İs-Tan-Ball

3 Yorum Yapılmış

Yaşadığım ülkenin kalbiymiş, bilmem kaç milyonun yaşadığı beton yığınıymış…
Akşamın karanlığını bastırırken güneş, vardım bu büyük şehre. Kendisi bir numaralı hırsız, ümitsizlik kaynağı ve benzerleriydi benim için. Lakin bu düşmanla er ya da geç tanışacaktım ve o gün bugündü…
Yıllar önce saçma nedenlerden umutlarımı, ondan bir zaman sonra da sevgimi kaptırmıştım ona. Bu, bir o kadar uzak ve hayatımı bu kadar etkileyen lanet dolu kenti tanıyacaktım her karışıyla…

Devamını okuyun…

Toplamda 59 kez okunmuş...

O Ne?

9 Yorum Yapılmış

Gül Hayata!Dalga geçer olduk tüm hayata, elimde rakı, önümde kimse. Ağlar oldu deli gönlüm, kimsesizliğin boşluğunda, deli savrak çocuk…
Zamanla avunursun dediler, bizi böyle kandırdılar ey deli karayelim, çalkantılı poyrazım. Diner mi, biter mi sarsıntısı; kapanır mı süslü, boyalı, ufak sözcükler, minik hanımları ile koca yalanlar…
Hadi karalayın üstümü, karalayın boş yere; sevemez çünkü sizlerden başka kimse, bizimkisi aşk değildir, çürük soğan halkası vesselam, öp de alnına koy… Devamını okuyun…

Toplamda 55 kez okunmuş...

Gül Kendine

11 Yorum Yapılmış

Bugün, yaşadığım bir iki ayın en büyük isyanını yapmak istiyorum, konumuz yine insanlar. ‘Onlar benim midemi kaldırıyor’ diyenler okumayı burada bırakabilirler…
Evet, tatili es geçersek bir iki aydır dayanmaya çalışıyorum ama artık olmuyor, ı-ıh gitmiyor. Saygıdeğer güzel arkadaşlarım ya da öyle sandıklarım, belki hayatımdan gelip geçicisiniz diye düşünebilirsiniz fakat aptal ben hâlâ hepinize ayrı ayrı değer veriyorum. Yapmalı mıyım yapmamalı mıyım bilemiyorum, belki ürün portföyümün genişliğinden olsa gerek çoğu şeye gözümü kapıyorum fakat sadece ihtiyaç olduğunda beni arayıp sormak da ne oluyor sorarım size…
Mutluluk zor bulunan, koca hayatta toplasan belki 1-2 saat yaşadığımız bir şey ve haklı olarak bunu paylaşmıyor olabilirsiniz, kendinizle ya da arkadaş çevrenizle yaşamak da isteyebilirsiniz, çünkü ben de öyle yapıyorum, fakat başınız köşelere sıkıştığında aradığınız, yardım istediğiniz kişi neden ben olmak zorundayım? Sorması ayıp ama ben Kudüs’teki ağlama duvarına mı benziyorum; bakayım, yoo ne koltuk altlarımda dilek kağıtları var ne de taş gibi sertim…
Aslında ben alıştırıyorum insanlara bunu, dertleri olduğunda dinliyorum, hatta onların dertlerini kendime sorun ediyorum. Ha sonra ne mi oluyor; onlar mutlu mesut yaşarken ben dışarıdan onları seyretmek zorunda kalıyorum, içimden ‘ama, ama ben…’ deyip donakalıyorum…
Bize örnek ver, biz insanlar düşünmeyi sevmeyiz diyorsanız hayatımdan bir kaç kesit; bir yerlere adam bulunamadığı için çağrılmalarım, adını bile unuttuğum kişilerin neye hikmetse sabahlara kadar sorunlarını anlatıp, ertesi gün beni tanımaması; iyi geceler mesajıma ’sen de kimsin’ diyenler, beni teknik servis niyetine kullanıp hafızalarından silenler…
Hayatımın mottosu ’sana bir adım gelene sen on adım git’. Fakat insanlar alışmamış ki buna, neye mi; bir insanın diğer bir insana değer vermesi, iyilik yapması, sevmesi…
Haa akıllandım mı diye soracak olursanız size şu cevabı vereyim; Manisa Ruh ve Akıl Hastalıkları Hastanesi’nde miyim, hayır, o zaman hala akıllanmamışım…
Ben hâlâ hayatımı küçük karton evimde yaşayakoyayım, bozulmasın, rüzgardan uçmasın diye elimden geleni yapayım, ufak insanlar ben uykudayken her yerini kemirip bitirsin…
Havadaki nemden bile eğrileşen, büğrüleşen bir ruha; son kullanım tarihi geçmiş sütü içtiğiniz, egzoz kokularını çektiğiniz bir bebekliğe sahipseniz, giriş bedava!
Pis dünyanıza hoş geldiniz, içeri buyursaydınız!

Toplamda 9 kez okunmuş...

Annus

4 Yorum Yapılmış
“Yazacak hiç bir şeyim yoktu önceleri, o günden sonra ise söyleyeceklerim bitti, sustum, hiç konuşmadım…”
Sanırım bir senenin özeti bu olsa gerek. Saçma sapan ‘milleti ben kurtaracağım’ edalarının işe yaramadığını, kimsenin sana nokta kadar değer vermediğini, en yakınından, en uzağına kadar herkesin ‘Brutus’ rolü biçtiğini ve bu koşullarda bile ailenin senin her daim, her ne kadar olayları bilmeseler de, yanında olduklarını öğrenecektin. Yaşına tecrübe, aklına sorular, kalbine buruk bir sevgi katacak; dilde dolanan yalanlar ile sineye çekilip kalacaktın…
Dün gibi aklımda olanlar, unutmadım, unutmayacağım da…
Kendim için…

Lacrimosa dies illa…
Qua resurget ex favilla…
Judicandus homo reus…

Huic ergo parce, Deus…
Pie Jesu Domine,
Dona eis requiem, Amen…

*Topraklar kabardığından beri…
O günün yasını tutuyorum…
Suçlu adam yargılanırken
Lütfen tanrım, onu bağışla…
Merhametli tanrım…
Onlara huzur bahşet…
Amen…

Toplamda 5 kez okunmuş...

His

6 Yorum Yapılmış

Çiftleşme ertesi sabahı gibiyim…
İçgüdülerimin yerini yavaş yavaş mantığım alıyor ve ben anlamsızca etrafa bakıyorum…
Yanımda uyuyan kirli bir beden var ve ben onunla her gece aynı yatağa giriyorum. Önce bacaklarını kırıp arkasını dönüyor usulca, sonra ellerini yastığın altına sokarak başını yana çeviriyor. Gözlerini kapatıp ona yapacaklarımı usulca bekliyor. Her şey o uyuyuncaya kadar çoktan olup bitiveriyor…
Ve her sabah bu kirli insanla kalkmaktan nefret ediyorum. Beni aynanın karşısından seyredişini, aynı şeyleri hissedişimizi ve en önemlisi her gün aynı şeyleri yapmamızı…
Zorunlu muyum bu bedenle yaşamaya, değiştiremem mi ruhunu bunun, hani güncelleme falan?

Toplamda 9 kez okunmuş...

If I Could

4 Yorum Yapılmış

Ben istemez miyim mutlu olmayı; her gün isteyerek, içimden gelerek gülmeyi…
Her insan gibi umut ediyorum bunları ve sadece bir ışık bekliyorum etrafımı saracak. Uzaklardan alelade gözüken ufak kıvılcımlara doğru koşmalı mıyım bilemiyorum bazen. Ne zaman adımımı atsam düşecek miyim diyorum kendi kendime. Peki, o riskleri almadan onların beni sarabilecek alev olup olmadığını nereden bileceğim? Cevapsızım, keşke hayat belirli şıklardan oluşsa ve bizde ne şiş yansın ne kebap hesabı sorunlardan sıyrılıversek…
Sadece belli belirsiz bir sokakta, yağmurdan her yanı ıslanmış bir akordeoncunun parmaklarından çıkan tınılarda yağan tanelere aldırmadan özgürce dans etmek istediğim. Duygularımızın uyumluluğunu ortaya sermek, en kıvrak yerinde hızlıca kaçmak, en yavaş yerinde oturup ağlamak; belki de en ihtiyacımız olan yerde birbirimize el uzatmak, üstümüzü silkip yolumuza devam etmek…
İlerde bir ışık görüyorum, karaltılı, puslu. Fakat hissedebiliyorum onu, tenimin her hücresine dokunuyor, sanki okşuyor beni baştan aşağı…
Korkularımı kenara bırakıp, başım dik vaziyette, ne istediğimi bilerek oraya ulaşmaya çabalayacağım…
Umarım gittiğim yer dipsiz kuyu değil, koşa koşa bitiremeyeceğim büyük bir köprü olur…

Toplamda 6 kez okunmuş...

Bir(1) Olmuş

11 Yorum Yapılmış

“Blog beni özledin mi, sana hasret kaldım, yazmayalı da uzun süre oldu, bir kaç gündür seni boşladığımın farkındayım, bu ilişki artık yürümüyor…” gibi bebe sözcüklerle mi başlasam diye düşünürken aklıma geldi, hep gelir zaten hiç durmaz ki, ben bunları söyleyinceye kadar zaten siz bir şeylerin farkına varmaya çalışacaksınız. Fakat bir şey söyleyeyim mi; iyi, sen bilirsin, meraktan patla…
Ee üniversiteli de olduk ya, havasını da atıyorsun bol bol sanki bir bok yapmış gibi, başladık ilk senemize. Büyükler öyle öğretti bize, başta nasıl başlarsan sonu da öyle gelirmiş ya da nerde çokluk orda bokluk muydu? Yine pek kirlendi bu yazı, vidanjör çağırın vidanjör!
Girdik binaya pardon inşaata, adamın teki el arabasıyla 3. kata kum çıkarıyordu, helal olsun o ne kuvvettir, gel benimle seviş o köşede diyecektim ama ben gaymiyim ulan? Değilim, dur bakayım, evet evet değilim. Karşıdaki tanıdık simalarla iki üç merhabadan sonra girdik sınıfa. İki de kız yazmış bizim bölümü. Sanırım tercihten bir gün önce bir deliyle samimiyeti artırmış arkadaşlar neyse canım bana ne. Bu arada dikkat ettim bir kızın adı Pelin’miş, garip. Derken hoca da girdi, fizikçiymiş, herkesin kendi dersini sevmesinden bir hoşlandı, garibim yıllarca bizim gibilere hasret kaldı herhalde…
Beklediğim an bu değildi aslında, hayaleti görecektim en sonunda. 4 ay bu anı bekledim ben, nasıl bir karşılaşma olacak, acaba buzdağını eritebileceğiz mi falan. Derken sınıfa geçte olsa girdi seninki, suratına bakıyorum, o da bakıyor. Mallık bende, neye bakarsın ki, ne olacak sanki? Hadi diyelim bir şeyler oldu; o başka dünyalarda sen başka diyarlarda. Şimdikinden farklı mı olacak ki? Peh! Titanic’e (“titaniğe” diye oku döverim bak!) bile geçit vermemiş o buz dağları, ufacık boyumla bana mı verecek. Madem gurur yapıyoruz, al sana gurur!
Bazen saplanıyor işte insanın beynine böyle ufak fakat büyük dertler, sorunlar. Elim işte bu anlarda kara saplı silaha kayıyor. Şakağıma dayayıp, 9mmlik kurşunu beynimin derinliklerine göndermek istiyorum, o barutunu bitirirken, boşalan o ufacık haznesine tüm dertlerimi sığdırsın yok olup gitsin istiyorum. Ha, ben mi? Garibim, çok iyi bilirdik zavallıyı…
İşte böyle efendi. Hede-hede, hödö-hödö yaşayıp gidiyorum işte üniversitemin yollarındaki ilk günlerimi. Sabah kalkması zor oluyor cidden ama idare ediyoruz. Bu arada ben kime anlatıyorum bunları ya. Kapat şurayı; aç müziği, müziği aç…

Toplamda 7 kez okunmuş...

Merhaba - Hoşçakal

2 Yorum Yapılmış

Sonbaharın ortasında indiğim güneyden bugün ilk defa doğduğum memlekete, kuzeye, gidiyorum. Her kanat çırpışımda vücudum daha çok ısınıyor. Eve o kadar az kaldı ki biraz sonra daimi dostum Henry ve Emilie’den ayrılacağım. Sizi bilmiyorum fakat bana sorarsanız onlar birbirine âşık. Yazın sonunda ufaklıkları görmek için sabırsızlanıyorum…
İşte ilk tanıdık ağaçlar, işte üstünden atladığımız elektrik telleri. İşte gözlerimi dünyaya ilk açtığım, kabuğumu kırdığım yer. Annemi de özlemek isterdim ama beni yuvadan atmak istemesini hâlâ unutamıyorum. Babam kim bilir hangi dişinin yuvasını yapmakla meşgul =)
Çok yoruldum, sırtım kopacak gibi sanırım çok zayıfladım. Biraz dinlenmem şart, iyi bir uyku çekmem lazım. Sabaha kalkıp ilk eşimi bulmam lazım. Umarım beni çok beğenir, mutlu edebilecek miyim acaba onu? Ya beni beğenmez~~ZZzzZZzzz
(Ertesi Sabah)
Yemek yemek! Tek istediğim yumuşak, etli, sulu bir yer solucanı. İşte orada, kaçma buraya gel. Ahh, ııhh işte artık benimsim. Çok güzel bir gün olacağı kesin. Karnım da doydu. Artık çapkınlık turlarına çıkabilirim…
İşte bu olmalı, yo yo bu daha güzel gibi. İşte orada, sevgilim beni bekliyor. Kahverengi tüylerinin üstündeki benekler, kısacık kuyruğu, dolgun göğüsleri, ufacık bacakları ve geniş gagasıyla dünyanın en güzel kuşu bu olmalı. Fakat ne Henry’e ne de Emilie’e benziyor, olsun kime ne? O benim biricik aşkım…
(9 Hafta Sonra)
Hayır, bugün söylemeliyim, ya beni reddederse, söylemelisin artık bak herkesin kendi boyunun yarısı kadar çocukları oldu. Ama ya beni sevmezse, saçmalama seni sevmeyecek de kimi beğenecek…
Bugün ayrı bir gün olacak eminim. Bugün gidip söyleyeceğim. İşte her gün arasında dolaştığı ağaç orada… Bekle beni kahverengi üzümüm bekle…
(1 saat sonra)
—Pardon bakar mısınız?
—Kime diyorsun bana mı?
—Evet, size, fark etmişsinizdir her gün etrafınızda uçuyorum, kuyruğumu sallıyorum…
—Evet, sen o kırlangıçsın, tanımamam mümkün mü, ne istiyorsun çabuk söylersen sevinirim…
—Şey, ıhhh, sanırım ben sizi seviyorum!?
—Fark etmiştim, fakat bizim âşık olmamız imkânsız. Hem benim bir kocam var hem de 5 tane yavrum…
—Biliyorum, biliyorum fakat bunu size söylemek zorundaydım. Lütfen lütfen beni geri çevirmeyin…
—Fakat bir sorun daha var: Sen bir kırlangıçsın, ben ise serçe. Daha fazla konuşmama gerek yok sanırım!?
(Ve serçe iki kere sıçradıktan sonra gözden kayboldu)
-Fakat fakat ben de bir serçeyim, değil miyim?
Yan tarafta olanları seyreden bir güvercin ona olanları anlatır: Ölmek üzere olan annesinin onu serçe yuvasına bıraktığını, o yüzden yuvadan atılmak istenildiğini ve onun bir kırlangıç olduğunu…
Fox, olanlara bir anlam veremeden yeni göç gelip çatar, Henry ile Emilie’yi bir daha hiç göremez. Kanatlarını bir kedinin midesinde ya da havaya çocuklar tarafından atılan bir sapan taşıyla ölmek için çırpar…
Güneş yavaş yavaş batarken, o karşısından gelen rüzgârla göğe yükselir, yükselir, yükselir…

Toplamda 9 kez okunmuş...

|