Final ÖdeviBugün koca bir seneyi bitirmenin mutluluğu üzerimde. Öyle ya da böyle bitti, evet evet bitti…
Diğerlerini bilmiyorum fakat istediğim bölümde okumaktan öyle ya da böyle mutlu oldum bu sene. Her ne kadar bölümümüzden yeteri kadar destek alamasam da, hocalardan öyle ya da böyle bir şekilde yakınsam da, armut piş ağzıma düş yapmadığım için şanslı olanlardanım sanırım…
Şu anda serbest atış noktasından maçı döndürecek final atışındayım. Eve 1,5 aydır uğramadım bile. Gerçekten, ev; nasıl bir yerdi orası, kokusu, şekli neye benziyordu, unuttum ve sanırım biraz da özledim…
Kendimden uzaklardayım bu aralar. Prometeus’u oynamaktan, hep onlara çalışmaktan sıkıldım. İnsanın kendini oynamayarak övgü kazanması gerekiyormuş bazı zamanlar, o an değerli oluyormuş fikirleriniz, ‘bay doğru’ oluyormuşsunuz ve sahte gülücükleri cebinize koyup, akşam teker teker kurtlarından arındırıyormuşsunuz olanları. Ve biriken kurtlar o kadar çoğalıyormuş ki bazen kaçacak yer kalmayınca içinizi kemiriyorlarmış yavaş yavaş…
Siz mi, tahtadan geriye kalır yanımız mı kaldı…
Ve bir sene böyle bitti, amaçlarım vardı, yarı ulaşılmış; sevgim vardı, bitti. Aşk mı, o da ne ki?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Yine geldik çattık bir bayrama…
Belirtmiştim, belirtmeye de bu gidişle devam edeceğim. Sevmiyorum bu günü, hele ki kendi düşünceme, kısacası dinime; gerçi benim dinim de yok ama ait olmayan bir günü neden kutlamak zorunda bırakılırım anlayamadım gitti. Tamam, bir yere kadar toplum kurallarıdır, hoşgörüdür, falandır fakat bu bayramın ilginç bir özelliği daha var; katliam…
Şimdi bir kaçı kızacaktır, vay efendim onlar bizlere sunulmuş nimetlerdir, tanrı onları bize yararlanalım diye yarattı, İsa zaten çobandı, Anjelina Jolie’nin dudakları çok büyüktür falan…
Hikâyeyi biliyorsunuzdur, onun için anlatma gereksinimi hissetmiyorum…
Ayrıca size bir de but ayırdım, en yağlı kısmından, eritin eritin yemeklerinizde kullanın…

Madem düşünüyoruz öyleyse varız, yoksa kendi varlığımızı kanıtlayamadığımız gibi var da olmayız, o zaman saksıyı az kullanmanın vaktidir dedim giriştim işe; öncelikle bir yaratıcı olduğu kesin, fakat bu üstün zekânın ki kendisi sizlerden epey bir akıllıdır, kurbanla, onun ne biçim kesilip kaçta kaç oranında dağıtılacağı ile ilgileneceğini sanmıyorum. O ki atomun derinliklerinden, evrenin uçsuz bucaksız alanlarını tasarlamış, 4 bacağı, süngerimsi bir beyni olan ufacık bir koyuna kafa yoracağını sanmam, hele ki ortada egoist biri söz konusuysa…
Gariptir, bazen de sorarım kendime, tanrı dediğimiz ulu kuvvet, hiç kimseye muhtaç olmadan yaşarken, neden bizleri yaratma gereksinimi duymuştur; neden cinleri, melekleri, ona yamuk yapacağını bildiği halde şeytanı ve insanları yaratmıştır? Ben burada susuyorum, çünkü düşündükçe örümcek ağına yakalanmış uğur böceği gibi havasız kaldığımı hissediyorum…
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, siz bir varlığı alın, içine ölüm korkusunu yerleştirin, o yetmesin bir de üstüne ölümden sonraki safsatayı koyun. Ee sonuçta evrilerek gelmiş, doğuştan korunmasız bu küçücük akıllar bu soru işaretini nasıl noktaya çevirsin?
Zor olsa gerek…

Bu arada, have a nice feast darling…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions