"oyunlar" Etiketli Yazılar Gösteriliyor

Susmak

Bir Yorum Var

Her daim iyidir susmak…
Ben de susuyorum…
Susarak anlatmaya çalışıyorum duygularımı, isteklerimi, aşklarımı, hislerimi…
Çünkü ne zaman konuşmaya çalışsanız ya susturuluyor ya da deli muamelesi görüyorsunuz bu hayattan ya da artık itiraf etmemiz gerekirse adına sürekli hayat dediğimiz insan topluluklarından…
Tanrı ile arana giriyorsa bu iki ayaklılar, kendilerine de mesajcı ya da peygamber diyorlarsa, hak hukuk da ona göreyse sen zaten cehennemliksin bilmiyor musun?
‘Offset’siz başlayamıyorsanız hayata ve bu da yetmez gibi adaletten bahsediyorsanız insanlara önce aynaya bakın, sonra kendinize acıyın ve ucu kırık dişlerinizle gülün olanlara…
Kafasını yardığın insanları bir düşünsene, ölünce hepsinin yaptıkları yok olup gidecek değil mi, sen de öleceksin, hiç düşünmeyi denedin mi?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

M

2 Yorum Var

Bir nisan şakası geçiyor hayat bizlere…
‘Değişim şart’ diye bağıranlar işlerine geldiklerinde ‘değişmeme’nin merkezi haline gelebiliyorlar…
Herkes kuşunu öttürdüğü yerde müslüman…
Bahar geldi, her yer çimen kokuyor şu günlerde; üzerlerinde akşamdan kalma sevişilme izleriyle…
Yine de güzel be!
Deniz, güneş orada; ben ise her zaman gelişmekte olan memleketimde yaşamaktan mutluyum…
Erika Miklosa dinleyip ruhumu dinlendiriyorum, soranlara böyle dersiniz sevgili bayan.
Evet, ağzımdan köpükler akarcasına, bir sakıncası mı var?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

‘Losing my religion…’ Beni bu günlerde en iyi özetleyen 4 dakika ve 29 saniye… Yalnız kalmayı, insanların çevremde olmasına karşın kendimi yalnız hissetmeyi sevmiyorum… Eski arkadaşlarla sabahlamak çok hoş oluyor… Herkese tavsiye ederim… Günde 12 saat uyuyup popo büyütmek sömestrin anlamı… Evet…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayatım dizi gibi oldu zaten, bak işte season 7 başlayacak birazdan, peki ne olmuştu geçen bölümde, hadi tekrar hatırlayalım; sen hatırlama ben hatırlarım tamam, üşengeç!
Geçen bölümde aşk, ihtiraz ve yalnızlık üçgeninde sürüklenip gitti bu beden, arasından seçim yapmaya çalıştı ve sonunda yanıtını buldu, hepsi az sonra…
Önce inanmakla başlarmış her şey derler ya ben de öyle yaptım, önce hayatımın kadınını bulacağıma inandırdım kendimi, daha sonra mı, gerisi olur gider dedim içimden. Bu arada geçmişimdeki bazı çatlakları sıvamalıydım, daha sonra araya bir şeyler sızmasın diye, sıvadım, kapadım. Artık geçmişin köhne dünyasına ışık girmiyor, orayı görmüyordum. Daha sonra inancım beni yönlendirdi: şu mu yok yok onun burnu yamuk; diğeri olmasın yok, onun da boyu kısa, hah işte talih kuşu sana kondu. Keşke bu kadar kolay olsaymış, olmadı. Kalp bu, öyle herkese emanet edilmezmiş, öğrendim, keşke hiç öğrenmeseydim…
Denedim, mutlu olmaya çalıştım, gözlerine baktım, o da bana aynı şekilde baksın istedim, olmadı, bakmadı ya da baktı da ben görmedim. Öyle olmuyormuş o, denizin üstüne vuran ışıkları, rüzgarın savurduğu saçların arasından bakmak benim için bulunmaz bir nimet, bir duygu seliyken onun için benim saçmalamammış. Derken ışıklar sönmüş, deniz durmuş, duygular ölmüş, karşımdaki şeytanmış…
Bırakmış dönmüşüm kabuğuma, bakmışım duvarlarına, rutubetten olsa gerek tüm boyaları kabarmış, dökülmüş birer birer yere. Her dökülen boya silindi sanılan diğer boyaları meydana çıkarmış. İşte o an takılmışım bir ana, tırnaklarımla tüm boyayı kazımışım ellerimin kanamasına aldırmadan. İkisinin de renginin aynı olmasından olsa gerek, kıpkırmızı olmuş her yan. Kandırıyormuşum kendimi, bir kalbin içindeyim sanıyormuşum ve ortalığa deli saçması gülücüklerimi gönderiyormuşum. Taş plakları teker teker döndürüp, içinden çıkan notalar oluyormuşum, bazen fısıldıyormuşum korkuyla, bazen de çığlık atıyormuşum…

Camdan akıyoruz ülkeyle ben bir de çocukluğumuz,
Demir köprüden hızla geçip gidiyor tren…

Delirmeye ramak kala gelmiş bulmuş yine yalnızlığım, canım dostum, biricik arkadaşım. Ondan başkası kurtarmıyormuş beni, siz bilmeseniz de. O güç veriyormuş, o olgunlaştırıyormuş beni. Bana ‘ben’ olduğum için saygı duyuyor, yalandan sırıtmıyormuş hiç bir zaman…
Yeni sezonda yine acılar, yine gözyaşları bekliyor olacak beni, eminim. Fakat tuz hapsindeki sular her zamanki gibi daha anlamlı yaracak hava dolu zarı, daha anlamlı parlayacak her biri. Her zaman korktuğum denizin dibine oturacak, benden üstüne düşen ışıkları almadığı için teşekkür edeceğim ona. Belki günlerden bir gün rüzgârın havalandırdığı saçların arasından bakacağım anı düşleyeceğim yanında, sarmaş dolaş yalnızlığımla…
Yeniden, hayata, hadi kalk bakalım…
Bir hissen de şarkımda tütsen de
Bir yolsan da hasrete çıksan da
Aklım hep sende, sende hep sende…

Ne güzel demiş şair…
Oradasın diye ümit besliyorum, gelip bir gün beni kurtaracaksın biliyorum. Beni bulacağın yeri biliyorsun değil mi? Hani ıslak, yaş bir yerde yatan ıssız bir karanlık var ya tam onun merkezindeyim…
Bekliyorum, ne olursun gel artık…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eh işte hayat sürmek zorunda bir şekilde…
Bazen tökezlesek de, tekme tokat o yürütüyor zaten. Sen ise onu sorgularken, sorularını soracağın şeyi yaşamış oluyorsun. Çok garip değil mi, yaşadığını anlamlandırmaya çalışmak…
Bunları düşünür, ağlar oldum; hatta saçma olduğunu bile bile kendimle konuştum bağıra çığıra. Çıkan ses hiç bana benzemiyordu, fakat hep doğruları söylüyordu:
“İşte iki çift el ele tutuşmuş bir şeyler konuşuyorlar, kim bilir nasıl bir araya geldiler, şimdi neler konuşuyorlar? Bilmiyorum ki ne konuştuklarını, hiç yapmadığımdan olsa gerek tahmin bile yürütemiyorum. Hayat onlar için de aynı zorlukta mı, düşünmeden de edemiyorum.” diye mırıldanırken ulaşmak istediğim yere varıyorum. Kim mi bekliyor beni, kimse…
Güzel bir hiçlik safhasında bile gülmeyi becerebiliyorum ya işte buna şaşıyorum…
Düşüncesiz insanlar, onlar hep var zaten, sarmış yine etrafımı. Artık yâre özlemi geçtim, derdim bir çift söze hasretlik çekmek. Ne kadar acizim değil mi? Oysa nasıldım ben, her yere uyum sağlayan, hiç acı çekmeyen, hatta hep acıyı verendim…
Nerde kaldı o günler, öptüler değil mi benim 53 derece tanjant kısmımdan. Söktüler attılar değil mi bir kenara tüm damarlarını, sinir uçlarını…
Anlamsız anlamsız, ortalarda gezinmek de gerekiyormuş bazen. ‘Umarım’ üzerine kurduğum dönemlik zembereğim de çözülecek elbet bir gün. İşte o gün ne olacak ben de bilmiyorum…
Tanıdık bir yüz görünce seviniyorum, o derece çaresizim. Uzanacak yardım ellerini geri çevirmem gururumdan değil, güçsüzlüğümden. Sıkıntıyı onlar çözünce pek yarayışlı olmuyormuş, onu da 13. tik-takta öğrenmiştim…

“Sevda bahçelerinin,
Çiçekleri hep soldu…
Hiç ayrılamam derken,
Kavuşmak hayal oldu…”
Bugün bu şarkıyı söylerken iki damla yaş süzüldü göz pınarlarımdan. Hislendim, belki de eskidim, daha da önemlisi eskitildim…
Üzgünüm, ben hâlâ böyleyim…
Öptüm…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

2 ya da 3 dakikaydı, nasıl olduğunu anlamadan aynı virüs türünün en son evrilmiş olanı yerleşti hücrelerime. Şu an kuluçka evresinde, iyi huylu mu kötü huylu mu bilemiyorum…
Kısaca şu karışık günlerime düzene sokacak ışığı görüp göremeyeceğimi merak ediyorum…
Fakat cevabını sadece bekleyip görmek istiyorum…
Bu arada Türk Sanat Musiki sevgim kabardı bugünlerde…
Rast makamından Şevval Sam söylüyor…

“Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım…

Bakışından süzülen,
İşvene kurban olayım…”

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eee büyükleri dinlemek lazım ara sıra. Hani o ergen dönemde çok kızdığın, ilkokul terk, hayat üniversitesi mezunu baban vardı ya, ne demişti hani sen onu dinler gibi yaparken: “Oğul kimsenin etlisine, sütlüsüne karışma. Doğruyu yapsan da, bir kavgayı ayırsan da millet çekiliverir ortadan sonra suçlu durumuna düşersin.”…
Tabi o arada “Sen ne diyorsun be!” modlarında olduğun için belki duydun; ama dinlemedin. Yapacağından geri kalmadın, hani hayat tecrübeydi ya sen onu uyguladın. Sonucu pek beklenildiği gibi çıkmadı değil mi? Belki ‘ben demiştim’ demeyi sevmiyorsun fakat bugün bir şey daha öğrendin bak; ‘o, şu, bu demişti’ demekten nefret ediyorsun…
Evet, olacak olan belliyse benim boyun eğmekten başka çarem kalmıyor; sonunda ortada kalmak da olsa. Fakat şu da bir gerçek ki ben her ne kadar da ortada, entelektüellerin tabiriyle ‘yalnız’, kalsam da içim de bir rahatlık hissi var. En azından kimin ne olduğunu öğreniyorum ve böyle yalnız kalacaksam buna üzülmüyor aksine seviniyorum…
Yalnızlık mı, herkesin ağzına sakız oldu garibim. Lütfen onu da rahat bırakın, kimin koynunda yaşamak istiyorsa yaşasın…
Hadi hayallerine uç yavru kuş, pır pır pır…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Oyunlar

2 Yorum Var

Dostlarla buluşulup oturulan bir kahvehane masası… Keskin dört köşesi, üzerine sayısız kere çay, soda, gazoz dökülmüş yeşil örtü. Tepemizde kocaman çitlembik ağacı ve üzerimizde cızırtıyla parlayan florsan lambaları… İçinde ne döndüğü bilinmeyen kocaman kara kutu…
Her akşam yerini almış yorgun insanlar. Yüzlerinde sayısız çizgi oluşmuş, elleri nasır tutmuş çiftçiler, dedelerinden harçlık koparmaya uğraşan ufak çocuklar, ortalıkta dolaşan çaycıya ayıp olmasın diye söylenen bir iki içecek ve dost hileleriyle bazen hesabına, bazen zaman geçirmesine, bazen de nedeni olmaksızın oynanan oyunlar…
Kimisi damanın tüm hareketlerini iyi bellemiştir, birçok taşını yedirmesine rağmen oyunu kazanmasını bilmiş ve karşısındaki alt etmiştir. Tıpkı hayatımızdaki tüm yenilgilerden bıkıp usanmadan yola devam etmek gibi. Kimisi de şansını iki zara bağlar; tavlanın o sesli pulları içerisinde karşısındakini üter ya da ütülür. En değerli varlığımızı köşe başında buluvermek gibi olur insan beklediği sayılar geldiğinde…
Hayatımız da küçük oyunlara benzermiş bir zaman sonra; sevdiğimiz, iki zardaki sayıların alt alta veya üst üste gelme olasılığı kadar yakınımızda, ölüm elimizdeki kartlar en iyi şekilde kullanıldığında anlamlı olurmuş…
Ve hayat olasılıklar evrenin bir parçası, büyük bir kumarmış…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions