“Blog beni özledin mi, sana hasret kaldım, yazmayalı da uzun süre oldu, bir kaç gündür seni boşladığımın farkındayım, bu ilişki artık yürümüyor…” gibi bebe sözcüklerle mi başlasam diye düşünürken aklıma geldi, hep gelir zaten hiç durmaz ki, ben bunları söyleyinceye kadar zaten siz bir şeylerin farkına varmaya çalışacaksınız. Fakat bir şey söyleyeyim mi; iyi, sen bilirsin, meraktan patla…
Ee üniversiteli de olduk ya, havasını da atıyorsun bol bol sanki bir bok yapmış gibi, başladık ilk senemize. Büyükler öyle öğretti bize, başta nasıl başlarsan sonu da öyle gelirmiş ya da nerde çokluk orda bokluk muydu? Yine pek kirlendi bu yazı, vidanjör çağırın vidanjör!
Girdik binaya pardon inşaata, adamın teki el arabasıyla 3. kata kum çıkarıyordu, helal olsun o ne kuvvettir, gel benimle seviş o köşede diyecektim ama ben gaymiyim ulan? Değilim, dur bakayım, evet evet değilim. Karşıdaki tanıdık simalarla iki üç merhabadan sonra girdik sınıfa. İki de kız yazmış bizim bölümü. Sanırım tercihten bir gün önce bir deliyle samimiyeti artırmış arkadaşlar neyse canım bana ne. Bu arada dikkat ettim bir kızın adı Pelin’miş, garip. Derken hoca da girdi, fizikçiymiş, herkesin kendi dersini sevmesinden bir hoşlandı, garibim yıllarca bizim gibilere hasret kaldı herhalde…
Beklediğim an bu değildi aslında, hayaleti görecektim en sonunda. 4 ay bu anı bekledim ben, nasıl bir karşılaşma olacak, acaba buzdağını eritebileceğiz mi falan. Derken sınıfa geçte olsa girdi seninki, suratına bakıyorum, o da bakıyor. Mallık bende, neye bakarsın ki, ne olacak sanki? Hadi diyelim bir şeyler oldu; o başka dünyalarda sen başka diyarlarda. Şimdikinden farklı mı olacak ki? Peh! Titanic’e (“titaniğe” diye oku döverim bak!) bile geçit vermemiş o buz dağları, ufacık boyumla bana mı verecek. Madem gurur yapıyoruz, al sana gurur!
Bazen saplanıyor işte insanın beynine böyle ufak fakat büyük dertler, sorunlar. Elim işte bu anlarda kara saplı silaha kayıyor. Şakağıma dayayıp, 9mmlik kurşunu beynimin derinliklerine göndermek istiyorum, o barutunu bitirirken, boşalan o ufacık haznesine tüm dertlerimi sığdırsın yok olup gitsin istiyorum. Ha, ben mi? Garibim, çok iyi bilirdik zavallıyı…
İşte böyle efendi. Hede-hede, hödö-hödö yaşayıp gidiyorum işte üniversitemin yollarındaki ilk günlerimi. Sabah kalkması zor oluyor cidden ama idare ediyoruz. Bu arada ben kime anlatıyorum bunları ya. Kapat şurayı; aç müziği, müziği aç…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live