Dostluklar da sahteleşince insan artık büsbütün yalnız olduğunun farkına varıyormuş…
Kimsenin kimseye ‘aa hiç öyle olur mu biz hâlâ dostuz’, ‘geçen saçım kırmızıydı görmediniz mi?’, ‘ben artık biriyleyim haberin yok mu?’, ‘babam kalp krizi geçirdi bilmiyor musun?’ gibi laflara, artık karnım iyice doydu, biraz daha kaktırırsanız istifra edeceğim haberiniz olsun…
Sevgili dostlarım(!), eğer size fazlalık geliyorsam, yan cebinize atılan tek kullanımlık prezervatifsem cidden bırakın gideyim. Azıcık gururunuz varsa bunu bir de yüzüme karşı söyleyin…
Cidden küçük bir matematik hesabına girdiğimde şöyle bir sonuç çıkıyor:
Derdini anlatanların sayısı 10 elin parmaklarını geçmekteyken, derdimi dinleyenlerin sayısı sadece bir elin parmaklarını dahi geçmiyor…
‘Sen derdini anlattın da biz geri mi çevirdik?’ diyenleri de duymamakta ısrarcıyım çünkü her dert anlattığım kişi onu çözmeye değil aksine olayı iyice karıştırmaya başlayınca ondan da caydım. Bunu da geçtim, benim beynimi, her nereden güç alıyorlarsa, küçümseyen yaratıklara demek isterim ki, küçülen o beynin içinde sizin yeriniz ihmal edilecek kadar minikleşiyor, haberiniz olsun…