Bugün güzelim İzmir’ime gittim. Yolculuk yine uzun oldu, kendisine bağlı ilçenin minik bir kasabasında yaşıyorum ama bu inciye ulaşmak için bir onda beş saat yol çekiyorum; yazık bana. Neyse seneye yurttayım, rahatım…
Sevgi yolundan, yine yalnız, geçerken gözüme ne zamandır aradığım kitap çıktı: Kavgam…
Adolf Hitler’in hapis yıllarında yazmaya başladığı ve sonra devam ettiği, içinde süper şeylerin bulunduğuna inandığım koca iki cilt. Okulda karizmatik lider tanımlaması yapılırken Atatürk ile anılması çok ilgincime gitmişti. Çünkü bize hep kan düşkünü, insanların soylarını kıran bir lider olarak tanıtıldı. Belki de sistemin bize bu insanı böyle tanıtmak istemesindendi. Netekim bizim uşaklar 80′de ülkenin selamete çıkması için eğitim sisteminde değişikliklere gitmişler ve kardeşlik için din dersi koymuşlardı ya, hatırladın değil mi hani sürekli dua ezberlediğimiz bir ders vardı hah işte o! Sonradan öğreniyoruz tabi ki Hitler’i, Karl Marx’ı, Nietzsche’yi ve daha birçok düşünürü. Bazen Hitler gibi hırslı olmak için nelerimi vermezdim diye düşünüyorum, kararlılığını, azmini örnek alıyorum. Of yine siyaset, yine tartışma uzayacak, şimdilik pause!
6 Ytl’ye yasaklı olmasına karşın TC Kültür Bakanlığı bandrollü basılı şekilde çantama koydum. 3–4 gün meşgulüm, anlayışınıza sığınıyorum bu yüzden…
Karnımın acıktığını fark ettim, hemen kumpir+cola kombinasyonuyla işimi hallettim. Vapur sefası ve bir kaç açık seçik giyimli kıza baktıktan sonra 35½’a ulaştım. Ortalığı tabiri caizse kırolar istila etmişti. Hani şu internet cafelerde üzerinde gül, silah, kan ve bir kaç basmakalıp sözün bulunduğu fotoğrafları beğenen cinsten. Iyk midem kalktı, bazen bunlarla hemcins olmaktan çok iğreniyorum kusura bakmayın. 10–15 dakika oralarda oyalandıktan sonra hemen kıtır kasabama geri döndüm…
Ayağımı minibüsten toprağa basmıştım ki karnım yine hoparlörleri son ses açıp, çiftetelli oynamaya başladı. Zaten bu meletin ne zaman doyduğunu gördüm bilemiyorum. Kendimi sandviççi ustanın yanına zor attım, yarım ciğer söyledim; bol soğanlı, az acılı. Yanına da bir ayran çektim, başladım dişlemeye; ciğerler iyi pişmemişti ama kim takar, atın ölümü arpa suyundan hesabı. Derken radyoya kulak verdim: Şimdi Hakkâri’den askerliğini yapmakta olan Mesut arkadaşımız İstanbul’daki sevdiği için… Ve tahmin ettiğim gibi Orhan Baba yine döktürüyordu maşallah; bazen saz mı çalınıyor, elektrogitar mı anlayamadım, sol ayağım o arada kontrolden çıkmış zor zapt ettim; o nasıl ritim tutmaktır öyle. Sonra şarkının en anlamlı sözleri girdi: “…uzaktan olsa da razıyım sev beni…”. Derin bir of çektikten sonra eve geldim, ayakkabılarımı çıkardım, çoraptan gelen buharı seyrettim…
Yine aklıma geldi, yine of çektim. Yaktın beni Orhan Baba…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live