"gelecek" Etiketli Yazılar Gösteriliyor

Bazen, bazı konularda insanın rengini belli etmesi, tepkisini göstermesi gerektiğini düşünmekteyim…
Aynen benim de bir zamanlar türban konusu tartışıldığında yaptığım gibi. Merak eden varsa buraya tıklayarak okuyabilir…
Gelelim son iki üç gündür canımı sıkan duruma. Bu sitede, yaşadığım çevrede, insanların okumuş olsun olmasın ne kadar yobazlaştığından bahsedip duruyorum. Ha ben bunu ölçen yobaz-metre miyim, elbette değilim; fakat her sorgulayan, etrafında ne olup bitiyor diye bakan biri için kendimce insanları değerlendirme yetisine de sahibim, buna da ne sıkma başlı arkadaşım, ne de diline halka geçiren vatandaşın karışmasına izin veririm!
YÖK herkesin bildiği üzere meslek liselerine uyguladığı alan dışı seçimde uygulanan 0.3 çarpanını kaldırarak, al kardeşim nereyi istersen seç dedi. Peki, benim mağduriyetimin sorumlusu kim oldu bu durumda?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Farklı olmanın hayatta bu kadar ‘istenilmez’ bir özellik olduğunu bilmiyordum, öğrendim…
İnsanlar bazen tanrının ne kadar bizleri düşündüğünden, o olmasaydı ne yapacağımızdan bahsedip duruyorlar. Ey siz insanlar, tanrınız sizi o kadar önemsese ‘yaratıldığınız’ yer bir kadın ya da erkeğin boşaltım organları mı yoksa beyni mi olurdu, bir düşünün. Düşünün dediysem sen değil, seni leylekler getirdi çünkü…
Unutma, hepimiz ‘doğal seçilim’in çocuklarıyız. Dünyayı tıka basa doldurmaya çalışıyoruz, iki seçeneğimiz var, ya çevremizdekileri ya da kaynaklar tükenmeye başladığında kendimizi yok edeceğiz. Sizce bunun hangi kısmındayız?
Ayrıca ‘nedir bu ilginç geldi’ diye sorarsan sana, ‘Darwin oku!’ desem çok mu olur; bence olmaz, zamanında bazıları da bana ‘dua’ denen yazıtları zorla ezberletmeye çalışıyorlardı. Evet evet, ben de onlardanım, sizden değil…
Unutmadan geçmek istemem, üç gün önce 10 Temmuz’da Nikola Tesla dünyaya geldi, kutlu olsun. Tesla, unutulmuş deha, o da herkes gibi olsaydı, şu an Edison’dan düzenbaz olarak değil de dünyaya yön veren biri olarak bahsederdik.

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Susmak

Bir Yorum Var

Her daim iyidir susmak…
Ben de susuyorum…
Susarak anlatmaya çalışıyorum duygularımı, isteklerimi, aşklarımı, hislerimi…
Çünkü ne zaman konuşmaya çalışsanız ya susturuluyor ya da deli muamelesi görüyorsunuz bu hayattan ya da artık itiraf etmemiz gerekirse adına sürekli hayat dediğimiz insan topluluklarından…
Tanrı ile arana giriyorsa bu iki ayaklılar, kendilerine de mesajcı ya da peygamber diyorlarsa, hak hukuk da ona göreyse sen zaten cehennemliksin bilmiyor musun?
‘Offset’siz başlayamıyorsanız hayata ve bu da yetmez gibi adaletten bahsediyorsanız insanlara önce aynaya bakın, sonra kendinize acıyın ve ucu kırık dişlerinizle gülün olanlara…
Kafasını yardığın insanları bir düşünsene, ölünce hepsinin yaptıkları yok olup gidecek değil mi, sen de öleceksin, hiç düşünmeyi denedin mi?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ilık bir yağmur işler bulutlar, tane tane geçer tüm nehirlerin ilmeklerine…
Yalnız bir dünya, sahte bir kadın kalır ardında…
Söylemesi ayıptır bazı şeyleri, hani iki ucu boklu değnek misali…
Susacaksın, umursamayacaksın ‘he’ deyip geçeceksin bazen. İşte o zaman mükemmele yakın varlık sen mi oluyorsun, yoksa hayatın gerektirdiklerini bir düzen içinde yürütenlerden mi, bilemezsin…
Bilinmezliklere daldığım her akşam gibi, beynim uyuşuk, gözlerim uykulu…
Artık önemsemiyorum aşkı, ötekini, berikini!

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ve internet yeniden doğar…
‘Hey bebek beni özledin mi’ tabiriyle özentime başlamak isterdim fakat boşverin siz bunları, hayata takılın en kulplu tarafından…
Görüyorum ki 15 gün boyunca insan hayatında kısacık bir dönem, ufacık bir anmış. Geri kalanını düşünemiyorum bile, çok bir şey görmeden yaşayacağımdan korkuyorum hepsi bu. Ölümsüz olmayı ister miydim, orası da meçhul…
Anlatıp duruyordum, gerçi ne kadar ‘takıldığım’ merak konusu da, hayat uzun, engebeli, dikkat ve sabır gerektiren bir yoldur diye. Bazılarını görüyordum, kendilerini mutlu mesut o yolu koştuklarını sanıyorlardı, hem de kendilerini mükemmel bir şekilde kandırarak. Eee bu kadar hızlı yaşanınca yaşanmamışlıklar yoldaki uçuşan sivrisineklerin suratınıza yapışmasına da alınmamasınız değil mi?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bugün yeni bir yıla giriş yapıyorum. Eşyalarımı koliledim, giysilerimi bavullarıma koydum…
Kitap, defter vb. ararken tozlanmış, yarısı yırtılmış lise andacımı buldum. Okudum, okudum; okudukça düşündüm…

2006 T.A.L.
11/A sınıfı 07 numaralı öğrenciye…

Yazar: A. Kırdal
-Derste soru çözmesiyle tanınır. Hiç belli etmeden tüm testleri öğretmenden habersiz bitirir. Ama gaza gelmeye görsün. Kazanması imkânsız iddialara bile girer. Ama iddialar başkalarına imkânsız gözükse de söz konusu olan sensin. 100 midyeyi tek oturuşta da yer

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bu yazıma bir türlü giriş uyduramıyorum, zaten uydurduklarımı da edebi eser sanıyorsunuz fakat ben uydurgaçlı öttürgeçli çizergeçim haberiniz yok…
Genç nesle sesleniyorum buradan, sadece ve sadece saman gibi yaşıyorsunuz, evet evet böyle çöp gibi, sapsarı. Siz bilir misiniz Parliament Sinema Kulübü’nü, hele bir de bir şarkı çalardı sonunda, merak ettim buldum hz. youtube (s.a.s.)’dan, adı da All My Life imiş, nostalji yaşattı bana akşam akşam, iyi de oldu, bana geçmiş zaman olur ki dedirtti…
O zamanlar televizyona bastığımızda 4350 tane kanal yoktu, üç belki bilemedin dört kanal vardı. Parliament Gece Kulübü çıkardı saat 23′de, hiç reklam falan da girmezdi araya, terminatörleri, robocopları hep oradan izledik biz hey yavrum hey. Sonra o biterdi Show’a geçerdik, tabi ben uyuyan çocuk taklidini çok güzel becerirdim bugün olduğu gibi ve ailecek, hatta bazen dayımlar, halamlar falan oturur bir güzel kırmızı noktalı Tutti Frutti’yi seyrederdik…
Benim hiç comodore 64′üm olmadı, ama günün birinde onun yerine atari aldık, kara ve kare bir şey, ucuna kontrol aleti takıp oynardık, hala teknolojisini çözemediğim silahı vardı bir de, kuş avlardık onunla, kaset takardık, oyunlardan canımız sıkıldı mı 5 milyon verip yeni kasetler alırdık, kaset dediğime bakmayın dediğim şey bugünkü ramleri anımsatıyor bana…
Eee zaman geçtikçe o da yetmedi, ilk bilgisayarla tanıştım 3. sınıfta, yapabildiğim tek şey bomberman oynamak da olsa güzeldi. Israrlarım sonucunda eve de aldırttım bir tane, celeron 433 işlemcili, 4 mb ekran kartı, 4 gb harddisk ile dönemin en iyi bilgisayarından biriydi. İnternette çevirmeli bağlantılaydı, böyle garip sesler işitirdik bağlanırken, ‘adamlar neler yapmış yav’ der, para fazla yazmasın diye işimizi 5-10 dakikada hallederdik. Mp3 bulmak için kazaa’ya başvururduk, msn değil mirc ve evirilmişi canavar kullanırdık o zamanlar. Mail adresine sahip olmanız çok büyük bir olaydı, hele internet siteniz varsa sormayın gitsin. Hı bu arada eski monitörümü hâlâ kullanmaktayım, taş gibi çıktı gerçekten…
Bu noktada kara tavuktan bahsetmeden edemeyeceğim, canım benim neler çekti o tavuk benden. Çok yaşlıydı, kesmiyorlardı, gurka yatıp yumurtada yapmıyordu. O benim oyuncağımdı, hem de canlı bir oyuncak. Onu yakalamak için bütün gün peşinden koşardım ben, taşlardım, kanadını koparır ucuna zeytin sokar yukardan atardım bir güzel, dönüşünü seyrederdim. Bazen canavar yapardım onu oyunlarıma, bazen kurban…
O da göçtü bu dünyadan, fakat nasıl öldüğünü hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey, rüzgarlı bir günde bahçemizde bulunan koca kavak ağacının yere yıkıldığı gün, onu bir daha göremeyişimdi. Ruhu şad olsun, özledim onu cidden…
Bir de kerpiçten depomuz vardı, içinde bin bir türlü alet edevat, hepsi de hiç tanımadığım dedemin eski dükkânından kalmaydı. Neler yoktu ki, İngiliz anahtarları, tornavidalar, kerpetenler, dişliler, lambalar, bir de dokunmaya kıyamadığım duvara yapıştırılmış 500 lira…
Sırf onlarla oynamak için, kilitli kapının hemen alt köşesindeki ufacık bir delikten geçer, üstümü bir güzel yağ yapar, annemin beni dövmesine razı olurdum…
Neyse efendim, geçmiş güzeldi sanki be, her ne kadar bazı şeylerden korksak da o zaman, bugünkü gibi hiç bir şey yapmamaktansa, dayak yiyeceğimizi bile bile yapardık her şeyimizi, ot değil, canlıydık o zamanlar…
Ben boşuna özlemiyorum geçmişimi hey yavrum hey…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Yavrum

9 Yorum Var

Bir rekora doğru koşmaktayım, kaldı 2 gün; azıcık daha dayanabilirsem 1 haftamı mutlu bir şekilde geçirmiş olacağım. Emin adımlarla ilerliyoruz…
Bu arada hayatın içsel durumlarına dalmayıp, sadece gerekli kısımlarınla ilgilenince durumumun o kadar da karanlık olmadığını fark ettim. Fakat gaza gelmemek, tüp gaz niyetiyle havaya karışmamak lazım, bunun da bilincindeyim. Mesela hala beni ilgilendiren durumlarda, olayın en kötü tarafını düşünerek gelecekteki adımlarımın güvenle atılmasını sağlıyorum. Sonuçta hem birçok gereksiz sorunla bombardımana tutulmuyorum, hem de adımları sağlam atıyorum…
Bu arada sevgi-aşk-ihtiras şeytan üçgeninin kendimce formülünü çıkarmış bulunmaktayım. Magazin programları tabiriyle; ‘aşk’ in, ‘ilişki’ out…
Nasılsa bir gün şırank diye karşıma çıkar o niyeti bozuk bayan, o zaman planlarımızı kaynaştırır, ‘yolum’ kelimesinin sonuna ‘-uz’ eki getiririm…

Sana senden başka kimselerden hayır yok…
Niye konuşmazsın sen karnın mı tok?
Öküz gibi bakarsan tren durmaz ki…
Kimin eli kimin cebinde haberin yok…

Ayrıca fark ettim ki yüzünüze karşı sizin dostunuz olmadığını söyleyen insanlardan, yaptığınız bir saçmalık yüzünden özür dilemek insana acayip koyuyor. Fakat şöyle bir durum varki hayatta böyle insanları da tanımak tecrübelerimizin ‘artı’ hanesine yazılıyor…
Hıı bu arada ruhumda değişmeye başladı sanırım, etrafımdaki kimselerden de aynı şeyleri duymaya başladım, gariptir. Ama ne yapabilirim, ilgimi çekmeyen bir konu hakkında sırf laf kalabalığı olsun diye konuşmak bana çok saçma geliyor. Kısaca örnek vermem gerekirse; bana ne beni ilgilendirmeyen bir A dizisinin oyuncusunun aşk giydiği çizgili dondan. Yanlış mıyım kuzum?
Önüm arkam sağım solum,
Şeytanın içi bu bu tuzak…
Vay beee, yazık…

Artık kimseye ‘potansiyel sevgili’ gözüyle bakmadığımdan da rahatım, diğerleri gibi kasmama da gerek yok. Hayatımda ilk defa robot yaparak somut bir şey de yarattım, hatta onun artık tanrısı benim, bunun da heyecanı var…
Eh tanrılığa kadar yükselmişim, insan başka ne ister ki?
-Tamam tamam, biliyorum, istekler sonsuzdu…
Hmm bitti…

*KuRban’ı özlemişim…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Mutluyum bugünlerde, nedenini sormuyorum bile sadece bu mutlu anı yaşıyorum, acımasızca harcıyorum onu gitsin…
Dün bir kız vardı karşımda, küçücük biri ama kalbi çok büyüktü eminim. Sabahladık konuşurken, o anlattı ben dinledim, bazen ben gevezeleştim o cıvıklaştı falan. Ama aklımdan da geçmedi değil, 10 dakika önce tanımadığım biri beni ne kadar da mutlu etmişti. Belki adından olsa gerek, bilemiyorum. Bu arada güzel felsefe yapıyor yaramaz, taktir ettim açıkçası…
Bugün de beni şaşırtan bir kaç kişi oldu…
Hayat beni ilgilendirmeyen konuları takmayınca güzelleşiyor mu ne?
Şey, sadece mutlu…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

VII

6 Yorum Var

7
Bu sayının hayatımdaki anlamı çok büyük… Bilmem neden ama sanki beni kendine çekiyor…
Tamam tamam, şimdi herkes ‘The Number 23′ e benzediğini söyleyecek ama öyle değil eminim…
Neyse konumuz bu değil, bugünkü konumuz şu anda Ankara’da bulunan Milli Piyongo binasında çekiliyor ve toplar dönmeye başlıyor. Evet, toplar durdu, ilk şanslı topumuz ‘7′.
Ben çekiyor dememiş miydim?
Neyse gerçekten hayat takmayınca güzel, her şeyi basite indirgeyince kolay ve pembe dünya oralarda bir yerde… Canımı sıkmıyorum, çünkü onu sıkacak şeylerden; tafra, afra, surat, küsmek, küsmemek, darılmak, gerilmek, uzak duruyorum. Şurada 60-70 yıl ha yaşayacağım, ha yaşamayacağım; onu da sizin küçük oyunlarınıza alet edemem ben. Böyle büyüyemezsin diyeceksiniz değil mi? Valla orasını burasını bilmem ama bu küçük oyunlarla pek büyüyeceğimi de sanmıyorum…
Neyse gurbetteki dostlarımı özler oldum, yazın yaptıklarımızı arar oldum. Sadece bize açık olan büfeden karnımızı doyurmamızı, ülkeyi kurtarışımızı, kavga edişimizi, mangal yapışımızı… İşte o adamlardı beni büyüten, karnımı doyurup, yere düştüğümde elimden tutup, üstümü silkeleyen…
Az kaldı, sadece 7 ay…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions