Annus

4 Yorum Var
“Yazacak hiç bir şeyim yoktu önceleri, o günden sonra ise söyleyeceklerim bitti, sustum, hiç konuşmadım…”
Sanırım bir senenin özeti bu olsa gerek. Saçma sapan ‘milleti ben kurtaracağım’ edalarının işe yaramadığını, kimsenin sana nokta kadar değer vermediğini, en yakınından, en uzağına kadar herkesin ‘Brutus’ rolü biçtiğini ve bu koşullarda bile ailenin senin her daim, her ne kadar olayları bilmeseler de, yanında olduklarını öğrenecektin. Yaşına tecrübe, aklına sorular, kalbine buruk bir sevgi katacak; dilde dolanan yalanlar ile sineye çekilip kalacaktın…
Dün gibi aklımda olanlar, unutmadım, unutmayacağım da…
Kendim için…
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

His

6 Yorum Var

Çiftleşme ertesi sabahı gibiyim…
İçgüdülerimin yerini yavaş yavaş mantığım alıyor ve ben anlamsızca etrafa bakıyorum…
Yanımda uyuyan kirli bir beden var ve ben onunla her gece aynı yatağa giriyorum. Önce bacaklarını kırıp arkasını dönüyor usulca, sonra ellerini yastığın altına sokarak başını yana çeviriyor. Gözlerini kapatıp ona yapacaklarımı usulca bekliyor. Her şey o uyuyuncaya kadar çoktan olup bitiveriyor…
Ve her sabah bu kirli insanla kalkmaktan nefret ediyorum. Beni aynanın karşısından seyredişini, aynı şeyleri hissedişimizi ve en önemlisi her gün aynı şeyleri yapmamızı…
Zorunlu muyum bu bedenle yaşamaya, değiştiremem mi ruhunu bunun, hani güncelleme falan?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bayram bana değildi elbet fakat o da bitti istemesem de. Nihayet bugün yurduma geldim. Eşyalarımı yerleştirdim hemen; çoraplar buraya, pantolonlar şuraya, iç çamaşırları aşağıya…
Gittim yüzümü yıkadım buz gibi suyla, kendime gelirim umuduyla. Derken perdede turuncu bir ışık gördüm. Gittim usulca yanına, yavaş yavaş yukarı kaldırdım…
Güneş batmak üzere, hani hava böyle kırmızıdan çalma bir renge bürünür ya aynen öyle. Yerler akşam yağan yağmurun ağırlığını daha üzerlerinden atamamış, ilerde bir çınar ağacı keskin keskin esen rüzgâra dayanamayıp boynunu bir eğip bir kaldırıyor, yine insancıklar, sevgililer oradan oraya koşuşturup duruyor…
Sıradan bir görüntü nasıl bir anda mükemmelleşiyor anlamıyorum. Arkadan müzik tınıları, sanki cennet bulunduğum an…
Derken bir el yokluyor sol tarafımı, arıyor tarıyor fakat nafile. Önüne boşluktan başka bir şey çıkmıyor. Üzülüyor belki kendi halince, belki de ilk defa tenha görüyor orayı. Bilemiyorum tabi ki o kadarını…
Aradan 5-6 dakika geçtikten sonra kendime geliyorum. Kocaman olmuş gözbebeklerim küçülürken, gözlerimi ovuşturma isteği hissediyorum. Ellimi gözlerime götürdüğümde iki pul tanesi düşüyor elime. Arkamı döndüğümde ise gerçeğin tokadı pulları adeta yanağıma mıhlıyor…
Kendimi yatağın üzerine bir ölü gibi atıyorum. Hiç bir ses, hiç bir görüntü yok o anda, sadece koca bir hiçlik…
Ben ne zaman böyle oldum, neden böyleyim? Sorular kafamı kemirirken gözlerim kayıyor, bu âlemin köhneliğinden, diğer âlemin güzelliğine ulaşıyorum…
Orası da boş, fakat en azından renkli…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eh işte hayat sürmek zorunda bir şekilde…
Bazen tökezlesek de, tekme tokat o yürütüyor zaten. Sen ise onu sorgularken, sorularını soracağın şeyi yaşamış oluyorsun. Çok garip değil mi, yaşadığını anlamlandırmaya çalışmak…
Bunları düşünür, ağlar oldum; hatta saçma olduğunu bile bile kendimle konuştum bağıra çığıra. Çıkan ses hiç bana benzemiyordu, fakat hep doğruları söylüyordu:
“İşte iki çift el ele tutuşmuş bir şeyler konuşuyorlar, kim bilir nasıl bir araya geldiler, şimdi neler konuşuyorlar? Bilmiyorum ki ne konuştuklarını, hiç yapmadığımdan olsa gerek tahmin bile yürütemiyorum. Hayat onlar için de aynı zorlukta mı, düşünmeden de edemiyorum.” diye mırıldanırken ulaşmak istediğim yere varıyorum. Kim mi bekliyor beni, kimse…
Güzel bir hiçlik safhasında bile gülmeyi becerebiliyorum ya işte buna şaşıyorum…
Düşüncesiz insanlar, onlar hep var zaten, sarmış yine etrafımı. Artık yâre özlemi geçtim, derdim bir çift söze hasretlik çekmek. Ne kadar acizim değil mi? Oysa nasıldım ben, her yere uyum sağlayan, hiç acı çekmeyen, hatta hep acıyı verendim…
Nerde kaldı o günler, öptüler değil mi benim 53 derece tanjant kısmımdan. Söktüler attılar değil mi bir kenara tüm damarlarını, sinir uçlarını…
Anlamsız anlamsız, ortalarda gezinmek de gerekiyormuş bazen. ‘Umarım’ üzerine kurduğum dönemlik zembereğim de çözülecek elbet bir gün. İşte o gün ne olacak ben de bilmiyorum…
Tanıdık bir yüz görünce seviniyorum, o derece çaresizim. Uzanacak yardım ellerini geri çevirmem gururumdan değil, güçsüzlüğümden. Sıkıntıyı onlar çözünce pek yarayışlı olmuyormuş, onu da 13. tik-takta öğrenmiştim…

“Sevda bahçelerinin,
Çiçekleri hep soldu…
Hiç ayrılamam derken,
Kavuşmak hayal oldu…”
Bugün bu şarkıyı söylerken iki damla yaş süzüldü göz pınarlarımdan. Hislendim, belki de eskidim, daha da önemlisi eskitildim…
Üzgünüm, ben hâlâ böyleyim…
Öptüm…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayata uzanacak bir eldi aradığım; bir zaman uzak, belki bir zaman yakın, fakat onun derinliklerine baktığımda dertlerimi yok edecek ufak kıvrımlar, parıldamalar. Belki de iki dudağının arasındaydı tüm isteklerim, beni baştan çıkaracak, yaşadığımı hissettirecek…
Boş bir odanın içinde, üstü simgelerle yazılı tuşlara basıp, içimi boşaltmaktansa; o kişiyle sessizce dakikalarca, belki de saatlerce yan yana durmayı yeğlerdim…
Bazı şeyleri uzağımızda aradığımız doğrudur, fakat yakınımızdakini gösteren oku bulamayınca ne yapsak nafile. Bugün konuştum, belki bir arkadaşımla, belki kendi yanılsamamla; o şans bir kere geliyor ve geldiğinde sizi hiç ama hiç uyarmıyor. Sessiz bir şekilde sizi izliyor, sonrada kapıldığı rüzgârla uzaklara sürükleniyor…
Anlattığım şeyi yalnızlık olarak değerlendiriyor olabilirsiniz, ‘senin arkadaşların ve ailen var’ diyorsunuzdur. Fakat olmuyor, insan bazen bunlardan daha ötesini arıyor; bulamıyor…
Yaş 19, yeni yıla ve doğum günüme bunlardan öte yeni çiziklere, sızılara 4 ay kalmış. Sonra 20, sonra 21… Peki ya yıllar sonra, geçen günlere mi ağlayacağım; yoksa elim bir avucun içinde, ısınıyor mu olacağım…
Bilmiyorum, aklım çok karışık. Sıcak bir duş alıp uyumaya çalışırken, yüzünü çıkaramadığım o insanı düşlemek istiyorum…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hırsız!

6 Yorum Var

Hayat ilk kez istediğim, emek sarf ettiğim, kazandığım, sevdiğim şeyi bana vermiyor. Adeta benden çalıyor. Bize bunu yapmamalıydı ulu kuvvet, kullarını seven yaratık. İlk defa küfrediyorum ona, inanmasam bile küfrediyorum. Sığınma içgüdüsünden değil, inkâr etme hakkımdan…
Hayatım vazgeçilmişlik döngüsü üzerine kurulmuş ve bunun sonunda da boş verilmişliklerin adamı olmuşum. Karşımdakini hüznümle değil, gülücüklerim ile kırmışım. Bırakmak zorunda bırakılmışım. Buna katlanmak istemiyorum; haykırıyorum, saldırıyorum her hücreme acımasızca, belki bu yüzden eriyorum her geçen gün…
Taşı toprağı altın, yedi tepeli şeytanmış bizi birbirimizden koparan, belki de suçsuz bir cinayete suçlu aradığımdandır sataşmam; ona, buna, şuna…
Ve son iki aymış geriye kalan. Âşıklar için uzun, ayrılacaklar için çok kısa bir süre. Hani Einstein amca zaman göreceli demişti ya belki o budur, kanıtlamış olduk…
En sonunda biz de solduk kır çiçeğim, artık örümceklerin üzerimize ağ yapmasını beklemekten başka yapacağımız bir şey kalmadı…
Seni hep özleyeceğim, bana tüm yaşattıkların için teşekkür ederim…
Arkadaşım, dostum, sevgilim; her şeyim…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bittiği Gün

7 Yorum Var

Ve küçük kız sonuçları eline alır, hayallerine bir adım daha yaklaşmıştır artık. İçinde buruk bir sevinç vardır, telefonuna gelen mesajlara bakarken onun sorusu ile karşılaşır: Buraya kadar mı?
Kalp ritmini düşürür yavaş yavaş, gözleri dolar hafiften. Annesi “Neden ağlıyorsun?” diye sorduğunda “Sevinçten…” der burnunu çekerek. Cevap yazıp karşısındakini incitmek istemez. O ise tüm cevapsızlıklara rağmen hiç durmadan devam eder kızı aramaya…
Akşamki ilk selamlaşmalarının ardından çocuk “Nereyi kazandın?” diye sorar, kız istemeyerek de olsa cevabını verir ve duygularını gizler. Onun kendinden bir an önce kopması, kendisine takılı kalıp hayatını karartmaması için sevinç gösterileri altında yazar her kelimesini, puslu gözlerinin ardından…
Çocuk sessizce dinler tüm olanları kıpkırmızı olan gözlerini silerken. “Çok mutlu oldum senin adına…” cümlesindeki her harf ve simgeye basar ağ tutmuş klavyesinden…
Bir an sessizlik hâkim olur odaya, gönüllere. İlk gözyaşı tanesinin şelale misali dökülme gürültüsü bozar o anı, sonra bir diğeri…
Her ikisi de mutlu görünürler sıcak, sisli günün akşamı ve ikisi de ertesi sabah ıslanacak olan yastıklarına doğru yol alırlar; yavaş yavaş yalnızlığın kollarına bırakırlar kendilerini…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions