Gece yarısı, kurukafalı bir adam mezarını kazmaktadır. Ellerinden et parçaları yavaşça dökülmekte, dudakları sinsi bir gülümsemeye sahiptir. Adam çukuruna girer, üstünü kapatır ve toza dönüşür…
Adam hayat hakkında tahminlerinde yanılmamıştır; o, şununladır; bu, söylediği olay yüzünden acı çekmektedir; öbürü, kaçtığı yalanlardan kurtulamamıştır.. Yalnız o, kendi hayatının ne zaman mutlu sona ulaşacağını ya da silik bir noktayla biteceğini tahmin edememektedir. Etrafa olacakları söylemiş ve olaylar oluşmuştur. Seçilmiş kişi midir, hayır; kel midir, evet; merhemi var mıdır, hayır…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bugün lanetli kesin, ertesi akşam karın ağrısı, baş zonklaması ile yastığa iyileşmesi amacıyla konan başım, bu sabah karamsarlıklarıyla kalktı o yastıktan tekrar…

~~

Ben taşra çocuğuyum, ağaçların üstünde, tarlalarda, bahçelerde geçti 18 yılım. Sizler plastik bebekleriniz, arabalarınızla oynarken ben tütün kırdım, zeytin topladım, bahçe suladım. Sizler ilk aşkınızın tadına bakarken ben babamdan dayak yiyordum, hem de tüm aile fertlerinin gözleri önünde ve yine de ağlayamıyordum salya sümük. Geçen bir arkadaşıma sordum, baban seni hiç dövdü mü diye, gelen cevap hayır yalnızca kulağımı çekti oldu. Gülecektim, gülemedim; lakin ona, o anda ne anlatsam komik, belki kaba, şiddet dolu gelecek, babamın nasıl da kötü biri olduğunu düşünecekti…
Ah babam, onun da çocukluğu aynıymış, dedem onu atın üstünde zeytin piçiyle dövermiş. Fakirlermiş, siz fakir olmak ne demek bilir misiniz? Herkesin bal, börek, muz yemesine dayanamayıp, samandan bir gofret yemek için yumurta çalmanızdır fakirlik. Babanızın bunu öğrendiğinde size dayakların en güzelini hazırladığını da bilirsiniz, ama can dayanmaz, yaparsınız. Şimdi anlıyorum babamın ellerinin neden taş gibi olduğunu, tuttuğunu kopardığını. Umarım ben de onun gibi güçlü olurum ileride…
Taşra çocuğuyum ben, kara toprağın içinde yoğrulmuş, tozu, kiri yadırgamayan, küfreden taşra çocuğuyum…
Yörüğüz biz, hem de Ege Yörüklerinden. Bu ne demektir bilir misiniz? Bizim kanımızda Efe’lik yatar, düşmana ilk kurşun yatar, mertlik yatar, öleceğini bilsen de yaptığının arkasında durmak, kız kaçırmak, adamlık yatar!
“Ahbap düşman oldu ben buna şaştım aman aman” deriz sözlerimizde, dosta olan güvenimiz yatar kalplerimizde, güvenir, yaşatır sonunda ölenler yine gururlarıyla biz oluruz…
Çam ormanına bedenimiz gömüldüğünde, belki her bayram mezarımıza su dökmeye gelen yârimizi bekleriz…

~~

Yemeğimi yerken aklıma geldi hepsi, sonra kalktım yerimden, hapishaneme doğru yol alırken gördüm onu; çağla badem…
Kaç para dedim, yarım kilosu 3ytl dedi satıcı çocuk, koy dedim. Torbayı elime aldığımda hepsine, tek tek baktım; ağacından koparılıp tane hesabı satılan aşklara, plastik hayatlara hüzünlendim, ağladım…

Aileme…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Oyunlar

2 Yorum Var

Dostlarla buluşulup oturulan bir kahvehane masası… Keskin dört köşesi, üzerine sayısız kere çay, soda, gazoz dökülmüş yeşil örtü. Tepemizde kocaman çitlembik ağacı ve üzerimizde cızırtıyla parlayan florsan lambaları… İçinde ne döndüğü bilinmeyen kocaman kara kutu…
Her akşam yerini almış yorgun insanlar. Yüzlerinde sayısız çizgi oluşmuş, elleri nasır tutmuş çiftçiler, dedelerinden harçlık koparmaya uğraşan ufak çocuklar, ortalıkta dolaşan çaycıya ayıp olmasın diye söylenen bir iki içecek ve dost hileleriyle bazen hesabına, bazen zaman geçirmesine, bazen de nedeni olmaksızın oynanan oyunlar…
Kimisi damanın tüm hareketlerini iyi bellemiştir, birçok taşını yedirmesine rağmen oyunu kazanmasını bilmiş ve karşısındaki alt etmiştir. Tıpkı hayatımızdaki tüm yenilgilerden bıkıp usanmadan yola devam etmek gibi. Kimisi de şansını iki zara bağlar; tavlanın o sesli pulları içerisinde karşısındakini üter ya da ütülür. En değerli varlığımızı köşe başında buluvermek gibi olur insan beklediği sayılar geldiğinde…
Hayatımız da küçük oyunlara benzermiş bir zaman sonra; sevdiğimiz, iki zardaki sayıların alt alta veya üst üste gelme olasılığı kadar yakınımızda, ölüm elimizdeki kartlar en iyi şekilde kullanıldığında anlamlı olurmuş…
Ve hayat olasılıklar evrenin bir parçası, büyük bir kumarmış…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ve Doğrular

4 Yorum Var

4 uzun gün ve 4 uzun gece; insanları biraz daha anlamam için geçen süre. Bir aşkın, bir kızın bıçak sırtındaki dansını seyretmek, ağlayışına tanıklık etmek, ona sarılmak, güveni hissetmek, son dokunuşlar ve küçük bir öpücük…
Yaratıklar, hayvanlar, insanlar, arkadaşlar, dostlar, sevgili; değerliler, tekler, vazgeçilmezler…
Ve bir saklambaç ebesinin aklından geçenler, rüzgârın savurduğu ufak kum tanelerinin korkusuzca denize atlayışları…

Yıldızların altında gündüz çöl sıcağı, akşam kutup soğuğu; insanlar ve yıldızlar. Bir evsizin günlüğünü oluşturan yegâne yığınlar bunlar olsa gerek. Çöpten alınmış yarı küflü, kuru bir ekmeğin içine, güneşten erimiş domatesi koyup yemek olsa gerek karnını doyurmak. Ve herkesin rahat yataklarında uyumasına karşın, onun karton kutulardan yaptığı evde gülümseyebilmesi olsa gerek huzur…
Tozdan katılaşmış, yağlı saçlarıyla aşık olabilmek umutsuzca. Bir gün onun dudağınla, kendi patlak dudaklarını birleştirme hayalleri onu ayakta, hayatta tutan. Yalnızlıktan dertlerini çöp tenekelerine, boş konservelere, kedilere anlatan yalnız bir adam, yalnız bir kız, sakalları kararmış aksakallı amca…
Sevdiğin kişinin senden kaçması, bir başkasını düşlemesi, sevmesi ölüm…
Ve ölüm, hayatın ta kendisi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions