No More Road for Love

4 Yorum Yapılmış

Ucuz etin yahnisi yavan olur derler. Gerçekten tam yerinde bir tespit…
4 günlük tatil planlarım varken aklımda, kamp denilen alana itinden kopuğuna, emosundan kırosuna herkesin toplandığını görünce tiksintiyle birlikte içimi bir soğukluk kapladı. Ve işte o nokta idi tatilimi sonlandıran…
İlk gecenin sonunda, bana eskiden aptalca gelen şu sözcükler ise beni psikopata bağladı; ‘ve sarışınlar boktur!’… Devamını okuyun…

Toplamda 61 kez okunmuş...

Prometheus vs. Zeus

3 Yorum Yapılmış

Final ÖdeviBugün koca bir seneyi bitirmenin mutluluğu üzerimde. Öyle ya da böyle bitti, evet evet bitti…
Diğerlerini bilmiyorum fakat istediğim bölümde okumaktan öyle ya da böyle mutlu oldum bu sene. Her ne kadar bölümümüzden yeteri kadar destek alamasam da, hocalardan öyle ya da böyle bir şekilde yakınsam da, armut piş ağzıma düş yapmadığım için şanslı olanlardanım sanırım…
Şu anda serbest atış noktasından maçı döndürecek final atışındayım. Eve 1,5 aydır uğramadım bile. Gerçekten, ev; nasıl bir yerdi orası, kokusu, şekli neye benziyordu, unuttum ve sanırım biraz da özledim…
Kendimden uzaklardayım bu aralar. Prometeus’u oynamaktan, hep onlara çalışmaktan sıkıldım. İnsanın kendini oynamayarak övgü kazanması gerekiyormuş bazı zamanlar, o an değerli oluyormuş fikirleriniz, ‘bay doğru’ oluyormuşsunuz ve sahte gülücükleri cebinize koyup, akşam teker teker kurtlarından arındırıyormuşsunuz olanları. Ve biriken kurtlar o kadar çoğalıyormuş ki bazen kaçacak yer kalmayınca içinizi kemiriyorlarmış yavaş yavaş…
Siz mi, tahtadan geriye kalır yanımız mı kaldı…
Ve bir sene böyle bitti, amaçlarım vardı, yarı ulaşılmış; sevgim vardı, bitti. Aşk mı, o da ne ki?

Toplamda 32 kez okunmuş...

Mühendis Olmuş da Ne Olmuş

5 Yorum Yapılmış

En sonunda şu haftayı da atlattım ya…
Ne günlerdi ama; çalış yemek ye çalış yemek ye.. nasıl bir kısır döngüydü bu, değişmek isteyen vücuduma dogmatik bir yaklaşımı empoze etmek gibiydi sanki. Gerçi bunda benim de etkim vardı ama neyse geçti ya sonunda…
Bu arada hayattan biraz uzak durmuşum anlaşılan ki aklıma bir şeyler gelmiyor yazmak için, bir üşengeçlik aşısı yaptırmanın zamanı da geldi sanırım. Yoksa böyle otur otur kaba etimin çevresi artacak. Neyse…
Önce eve gitmeli, akrabalarla uzun uzadıya sohbetler etmeli, özellikle de ‘kız arkadaş’ davası bir an önce savuşturulmalı. Hakketten ne meraklı oldular bu aralar; tamam askerlik çağına gelmiş olabilirim, çevremdeki arkadaşlarım yavaştan nişanlanıp, evleniyor hatta çirkin bebekler üretiyor olabilirler fakat durun daha benim yaşım kaç başım kaç, ha maharet biriyle evlenip çocuk yapmaksa isteyene adresimi verebilirim, 30. yaş günümde görüşürüz…
Sonra atlayıp traktöre dağ tepe gezmeli; ağaçların, toprağın, çamurun kokusunu içine çekmeli…
En sonunda ise oturmalı dedemin yanına, o yine oyun oynuyor olacak kahvehanede ama olsun, onun iğneleyici sözleri, başkalarının yanında beni yerin dibine sokmaya çalışırken aslında tam tersini kastetmesi, etrafındaki avanaklarında bunu anlamayışı…
Bazen dedemi neden bu kadar çok sevdiğimi düşünüyorum, sanırım nedeni bu, kanımızda olan bir şey, değiştiremem ki. Toprağın eğittiği beyinlere sahibiz, onun gibi sert sözlerimiz fakat ufacık bir su damlasında yumuşayan, herkesi içine alan kalpleriz, her ne kadar bilmesek de…
Ve günü bitirmeli böyle…
Gelecek sınavlara kadar çekilmeli kafamıza şapkamız ve düşmeli saç tellerimiz…

Toplamda 31 kez okunmuş...

Hayat

3 Yorum Yapılmış

Aklım nedense bom boş bugünlerde, hayat iyi gibi oldu sanırım nedenini buna bağlayacağım ama bakıyorum da hiç bir şey değişmemiş, her şey aynı…
Geçen 525′te giderken fark ettim; herkes sevgilisiyle çiftken, ben otobüsün ortasındaki demirle çok uyumlu bir çiftmişim, hatta demir değil de odun olsa daha bir hoş olacakmış ama elimizdekilerle idare ediyoruz…
Bölümümde olaylar gayet iyi, matematikten bu dönem kalmam kesin gibi bir şey, daha fazla mesleğe yönelik ders koymuşlar ki bu da ‘ezberci koca kafalıları’ elemekte büyük bir etken!
‘Koca kafalılar’ demişken, her toplumda olduğu gibi bölümümüzde de süzülmeler gerçekleşmeye başladı yavaştan; en azından artık ağızlardan ‘onlar, bunlar’ lafları çıkmaya başladı. Ha bence iyi mi oldu, bilmem, kendi halinde herkesle iyi geçinmeye çalışan ben için hiç bir şey değişmedi. Ee o zaman neden ben bunları yazıyorum, teneffüslerde insan ilişkilerini seyretmek hoşuma gidiyor da ondan…
Sözlerin yetmediği yerdeyim sanırım, biraz aşk kırıntıları, biraz hüzün taneleri, yine sıcak günler, yine soğuk ilişkiler…
Kaderim sanırım…
Aç müziği Feridun Bey…

Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık…
Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık…
Ve hayat ki canına tak etmişti sus dedi artık…
Ve hayat…

Toplamda 4 kez okunmuş...

08’s Santa Claus

3 Yorum Yapılmış

Acısıyla, tatlısıyla, tuzlusuyla bir sene daha geçti ömürden. Ders verici, olgunlaştırıcı, bağışlayıcı bazen açgözlü bazen de öylesineydi işte…
Hayatta iyi-kötü ayrımının hiç bir zaman kesinleşmediğini, zaman ve mekana göre rölatif olduğunu kanıtladı, teşekkürler sana 07′, akıllı oğlum benim…
08′den beklentilerim de yok değil açıkçası; kısaca söylemek gerekirse; neredeysen gel bul artık beni, canımı sıkmaya başladı bu iş benim…
Ayrıca ak sakallı dededen de şunları istemekteyim bu yıl için;
- Aileme, arkadaşlarıma, kendime, özellikle babaannem ve dedeme bol sağlıklı günler…
- İyi bir transkript…
- Kendi ayaklarım üstünde bu sene de durabilmek…
- Pişman olmamak…

İnsan daha ne isteyebilir ki…

We’re heading for Venus and still we stand tall…
Cause maybe they’ve seen us and welcome us all
With so many light years to go and things to be found…
I’m sure that we’ll all miss her so…

It’s the final countdown…


10-9-8-7-6-5-4-3-2-1-0!

But tomarrow, the same damn thing again;

365-364…

Toplamda 6 kez okunmuş...

Annus

4 Yorum Yapılmış
“Yazacak hiç bir şeyim yoktu önceleri, o günden sonra ise söyleyeceklerim bitti, sustum, hiç konuşmadım…”
Sanırım bir senenin özeti bu olsa gerek. Saçma sapan ‘milleti ben kurtaracağım’ edalarının işe yaramadığını, kimsenin sana nokta kadar değer vermediğini, en yakınından, en uzağına kadar herkesin ‘Brutus’ rolü biçtiğini ve bu koşullarda bile ailenin senin her daim, her ne kadar olayları bilmeseler de, yanında olduklarını öğrenecektin. Yaşına tecrübe, aklına sorular, kalbine buruk bir sevgi katacak; dilde dolanan yalanlar ile sineye çekilip kalacaktın…
Dün gibi aklımda olanlar, unutmadım, unutmayacağım da…
Kendim için…

Lacrimosa dies illa…
Qua resurget ex favilla…
Judicandus homo reus…

Huic ergo parce, Deus…
Pie Jesu Domine,
Dona eis requiem, Amen…

*Topraklar kabardığından beri…
O günün yasını tutuyorum…
Suçlu adam yargılanırken
Lütfen tanrım, onu bağışla…
Merhametli tanrım…
Onlara huzur bahşet…
Amen…

Toplamda 5 kez okunmuş...

Don’t Know Why

9 Yorum Yapılmış

Anlatacak bir şeyi yoktu…
Kaçamak öpüşen bir kaç sevgilinin yanında arka fondu o…
Figüran…
Alışveriş merkezlerinde çocuklar onlar için gelen bayrama hazırlanıyorlardı…
Işıklar, ağaçlar, ufak tefek oyuncaklar…
Ağızlarından duman çıkan insanlar vardı…
Geçerken yanlarından, kulaklığından binlerce nota dökülüyordu…
Her şey farklıydı o gün, bir kızla bile tanışmıştı…
Hoştu da, telefonunu bile aldı…
Hayatının en mutlu günüydü…

Şimdi kanlı kurşuna donuk gözlerle bakarken…
Yazıyordu arkasında telefon numarası yazılı kağıdın;
‘Bu gün çok güzeldi, fakat bitti.’
Bitti…

Toplamda 4 kez okunmuş...

Above Ground

14 Yorum Yapılmış

Underground I’m waiting..
Just below the crowded avenue…
Watching red lights fading out of you…

Güzel bir şarkıyla başlamak istedim bugünkü saçmalamama…
Evet sonunda bir hafta doldu, mutluyum, god bless me baby. Ee demiştim ben, insan her ne kadar sosyal bir yaratık da olsa, her ne kadar tanrının dışkısının toprağa karışmasıyla oluşsa da yalnızlık bizlere de mahsus olup, güzel görünebiliyormuş; tabi takmadığınız sürece…
Bugün ilk fotoğraf makinemi de aldım, böyle kocaman ekranlı, parlak, siyah bir şey. Huyumdur, kurusun, bir şeyleri insan hayatına benzetmek; işte yine oldu, ampulüm yandı kafamın üstünde ve kedi kulaklarım kesiliverdi birden…
Fotoğraf makinesi işte, önüne geleni çeker, öpüşmenizi, ayrılışınızı, küçük bir çiçeği, üzerinde duman tüten inek bokunu, ineği.. fakat bir sorun vardı, kendini asla çekemezdi, bu en dandik alette de böyleydi en pahalısında da. Bize benziyor dememiş miydim, işte bomba burada patlıyor, kendimizi tanımlandırmak için etrafımızda ‘biz’lerden olması gerekiyor. Garip ama gerçek, insanın yüzyıllardır kendini bulma, kendini bir yere koyma çabasının sonucunda yine insan faktörü ortaya çıkıyor…
Bazen düşünüyorum sosyoloji mi yazsaydım ben…
Neyse, mademki insan bir ilişki hayvanı, o zaman sosyalleşen bu hayvancıklar kendi aralarında iletişmek zorunda. Burada da kafamı kemiren bazı sorular yok değil. Bugüne kadar insan ilişkilerini sıralarsam genel olarak şöyle bir tablo çıkıyor:
Birincisi, insanı dost ve arkadaş diye ikiye ayıranlar:
-Buradaki insan vatandaşlarının yakın oldukları 3-4 dostu ve popolarının havada olması nedeniyle pek takmadıkları, olsa da olur olmasa da olur dedikleri, belki de kendilerini güvenceye almak için oluşturdukları arkadaş topluluğu vardır. Dost uğruna arkadaşlarını gayet ucuz bir fiyattan elden çıkarabilir, arkadaşlarının onu önemsemesini pek kafasına takmaz. Eşeyli üremeye sahiptirler ve erkek olanları bir seferde 10 milyon sperm bırakabilme kapasitesine sahiptir. Doğal yaşam ortamları ‘cool’ diye tabir edilen kafelerdir. Dünya üzerinde pek bir etkiye sahip olmasalar da, besin zincirinin tüketiciler kısmında yer alırlar. Garip bir sosyo-psiko-hayvan sınıfı işte ya da tek hücreli mi deseydim, neyse biyolojiyi de unuttuk zaten…
İkincisi, yakın olduğu her insanı dostu bilenler:
-Buradaki iki bacaklı deneklerimiz, arkadaş diye tabir ettiği her kişiyi aynı zamanda dostu ilan eder kendi küçük göğüs kafesinde. Güvenir, güvendirir, sırlarını paylaşır. Fakat yukarıda bahsettiğim öglena hayvanı bu tek hücrelilere bazen büyük zarar verir, onları yalnızlığa mahkûm eder. Fakat hayatında 1-2 dost denilen kişiye sahip bu grup mantarları, hayatı sorgulamak, ona yeni bir bakış açısı getirmek için gelmişlerdir. Hani (gerçek) entelektüel dediğimiz gözlüklüler vardır ya, işte geneli bu gruba girer. Eşeysiz ürerler, dolayısıyla bir eşe mahkûm olmadan hayatlarını sürdürebilirler. Fakat her zaman, eşeyli üreseydik ne olurdu diye de düşünmeden edemezler…
Üçüncü ve son grubumuz ise herkese arkadaş gibi yaklaşanlar:
Evet, bu gruptaki insanlar günümüz gençliğinin büyük kısmını oluşturmaktadır. Ortam insanı diye tabir edilirler, genelde mutualist bir yaşam sürüyorlar gibi de görünseler, aslında büyük bir haşere grubudurlar. Ortam ne olursa olsun, rock, pop, arabesk, caz.. bunlar her çevre grubuna adapte olurlar. Kısacası rüzgar nereye onlar oraya hesabı. Erkek ve dişi olanları çok eşli yaşar, eşsiz yoldan eşeyli ürerler. Bu gruba genetik açıdan girmeye zorlanan dişilerinin doğal yaşam ortamları Levis, Collezione ve Adidas gibi yerler olmakla birlikte, erkekleri Nissan, Mercedes vb. gibi vitrinlere vantuzlarıyla yapışık halde doğarlar ve ömür boyunca orada yaşarlar…
~~~


Sosyoloji dersimiz bugünlük sona eriyor…
Yukarıdaki küçük hanımı tanıyanlarınız vardır, yoksa da siz hâlâ dünyanın bazı zevklerine varmadınız demektir…
Bu caz kraliçesi geçen yaz memleketimin en nefret ettiğim iline, İstanbul’a geldi. Gidemedim, neden gidemedi mi yok işte, sadece gidemedim. O, orada “I’ll be with you someday…” diye haykırırken ben evimde iç çekiyordum…
Ama dün annemle konuştum, iki bayram arası olmaz dedi, beklemelisin dedi. Bekledim, yüzükleri dahi aldım, zaten ufacıcık parmağı vardır onun, neyse yine içim cız oldu…
- Ne olmuş ne olmuş?
Sen bir sektersene…
Son olarak Ferhan Şensoy’un Üç Kuruşluk Operasını seyrettim bugün. Müzikalleri sevmem, zaten oralarını hızlı hızlı geçtim videoda. Neyse oradan bir sözle veda etmek istedim, siz çift hücrelilere…
-Aferin oğlum tosbaa, tek deseydin alınırlardı zaten…
-Sen sektermeyecek misin?
- !!?
Ferhan Şensoy söylüyor:
-Atatürk ideolojik tercihini yaparken, hepinizin aptal olduğunu Aziz Nesin’den çok daha önce anlamıştı…
-Atatürk hiç bir zaman böyle hıyar bir duruma düşmemişti. Çünkü Atatürk bizim gibi bir dallama değil. O, bir idealin peşinde bir aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiç bir çıkar derdine düşmemişti…
Biz Özal görmüş Atatürkçüler, Atatürkçülüğün anlamını yitirdik. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü, yılda bir gün Erbakan da Atatükçü, Fettullah Hoca(!) tamamen Atatürkçü…
Atatürkçülük böyle herkesin benimseyebileceği salak bir ideoloji olamaz ki…

E hadi bana müsade…

Toplamda 25 kez okunmuş...

Bayram of Şeker

8 Yorum Yapılmış

Aslında gelmesinden hiç hoşnut değilim. Ama her zaman dediğim gibi ilginç bir ülkede yaşıyoruz vesselam. Ben hiç bir Müslüman ağırlıklı ülkede gayrimüslimlerin de bu kadar tatil yaptığını görmedim. Ha benim için hava hoş canım, nasılsa o gün millet evde olmuyor, oh yan gel yat…
Bir de hala takmış bulunmaktayım; ben hayatta Karagöz-Hacivat demedim, hep Hacivat-Karagöz dedim. Nedendir bilinmez ama zayıfın kazanmasını da istemiyorum. Her filmde, her dizi, her yazıda iyiler mutlaka kazanır mı? Bence kazanmamalı, çünkü tanrı hiç bir zaman tek taraflı bir kazanç istemez. Kötüler kazanıyorsa el atıverir iyiler kazanır, iyiler kazanıyorsa bir üfler kötüler kazanır. Ee hani tanrı iyilerin kazanmasını istiyordu? Hmm benim aklım onunkine yetişmiyor cidden, ben en iyisi bırakayım…
Bugün küçüklerin bayramı, bugün şeker sektöründe nam salmış firmaların bayramı. Yine erkenden kalkılacak, ciciler giyinilecek. Sonra sıra sıra mahalledeki kolu komşunun elleri yalanacak. Paralar ceplere indirilecek…
Ha ben o ara ne mi yapacağım, büyük ihtimal misafirlerin bücürlerini odama sokmama mücadelesi verip, günün geçmesini bekleyeceğim…
Dip Not: Şeker ikram etmek isterdim fakat param yetişmedi…

Toplamda 8 kez okunmuş...

Bir(1) Olmuş

11 Yorum Yapılmış

“Blog beni özledin mi, sana hasret kaldım, yazmayalı da uzun süre oldu, bir kaç gündür seni boşladığımın farkındayım, bu ilişki artık yürümüyor…” gibi bebe sözcüklerle mi başlasam diye düşünürken aklıma geldi, hep gelir zaten hiç durmaz ki, ben bunları söyleyinceye kadar zaten siz bir şeylerin farkına varmaya çalışacaksınız. Fakat bir şey söyleyeyim mi; iyi, sen bilirsin, meraktan patla…
Ee üniversiteli de olduk ya, havasını da atıyorsun bol bol sanki bir bok yapmış gibi, başladık ilk senemize. Büyükler öyle öğretti bize, başta nasıl başlarsan sonu da öyle gelirmiş ya da nerde çokluk orda bokluk muydu? Yine pek kirlendi bu yazı, vidanjör çağırın vidanjör!
Girdik binaya pardon inşaata, adamın teki el arabasıyla 3. kata kum çıkarıyordu, helal olsun o ne kuvvettir, gel benimle seviş o köşede diyecektim ama ben gaymiyim ulan? Değilim, dur bakayım, evet evet değilim. Karşıdaki tanıdık simalarla iki üç merhabadan sonra girdik sınıfa. İki de kız yazmış bizim bölümü. Sanırım tercihten bir gün önce bir deliyle samimiyeti artırmış arkadaşlar neyse canım bana ne. Bu arada dikkat ettim bir kızın adı Pelin’miş, garip. Derken hoca da girdi, fizikçiymiş, herkesin kendi dersini sevmesinden bir hoşlandı, garibim yıllarca bizim gibilere hasret kaldı herhalde…
Beklediğim an bu değildi aslında, hayaleti görecektim en sonunda. 4 ay bu anı bekledim ben, nasıl bir karşılaşma olacak, acaba buzdağını eritebileceğiz mi falan. Derken sınıfa geçte olsa girdi seninki, suratına bakıyorum, o da bakıyor. Mallık bende, neye bakarsın ki, ne olacak sanki? Hadi diyelim bir şeyler oldu; o başka dünyalarda sen başka diyarlarda. Şimdikinden farklı mı olacak ki? Peh! Titanic’e (“titaniğe” diye oku döverim bak!) bile geçit vermemiş o buz dağları, ufacık boyumla bana mı verecek. Madem gurur yapıyoruz, al sana gurur!
Bazen saplanıyor işte insanın beynine böyle ufak fakat büyük dertler, sorunlar. Elim işte bu anlarda kara saplı silaha kayıyor. Şakağıma dayayıp, 9mmlik kurşunu beynimin derinliklerine göndermek istiyorum, o barutunu bitirirken, boşalan o ufacık haznesine tüm dertlerimi sığdırsın yok olup gitsin istiyorum. Ha, ben mi? Garibim, çok iyi bilirdik zavallıyı…
İşte böyle efendi. Hede-hede, hödö-hödö yaşayıp gidiyorum işte üniversitemin yollarındaki ilk günlerimi. Sabah kalkması zor oluyor cidden ama idare ediyoruz. Bu arada ben kime anlatıyorum bunları ya. Kapat şurayı; aç müziği, müziği aç…

Toplamda 7 kez okunmuş...

« Eski Girdiler |