Bir duvar yazısının aşağı doğru süzülen boyasındayım sanki, haykırışların yetmediği yerde akıtılan gözyaşları gibi, sessiz, ürkek, yapışkan ama yapışmak istemeyen…
Sınavlarım var bu hafta. Evet, en sonunda gerçek sınavlarla karşı karşıyayım. Çalışmam gerekiyor eminim ve beni gelecek 2 hafta rahatsız edenin kulaklarını koparıp, boğazına tıkacağım. Çünkü ben mükemmel bir ölüm makinesiyim…
Gaddarlık da işledi en sonunda kanıma ve gurur ile şaklabanlığı karıştırır oldum. Birinin selamını almamak mıdır gurur dediğin ya da eskiden sevdiğin birinin yeni sevgilisiyle öpüşürken beni görüp onu itmesi mi? Tanrı herkesin sırtına kaldırabileceği kadar yük koyarmış dediler, doğruydular. Fakat büyümek için karşımıza küçük insanları çıkarmasını hâlâ anlamış değilim…
Aşk da bitti sonunda, yalnızım artık; saf, duru, katıksız ve kesinlikle domuz eti içermeyen. Gençlere öğütler veriyor, bir banka oturup ‘şunlar olur, bunlar olmaz’ diyorum. Bazen karşıda öpüşenlere arka fon oluyor, el ele gezenlere hayranlıkla bakıyorum. Birini istemiyorum fakat özlem duymadan da yapamıyorum, çünkü yeterli yer ve zamanda beni bulduğunda onu görmemezlikten gelmek istemiyorum…
‘Hikayen kalmadı mı anlatacak, sus otur’ dedi ‘yerine’…
Bırakacaktım, toplumdan sıyrılacaktım, bir oyun kuracaktım kendimce ve kimseyi dahil etmeden kazanan hep ben olacaktım. Mutluluk oyunum olacaktı bu ve geçmişim ‘dün’ ile sınırlı kalacaktı. Yarının ne getireceğini bilecek, kendimi güvenceye alınca kabuğumdan dışarı çıkacaktım…
-Hadi dansa kalkalım bayan hey Ray benim şarkımı lütfen
-One two, one two three four!
Hit the road Jack…
And don’t you come back!
No more, no more, no more, no more!
Hit the road Jack…
And don’t you come back no more (What you said!)-Bak ne güzel çalıyorlar, batari de kıvamında, bayan beni kırma lütfen…
-Peki, anladım…
Ee kader kısmet, birileri yağmur altında romantizmin doruklarına ulaşmak için yavaş yavaş yürürken ben onları görmemek için hızlı hızlı kaçarmışım. Kıskanmam, ulaşamadığım kadına mundar dermişim…
Sınavlarım var demiştim, hem de zorlu sınavlar, formülleri açık, cevapları kapalı, kopya çeken cezalı. Başımda bir müdür, başında bir külah. Her külah kuşanan gibi o da hükmen hükümdar, kafadan kontak mülayim. Bilemediklerini sayamayan küçük kurtarıcı…
Yine balatam sıyırmaya başladı, dilimin tonundan bellidir. Bir istasyon arıyorum, yağımı değiştirip geleceğim…
Ve hikayenin sonu, monotonlaşmış bombok bir hayat, her gün yenen 3 öğün, zayıflayan bir beden ve geriye kalan üç nokta…