermişiz. Ne yaşadığımızın, nasıl bir insan olduğumuzun pek önemi olmazmış, belki de bizi kandırırlarmış. Of, sıkıldım bu köhnelikten…
Bir ışık gördüm diyordum ya, o ışığın bana yandığını kim söyledi ki? Al işte yine kendi kendime gelin güvey oldum, olsun, onsuz da yaşanmıyor ki, nasıl yaşansın ki?
Cevapsız sorular sorup durmayayım kendime, sonra etraf kararıyor benim için…
Aslında sen de haklısın be, hani onca aydan sonra bir cafeye gidip karşına almıştın onu, yüzündeki parıltıyı görmüştün, ‘hani belki bir ihtimal’ diye geçirmiştin ya aklından ya da hiç durmayan şeytanların dürttüğünden, bir de yalnızdın, tutunacak bir el arıyordun ya, sanırım onu, o ellere sahip kişi sandın. Yanıldın, üzgünüm…
Ha geçen iyiliğini hak etmeyen gelip geçen o kızı gördüm Küçükpark’ta yürürken, karşısına almış bir erkeği laflıyorlardı gayet samimi bir şekilde. Hani sen şapkanın karanlığında insan popülasyonunu hızla yararken göz ucunla bakmıştın ya oraya, işte o zaman anladın bir orospuyla bir kızın arasındaki farkı…
Ne demiştik en son, değer değil mi? Hak ettiğin kadar hak ettir; bu da yanlış ya neyse…
Bir de küf tutmuş zincirleri var toplumun. Hani kırmak istediğimiz fakat her adımımızda o zincire bir halka daha eklediğimiz. Ee hani sizin değer yargılarınız? Çok konuştum ben, susmam gerek…
Uyku mu, tamam geliyorum…

Toplamda 7 kez okunmuş...

Püskürme Anları

6 Yorum Yapılmış
Sonunda bardak taştı. İnsan sabır taşı da olsa, o da ufak bir darbeyle çatlayıp özünü akıtabiliyor. Evet, ben de kaynadım, soğudum ve sonucunda tekrar ısınmaya kalkışılınca ufak çatlaklarım oluşuverdi…
Saygıda kimseye kusur eylemedim, eylediğim varsa bir adım önce çıksın. Her insan gibi ben de birilerine arkadaş dedim, bazılarından nefret ettim, hakkım ve sonuna kadar kullanırım! Kime ne için mi kızgınım, sanane bu seni çok mu ilgilendiriyor? Kızgınım bu doğru, hatta rengimin alacalaştığına dair bilgiler gelmekte yüksek aile konseyinden, ortalığı döküp kırma eğilimleri söz konusuymuş…
İyi ki, iyi ki makinelerle uğraşacağım bir bölüm seçmişim. Tanrı, eğer yukarda uykuya dalmadıysan şu insanlara akıl ihsan eyle. Sonra sırasıyla; doğruluk, dürüstlük, adamlığı öğret! Yap bunları n’olur, yoksa beni al yanına, ben de uyuyayım bir kuytuda…
Lütfen bana rol yapmayın, içindekilerinizi dökün rahatlayın; istemiyorsanız defolup gidin, çok da meraklı değilim istenmediğim kişilerin yanında olmaya…
Yalnız kalırım diye de korkma, ben zaten yalnızım…
Uf!

Toplamda 6 kez okunmuş...

|