Hayatım dizi gibi oldu zaten, bak işte season 7 başlayacak birazdan, peki ne olmuştu geçen bölümde, hadi tekrar hatırlayalım; sen hatırlama ben hatırlarım tamam, üşengeç!
Geçen bölümde aşk, ihtiraz ve yalnızlık üçgeninde sürüklenip gitti bu beden, arasından seçim yapmaya çalıştı ve sonunda yanıtını buldu, hepsi az sonra…
Önce inanmakla başlarmış her şey derler ya ben de öyle yaptım, önce hayatımın kadınını bulacağıma inandırdım kendimi, daha sonra mı, gerisi olur gider dedim içimden. Bu arada geçmişimdeki bazı çatlakları sıvamalıydım, daha sonra araya bir şeyler sızmasın diye, sıvadım, kapadım. Artık geçmişin köhne dünyasına ışık girmiyor, orayı görmüyordum. Daha sonra inancım beni yönlendirdi: şu mu yok yok onun burnu yamuk; diğeri olmasın yok, onun da boyu kısa, hah işte talih kuşu sana kondu. Keşke bu kadar kolay olsaymış, olmadı. Kalp bu, öyle herkese emanet edilmezmiş, öğrendim, keşke hiç öğrenmeseydim…
Denedim, mutlu olmaya çalıştım, gözlerine baktım, o da bana aynı şekilde baksın istedim, olmadı, bakmadı ya da baktı da ben görmedim. Öyle olmuyormuş o, denizin üstüne vuran ışıkları, rüzgarın savurduğu saçların arasından bakmak benim için bulunmaz bir nimet, bir duygu seliyken onun için benim saçmalamammış. Derken ışıklar sönmüş, deniz durmuş, duygular ölmüş, karşımdaki şeytanmış…
Bırakmış dönmüşüm kabuğuma, bakmışım duvarlarına, rutubetten olsa gerek tüm boyaları kabarmış, dökülmüş birer birer yere. Her dökülen boya silindi sanılan diğer boyaları meydana çıkarmış. İşte o an takılmışım bir ana, tırnaklarımla tüm boyayı kazımışım ellerimin kanamasına aldırmadan. İkisinin de renginin aynı olmasından olsa gerek, kıpkırmızı olmuş her yan. Kandırıyormuşum kendimi, bir kalbin içindeyim sanıyormuşum ve ortalığa deli saçması gülücüklerimi gönderiyormuşum. Taş plakları teker teker döndürüp, içinden çıkan notalar oluyormuşum, bazen fısıldıyormuşum korkuyla, bazen de çığlık atıyormuşum…

Camdan akıyoruz ülkeyle ben bir de çocukluğumuz,
Demir köprüden hızla geçip gidiyor tren…

Delirmeye ramak kala gelmiş bulmuş yine yalnızlığım, canım dostum, biricik arkadaşım. Ondan başkası kurtarmıyormuş beni, siz bilmeseniz de. O güç veriyormuş, o olgunlaştırıyormuş beni. Bana ‘ben’ olduğum için saygı duyuyor, yalandan sırıtmıyormuş hiç bir zaman…
Yeni sezonda yine acılar, yine gözyaşları bekliyor olacak beni, eminim. Fakat tuz hapsindeki sular her zamanki gibi daha anlamlı yaracak hava dolu zarı, daha anlamlı parlayacak her biri. Her zaman korktuğum denizin dibine oturacak, benden üstüne düşen ışıkları almadığı için teşekkür edeceğim ona. Belki günlerden bir gün rüzgârın havalandırdığı saçların arasından bakacağım anı düşleyeceğim yanında, sarmaş dolaş yalnızlığımla…
Yeniden, hayata, hadi kalk bakalım…
Bir hissen de şarkımda tütsen de
Bir yolsan da hasrete çıksan da
Aklım hep sende, sende hep sende…

Ne güzel demiş şair…
Oradasın diye ümit besliyorum, gelip bir gün beni kurtaracaksın biliyorum. Beni bulacağın yeri biliyorsun değil mi? Hani ıslak, yaş bir yerde yatan ıssız bir karanlık var ya tam onun merkezindeyim…
Bekliyorum, ne olursun gel artık…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Vah Vah!

9 Yorum Var

Çevremde gördükçe sinir olmaktayım, o ne giyiniş tarzıdır, o ne makyajdır, o ne konuşmadır. Merak ettin değil mi? Etmedin mi, sana soran kim, ben kendime sordum, Adana çık aradan, kızdırmayın bir kere de be!
Efendim, hepsi üstüne alınmasın ama bu 90′dan sonra doğanların kanında bir şeyler var bunu sezdim. Neleri mi sezdim, haha sana sormadım deli, dinle:
1) Yaşlarından büyük laf ediyorlar…
2) Hepsi ölmek için can atıyor…
3) Rock ve Rap onlar için vazgeçilmez müzik türleri…
4) Sigara ya da içki içmek olmazsa olmazlardan…
5) İngilizce konuşma merakı…
6) Amaçsız özentilik…
7) Ve en önemlisi, adının ne anlama geldiğini bile bilmediği bir görüşe tutunup sürüklenmek…
Vah vah gençlik ölmüş değil mi? Yok o anlamda değil, ay alın şunu benim başımdan, yaz şunu kara listeye. Oh kurtuldum ya…
Hey gençler (İnsan haklarına göre 18 yaşın altındakiler) yaşayacak kocaman hayatlarınız, okuyacak koca kitaplarınız var. Zaten telef olup gideceksin bir gün, bu acelen niye?
Bence devletin böyle insanlara hak tanıması lazım, “Ölücem len ben, çekilin, dikşın dikşın…” diye bağıranları kamyonlara yükleyip istedikleri şekilde geberteceksin. Hem böylelikle nüfusu, dolayısıyla küresel ısınmayı azaltmış olursun hem de kişi başına düşen milli geliri yükseltirsin değil mi? Ne, faşist miyim, yetti be, geber ulan geber!
(Ve ölünün arkasından yavaşça bakıldığı an müziğin sesi açılır…)
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar…
Ve hiçbir şeyi özlemedim…
Seni özlediğim kadar…
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…

İzmir için dinlenme vakti…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions