"sen" Etiketli Yazılar Gösteriliyor

M

2 Yorum Var

Bir nisan şakası geçiyor hayat bizlere…
‘Değişim şart’ diye bağıranlar işlerine geldiklerinde ‘değişmeme’nin merkezi haline gelebiliyorlar…
Herkes kuşunu öttürdüğü yerde müslüman…
Bahar geldi, her yer çimen kokuyor şu günlerde; üzerlerinde akşamdan kalma sevişilme izleriyle…
Yine de güzel be!
Deniz, güneş orada; ben ise her zaman gelişmekte olan memleketimde yaşamaktan mutluyum…
Erika Miklosa dinleyip ruhumu dinlendiriyorum, soranlara böyle dersiniz sevgili bayan.
Evet, ağzımdan köpükler akarcasına, bir sakıncası mı var?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Neredeydim bir haftadır biliyor musun?
Bilmiyorsun demek…
‘Sana ne’ dünyasındaydım umarsızca; kavgaların, aşkların olmadığı bir yerde…
İlk göz ağrımı bilir misin sen?
Hangi ilk mi, kaç tane olur ki bu ilkler?
Ne mi oldu, uğruyor arada ya da ben ona; ama olsun, mutlu olduğunu bilmek de hoş inan…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Boş kalmayı sevmiyorum…
Ondandır tatillerden zevk almayışım…
Kadınları sevemeyişim…
Sevmiyorum beynimin durmasını…
Hani bir fındık misali, karabiber, turşu bir yerde…

Doğru, neden böyle bir edebi giriş yapma isteği doğdu içimde bilmiyorum…
Okulda verilen anlamsız ödevleri sorgulamayı bile bıraktım. Hiç sevmediğim bölüm başkanına dahi ki hatırlatın bu cümleyi eninde sonunda bir gün yiyeceğim, katlanabiliyorum…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

‘Losing my religion…’ Beni bu günlerde en iyi özetleyen 4 dakika ve 29 saniye… Yalnız kalmayı, insanların çevremde olmasına karşın kendimi yalnız hissetmeyi sevmiyorum… Eski arkadaşlarla sabahlamak çok hoş oluyor… Herkese tavsiye ederim… Günde 12 saat uyuyup popo büyütmek sömestrin anlamı… Evet…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bir haftalık süre bugün bitti sonunda…
Gerçekten ruhsal açıdan zorlu geçen bu zaman diliminde, bazı duyguların yerine oturması gerçekten güzeldi…
Hayattı suçladığım, içinde olmak zorunda olduğum manasız yapı; fakat her halükarda güzeldi o da bizlerle beraber…
Şimdi elimde iki kişilik yemek bileti, ben ona, o da bana bakıyor. Benim için sadece küçük, renkli iki kâğıt parçası o, fakat vereceğim kişi için belki de verilebilecek en güzel hediyelerden biri…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Gece yarısı, kurukafalı bir adam mezarını kazmaktadır. Ellerinden et parçaları yavaşça dökülmekte, dudakları sinsi bir gülümsemeye sahiptir. Adam çukuruna girer, üstünü kapatır ve toza dönüşür…
Adam hayat hakkında tahminlerinde yanılmamıştır; o, şununladır; bu, söylediği olay yüzünden acı çekmektedir; öbürü, kaçtığı yalanlardan kurtulamamıştır.. Yalnız o, kendi hayatının ne zaman mutlu sona ulaşacağını ya da silik bir noktayla biteceğini tahmin edememektedir. Etrafa olacakları söylemiş ve olaylar oluşmuştur. Seçilmiş kişi midir, hayır; kel midir, evet; merhemi var mıdır, hayır…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Re-Back

7 Yorum Var

Zaman böyle adım adım ölüme yaklaştırırken bizi, sürprizlerini de saklamıyor değildi…
Bir buçuk sene önceydi, sevmiştim, sevgime karşılık bulamamıştım, alıp başımı gitmiş, büyük bir süre onu görmemezlikten gelmiş, ‘hayaletim oldu’ demiş, haksız olduğumu bile bile onun yanlışlarını yaratmış, arkadaşlık ikilemleri oluşturmuştum kafamdan…
Kalbimin koğuşlarını mantığım doldurmadan önceki son aşkımdı o, sonra kör bir düşman, şimdi ise yanında zaman geçirmekten hoşlandığım arkadaşım…
Zaman her şeyi unutmak için kullanılacak yegâne ilaçmış sanırım. Bazen iki kişinin arasındaki kötü olayları, bazen de bazılarının suratını silebiliyormuş…
Dün tavla oynadık onunla, geçen hafta yardıma ihtiyacı olduğunda ilk yanında olan bendim ve tüm iyi niyetlerini topladım…
Son elde 2-2 kaldık, devam edeceğiz dedik fakat şunu bilmelisin ki bu oyunun galibi başından beri sendin, teşekkürler…

Sen, ben, o, herkes aynı hikâyede
Başı ve sonu aynı gerisi farklı…
Bir yerden tutunduysak hayata boşa geçirmemeli, bırakmamalı…

Sadece sana…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Kavun

5 Yorum Var

Bu saçmalamama bir giriş uydurmak istemiyorum…
Hayattaki seçimlerimiz bazen o kadar önemli oluyor ki buna hayatın kendi bile inanamıyor…
Küçük bir örnek; bir manav var ve bu manav kavun satıyor. Herkes o kadar övmüş ki bu kavunları gidip bakmadan edemiyorsunuz. Yanınızdaki bir kaç dostunuzun da önerileriyle bir kavun kestiriyorsunuz gözünüze. Elinize alıyorsunuz, ağırlığı iyi; kokluyorsunuz, hoşunuza gidiyor; görünüşüne bakıyorsunuz, harika; son olarak olgunlaşmış diye bakıp onu satın alıyorsunuz. Evinize gelirken ona bir şey olmasın diye sarıp sarmalıyorsunuz, çamur olmasın diye yere koymuyorsunuz kısacası gözünüzün içi gibi bakıyorsunuz…
Eve geliyorsunuz, bir güzel yıkayıp kuruluyorsunuz onu. Her yanı ince bir kavun kokusu kaplıyor, çekiyorsunuz iliklerinize kadar…
Ve beklenen an geliyor sonunda, bıçağı elinize alıyorsunuz, zarar gelmesin diye ince eleyip sık dokuyarak uygun bir zamanda bıçağı saplıyorsunuz. Etrafında dolaştırdıktan sonra ikiye ayırıyorsunuz onu ve şoke oluyorsunuz. Kavun, kavun çıkmıyor, hatta o bir kavun bile değil, bir kabak. Daha içi tatlılaşmamış, güneşte yeteri kadar pişmemiş ve onu büyük bir hayal kırıklığıyla çöpe atıyorsunuz…
Evin diğer odalarında hala onun kokusu dururken aklınıza bir soru takılıyor; acaba yenecek bir yeri var mıydı yoksa biraz daha bekleseydim olgunlaşır mıydı, belki de çürürdü…
‘Ne bu şimdi bize karpuz, kavun tarifi mi veriyorsun?’ diyeceksiniz; hayır vermiyorum, sadece hayatımın ne kadar çok ‘manavdan kavun seçmeye’ benzediğini vurgulamaya çalışıyorum…

Fate, in health and virtue is against me…
So at this hour without delay pluck the vibrating strings;
Since fate strikes down the strong man, everyone weep with me!

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Sanki bir hapishanede yaşıyordum. Duvarlarım tel örgülerle çevrili, gardiyanların gözleri her zaman üzerimde; kaldığım odada duvar boyaları dökük, yatağım üzerinde sıçanların gezdiği soğuk yer. Arkadaşlarım ise ara sıra klozetten çıkıp benimle konuşmaya gelen hamam böcekleri…
Ona rağmen umudum vardı, “Orada, işte orada güzel günler beni bekliyor.” diyordum. Bu hapisten her çıktığımda sahip olduğum güzelliklerle yetinmeyip başkalarının yaptıkları altında eziliyordum. Dayanmaya çalışıyordum fakat her seferinde kendimi kandırıyordum…

İşte bu çıkmazlarla uğraşırken, tam yenilmek üzereyken bir el uzandı, ayağa kaldırdı beni. Sırtımdaki tozları silkti. Gözlerime baktı ve bana gerekli olan direnci sağladı. Tıpkı annemin yıllar önce beni ilk kez eline aldığında baktığı gibi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

İnsanın yuvası gibi yok. Bugün bunu tekrar tekrar anladım. Ayrıca dışarıda okumanın zorluğunu, hayat mücadelesini gördüm. Sonuçta bu hayatta tek olmadığım için çok şanslıyım. Çünkü benim ailem, dostlarım ve sevdiklerim her zaman yanımda, her zaman destekçim…
Bunun beni yozlaştırdığını düşünmediğim anlar olmadı değil; fakat ben üzerime düşen görevimi yerine getirdiğim için vicdani olarak çok rahatım…
İnsanların, sevgilerin, aşkların bile farklı olduğu bu yerde sizleri şimdiden çok özlüyorum. Eve geldiğimde gözlerim sizlere duyduğum saygıyı fazlasıyla gösterecektir…
Hayat bu görüp yaşamadan bir şey öğrenilmiyormuş, herşey kitaplarda yazmıyormuş…
Kaldı 12 gün, beni bekle Smyrna…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions