Artık tüm bayramlarda olduğu gibi Cumhuriyet Bayramı da anlamının önem kazanması gereken şu günlerde bir kez daha unutulmaya yüz tut(turul)uyor. Her sene ezber haline gelmiş lay lay lom, geçit törenleri ve konuşmalardan başka hiç bir şey yok. Daha dün tanklarla göz dağı verdiğimiz Suriye ile sınırlarımızı kaldırmışız, artık yurdumun her yanını çelik ağlar yerine, hiç bir zaman bitirilmeyecek hızlı tren projeleri almış. Ülkenin batısı uygar, insanca ve özgür yaşamaya çalışıp, doğuda insanlar açlık sınırında gezerken; iki torba bulgura seçtiğimiz adamlar insanların ağızlarına ekmek yerine, ‘hak’ çalmakla meşgulken dünyanın en çok sinir hapı tüketen ülkesi olmamak bu şartlarda elde değil elbet…
86. yılında da insanları düz mantık eleştirmekten kurtulamadığımız bu ülkede hâlâ rahat nefes alıp verebiliyorsak bu bile bir başarıdır bence; bu sefil görüş açısını bizlere kazandıran tüm hükümetlere teşekkürler.

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Farklı olmanın hayatta bu kadar ‘istenilmez’ bir özellik olduğunu bilmiyordum, öğrendim…
İnsanlar bazen tanrının ne kadar bizleri düşündüğünden, o olmasaydı ne yapacağımızdan bahsedip duruyorlar. Ey siz insanlar, tanrınız sizi o kadar önemsese ‘yaratıldığınız’ yer bir kadın ya da erkeğin boşaltım organları mı yoksa beyni mi olurdu, bir düşünün. Düşünün dediysem sen değil, seni leylekler getirdi çünkü…
Unutma, hepimiz ‘doğal seçilim’in çocuklarıyız. Dünyayı tıka basa doldurmaya çalışıyoruz, iki seçeneğimiz var, ya çevremizdekileri ya da kaynaklar tükenmeye başladığında kendimizi yok edeceğiz. Sizce bunun hangi kısmındayız?
Ayrıca ‘nedir bu ilginç geldi’ diye sorarsan sana, ‘Darwin oku!’ desem çok mu olur; bence olmaz, zamanında bazıları da bana ‘dua’ denen yazıtları zorla ezberletmeye çalışıyorlardı. Evet evet, ben de onlardanım, sizden değil…
Unutmadan geçmek istemem, üç gün önce 10 Temmuz’da Nikola Tesla dünyaya geldi, kutlu olsun. Tesla, unutulmuş deha, o da herkes gibi olsaydı, şu an Edison’dan düzenbaz olarak değil de dünyaya yön veren biri olarak bahsederdik.

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ca-Cık

4 Yorum Var

İnsanlar doğar, büyür, büyür, büyürmüş…
Sen de, ben de, o sokaktaki deli de emin ol. Emin değilsen görüşelim mi ne dersin?
Bir sene önce, terk edilmiş bir ruh; çareyi başkalarında arayan bedenler, silik bir yüz; tanıdık gelen olaylar hasıl olurken unutulanlar arasına girermiş tüm şarkılar, sözler ve gözyaşları…
Sen, zembereği kurulmuş sabır taşısın, yılda bir kez çiçeğini görebileceğim bitkim, güldüğünü sandığım yeşil kertenkelem. Bazılarına inat hayatı güzelleştiren küçük öpücük, sende yeşeren eğreti otu sanki, dokununca küsen, dimdik ama narin…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bugün yeni bir yıla giriş yapıyorum. Eşyalarımı koliledim, giysilerimi bavullarıma koydum…
Kitap, defter vb. ararken tozlanmış, yarısı yırtılmış lise andacımı buldum. Okudum, okudum; okudukça düşündüm…

2006 T.A.L.
11/A sınıfı 07 numaralı öğrenciye…

Yazar: A. Kırdal
-Derste soru çözmesiyle tanınır. Hiç belli etmeden tüm testleri öğretmenden habersiz bitirir. Ama gaza gelmeye görsün. Kazanması imkânsız iddialara bile girer. Ama iddialar başkalarına imkânsız gözükse de söz konusu olan sensin. 100 midyeyi tek oturuşta da yer

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Final ÖdeviBugün koca bir seneyi bitirmenin mutluluğu üzerimde. Öyle ya da böyle bitti, evet evet bitti…
Diğerlerini bilmiyorum fakat istediğim bölümde okumaktan öyle ya da böyle mutlu oldum bu sene. Her ne kadar bölümümüzden yeteri kadar destek alamasam da, hocalardan öyle ya da böyle bir şekilde yakınsam da, armut piş ağzıma düş yapmadığım için şanslı olanlardanım sanırım…
Şu anda serbest atış noktasından maçı döndürecek final atışındayım. Eve 1,5 aydır uğramadım bile. Gerçekten, ev; nasıl bir yerdi orası, kokusu, şekli neye benziyordu, unuttum ve sanırım biraz da özledim…
Kendimden uzaklardayım bu aralar. Prometeus’u oynamaktan, hep onlara çalışmaktan sıkıldım. İnsanın kendini oynamayarak övgü kazanması gerekiyormuş bazı zamanlar, o an değerli oluyormuş fikirleriniz, ‘bay doğru’ oluyormuşsunuz ve sahte gülücükleri cebinize koyup, akşam teker teker kurtlarından arındırıyormuşsunuz olanları. Ve biriken kurtlar o kadar çoğalıyormuş ki bazen kaçacak yer kalmayınca içinizi kemiriyorlarmış yavaş yavaş…
Siz mi, tahtadan geriye kalır yanımız mı kaldı…
Ve bir sene böyle bitti, amaçlarım vardı, yarı ulaşılmış; sevgim vardı, bitti. Aşk mı, o da ne ki?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Gece yarısı, kurukafalı bir adam mezarını kazmaktadır. Ellerinden et parçaları yavaşça dökülmekte, dudakları sinsi bir gülümsemeye sahiptir. Adam çukuruna girer, üstünü kapatır ve toza dönüşür…
Adam hayat hakkında tahminlerinde yanılmamıştır; o, şununladır; bu, söylediği olay yüzünden acı çekmektedir; öbürü, kaçtığı yalanlardan kurtulamamıştır.. Yalnız o, kendi hayatının ne zaman mutlu sona ulaşacağını ya da silik bir noktayla biteceğini tahmin edememektedir. Etrafa olacakları söylemiş ve olaylar oluşmuştur. Seçilmiş kişi midir, hayır; kel midir, evet; merhemi var mıdır, hayır…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bu yazıma bir türlü giriş uyduramıyorum, zaten uydurduklarımı da edebi eser sanıyorsunuz fakat ben uydurgaçlı öttürgeçli çizergeçim haberiniz yok…
Genç nesle sesleniyorum buradan, sadece ve sadece saman gibi yaşıyorsunuz, evet evet böyle çöp gibi, sapsarı. Siz bilir misiniz Parliament Sinema Kulübü’nü, hele bir de bir şarkı çalardı sonunda, merak ettim buldum hz. youtube (s.a.s.)’dan, adı da All My Life imiş, nostalji yaşattı bana akşam akşam, iyi de oldu, bana geçmiş zaman olur ki dedirtti…
O zamanlar televizyona bastığımızda 4350 tane kanal yoktu, üç belki bilemedin dört kanal vardı. Parliament Gece Kulübü çıkardı saat 23′de, hiç reklam falan da girmezdi araya, terminatörleri, robocopları hep oradan izledik biz hey yavrum hey. Sonra o biterdi Show’a geçerdik, tabi ben uyuyan çocuk taklidini çok güzel becerirdim bugün olduğu gibi ve ailecek, hatta bazen dayımlar, halamlar falan oturur bir güzel kırmızı noktalı Tutti Frutti’yi seyrederdik…
Benim hiç comodore 64′üm olmadı, ama günün birinde onun yerine atari aldık, kara ve kare bir şey, ucuna kontrol aleti takıp oynardık, hala teknolojisini çözemediğim silahı vardı bir de, kuş avlardık onunla, kaset takardık, oyunlardan canımız sıkıldı mı 5 milyon verip yeni kasetler alırdık, kaset dediğime bakmayın dediğim şey bugünkü ramleri anımsatıyor bana…
Eee zaman geçtikçe o da yetmedi, ilk bilgisayarla tanıştım 3. sınıfta, yapabildiğim tek şey bomberman oynamak da olsa güzeldi. Israrlarım sonucunda eve de aldırttım bir tane, celeron 433 işlemcili, 4 mb ekran kartı, 4 gb harddisk ile dönemin en iyi bilgisayarından biriydi. İnternette çevirmeli bağlantılaydı, böyle garip sesler işitirdik bağlanırken, ‘adamlar neler yapmış yav’ der, para fazla yazmasın diye işimizi 5-10 dakikada hallederdik. Mp3 bulmak için kazaa’ya başvururduk, msn değil mirc ve evirilmişi canavar kullanırdık o zamanlar. Mail adresine sahip olmanız çok büyük bir olaydı, hele internet siteniz varsa sormayın gitsin. Hı bu arada eski monitörümü hâlâ kullanmaktayım, taş gibi çıktı gerçekten…
Bu noktada kara tavuktan bahsetmeden edemeyeceğim, canım benim neler çekti o tavuk benden. Çok yaşlıydı, kesmiyorlardı, gurka yatıp yumurtada yapmıyordu. O benim oyuncağımdı, hem de canlı bir oyuncak. Onu yakalamak için bütün gün peşinden koşardım ben, taşlardım, kanadını koparır ucuna zeytin sokar yukardan atardım bir güzel, dönüşünü seyrederdim. Bazen canavar yapardım onu oyunlarıma, bazen kurban…
O da göçtü bu dünyadan, fakat nasıl öldüğünü hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey, rüzgarlı bir günde bahçemizde bulunan koca kavak ağacının yere yıkıldığı gün, onu bir daha göremeyişimdi. Ruhu şad olsun, özledim onu cidden…
Bir de kerpiçten depomuz vardı, içinde bin bir türlü alet edevat, hepsi de hiç tanımadığım dedemin eski dükkânından kalmaydı. Neler yoktu ki, İngiliz anahtarları, tornavidalar, kerpetenler, dişliler, lambalar, bir de dokunmaya kıyamadığım duvara yapıştırılmış 500 lira…
Sırf onlarla oynamak için, kilitli kapının hemen alt köşesindeki ufacık bir delikten geçer, üstümü bir güzel yağ yapar, annemin beni dövmesine razı olurdum…
Neyse efendim, geçmiş güzeldi sanki be, her ne kadar bazı şeylerden korksak da o zaman, bugünkü gibi hiç bir şey yapmamaktansa, dayak yiyeceğimizi bile bile yapardık her şeyimizi, ot değil, canlıydık o zamanlar…
Ben boşuna özlemiyorum geçmişimi hey yavrum hey…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Vah Vah!

9 Yorum Var

Çevremde gördükçe sinir olmaktayım, o ne giyiniş tarzıdır, o ne makyajdır, o ne konuşmadır. Merak ettin değil mi? Etmedin mi, sana soran kim, ben kendime sordum, Adana çık aradan, kızdırmayın bir kere de be!
Efendim, hepsi üstüne alınmasın ama bu 90′dan sonra doğanların kanında bir şeyler var bunu sezdim. Neleri mi sezdim, haha sana sormadım deli, dinle:
1) Yaşlarından büyük laf ediyorlar…
2) Hepsi ölmek için can atıyor…
3) Rock ve Rap onlar için vazgeçilmez müzik türleri…
4) Sigara ya da içki içmek olmazsa olmazlardan…
5) İngilizce konuşma merakı…
6) Amaçsız özentilik…
7) Ve en önemlisi, adının ne anlama geldiğini bile bilmediği bir görüşe tutunup sürüklenmek…
Vah vah gençlik ölmüş değil mi? Yok o anlamda değil, ay alın şunu benim başımdan, yaz şunu kara listeye. Oh kurtuldum ya…
Hey gençler (İnsan haklarına göre 18 yaşın altındakiler) yaşayacak kocaman hayatlarınız, okuyacak koca kitaplarınız var. Zaten telef olup gideceksin bir gün, bu acelen niye?
Bence devletin böyle insanlara hak tanıması lazım, “Ölücem len ben, çekilin, dikşın dikşın…” diye bağıranları kamyonlara yükleyip istedikleri şekilde geberteceksin. Hem böylelikle nüfusu, dolayısıyla küresel ısınmayı azaltmış olursun hem de kişi başına düşen milli geliri yükseltirsin değil mi? Ne, faşist miyim, yetti be, geber ulan geber!
(Ve ölünün arkasından yavaşça bakıldığı an müziğin sesi açılır…)
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar…
Ve hiçbir şeyi özlemedim…
Seni özlediğim kadar…
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…

İzmir için dinlenme vakti…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions