Sus Adam Ol!

Yorum Yok...

Bugün beş Ağustos…
Sınavım vardı bugün, ne sınavı demeyin, diğer insanlara göre hırs küpüymüşüm, ölecekmişim hırsımdan. Doğru, sıfatınız olacak mesleği sevmek suçmuş şu dünyada…
Dedim ya bu insanları anlamak çok güç diye. Dillerini popolarına sokup herhangi biri için ‘o iyidir, şu iyidir’ demekten başka bir şey yapmamak iyi insanlık mı oluyor bu memlekette? Bir olay için bir yorum yapıldığında sahte gülücükler atmak mıdır iyi insan?.. Devamını okuyun…

Toplamda 44 kez okunmuş...

Volume Volume (Co-Pilot)

7 Yorum Yapılmış

‘Hayatımda acı tatlı onca an yaşamışım ki anlat anlat bitiremiyorum’ demek isterdim lakin bir çoğunu hatırlayamıyorum. Lise hayatım yok gibi sanki, sanırım unutmak istediğimi unutuvermekte üstüme yok. İlkokul arkadaşlarımın bazılarının yüzünü görsem hatırlamam. Sahi ne gamsız adamım ben be!
Aşağıdan devam ediyoruz, tekrar söylüyorum ‘kim bunlar’ diye sormak yok çünkü onlar güzel bir müzik grubuydu…

Sen Nesin Vol. XXX
Lise döneminizde ilk defa aşk ile tanışmışsınızdır. Aşkı tattığınız kişinin peşinden tam 2 sene koşturmuşsunuzdur. O lisede kalmışken siz artık üniversiteli olmuşsunuzdur ve yüzünüze bile bakmayan o kişiyle bir anda sevgili oluvermişinizdir.

Devamını okuyun…

Toplamda 69 kez okunmuş...

Wooden Man

5 Yorum Yapılmış

Zorları oynuyorum bu günlerde, ilk bahar bozuyor beni, eriyen vücudumdaki açıkları meydana çıkarıyor ve orama burama sıkıştırdığım ot parçaları beni içten içe çürütüyor…
Bıktım!
Aşksız bir kalbi sırtlayabiliyorum, bunu defalarca yaptım; fakat şu an içinde sevgi kırıntıları varken bile neden bu kadar zor geliyor bu öküzün boynuzundaki dünya?
Biliyorum aslında, herkes yaşamak için yukarıları tercih ederken ben dipleri seçiyorum, makatta sıçılmayı bekliyorum…
Evet, itiraf edin hadi bir çoklarınız için böyleyim, bir tuvalet kağıdında kalan, bakılmaksızın sidikli suya atılan yegane ben…
Neden böyle yapıyorsunuz bilmiyorum, hep kendime bakıyordum hatalarımı bulmak için lakin bakılacak yerim de kalmadı artık. Sizler için nefes almam dahi gözünüze batmaya başladı…
Haklısınız, zamanı gelince siliyorum hepinizi beynimin ücra köşelerinden, ama olmadık yerde ‘bana şu lazım, benim şuyum bozuldu, moralim bozuk, kıçım ağrıyor, annem peygamber oldu, dedem laman yaptırdı, gözümün hemen altında koca ben çıktı..’ diye mesaj atınca ve cevaplamayınca bozulmak da ne oluyor?
Bazen piyon sandım kendimi, bazen dü bara geldim zarlar atıldığında, ama özledim onları; yalın aşkları, gerçek dostlukları, açık sözleri…
Ve belirtmek isterim, bende canlı kanlıyım, tahtadan yapılmadım…

Toplamda 6 kez okunmuş...

Fa$o Aga

9 Yorum Yapılmış

Yarın finallerim başlıyor. Kafam dinç, hiç bir derdim yok, sonuçta aptalca bir kaç sınav. Hayatım boyunca hiç bir sınavdan korkmadığım gibi bunlardan da korkmuyorum, hatta bir haftadır sayelerinde küfür dağarcığım o kadar gelişti ki…
Ayrıca takmış bulunmaktayım bu kadar formülü ezberleyince başımızın göğe mi yoksa dibe mi değeceğine. Nedir yani, yüzlerce formülü ezberlemek beni mühendis mi yapacak, tabi ki hayır, ee güzelim profesör olmuş ‘öğret-men’ lerim bunu bilmiyorlar mı? Gerçi onlar da haklı, ne kadar ekmek o kadar köfte davası her şey. Sonra beyin göçü oluyormuş, emperyalizme yatırım yapıyormuşuz vb. Sorarım size, fikrinize değer verilmeyen, bilimsel önerilerilerinizin desteklenmediği, nuh nebiden kalma koşullarda çalışmak istiyorsanız buyurun size koca 3. dünya ülkesi, tepe tepe kullanın. Ben şahsen ampulü tekrar tekrar bulacağıma, lazere geçerim daha iyi, değil mi ama?
Ayrıca insanları da anlamamakta direnmekteyim eşekler gibi; daha düne kadar sizi sokakta görse ’selam’ vermemek için yön değiştiren, kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan vatandaşın, poposu sıkıştığında ilk sizi bulması da çok garip bir olay. Daha ilginci de tüm bunları bildiğiniz halde o ‘koca kafalı’ya yardım etmenizdir. Ee kızmasınlar ama tarihte ‘en iyi salağa yatan yaratıklar kızlardır’ diye boşuna dememişler, şeytanın akranları, ne yaparsınız; tanrı bile ademoğlunu dünyaya gönderdikten sonra baş edememiş ki ‘alın kardeşim siz uğraşın’ demiş…
Ayrıca öküzün altında buzağı arayan vatandaşlara da hayranım. Hani derdim ya defoluyum, işleri yüzeysel anlayamıyorum hep derinine iniyorum diye, büyük konuşmamak lazımmış. İnsan yaratıkları öyle şeylerin altından, ki bunlar bilumum hamam ve bok böcekleridir, buzağı bulabiliyorlar ki insan şaşırmadan edemiyor. ‘Ee sonuçta herkesin içi fesat ne yaparsın’ diyenler olacaktır, doğrudur, onları ‘bana bulaşmayın lütfen’ kategorisine koymak istiyorum…
Sonuçta;
“Sen faşo neye derler bilir misin, aha bizim ülke kızları vallah faşodur!”, he he, zor vesselam zor…
Yarın yüzlerce formülü olan fizik finaline giriyorum, saat 12 sularında popomdaki kraterin büyüklüğü çıplak gözle görülebilecektir, herkese duyurulur…

Toplamda 4 kez okunmuş...

Above Ground

14 Yorum Yapılmış

Underground I’m waiting..
Just below the crowded avenue…
Watching red lights fading out of you…

Güzel bir şarkıyla başlamak istedim bugünkü saçmalamama…
Evet sonunda bir hafta doldu, mutluyum, god bless me baby. Ee demiştim ben, insan her ne kadar sosyal bir yaratık da olsa, her ne kadar tanrının dışkısının toprağa karışmasıyla oluşsa da yalnızlık bizlere de mahsus olup, güzel görünebiliyormuş; tabi takmadığınız sürece…
Bugün ilk fotoğraf makinemi de aldım, böyle kocaman ekranlı, parlak, siyah bir şey. Huyumdur, kurusun, bir şeyleri insan hayatına benzetmek; işte yine oldu, ampulüm yandı kafamın üstünde ve kedi kulaklarım kesiliverdi birden…
Fotoğraf makinesi işte, önüne geleni çeker, öpüşmenizi, ayrılışınızı, küçük bir çiçeği, üzerinde duman tüten inek bokunu, ineği.. fakat bir sorun vardı, kendini asla çekemezdi, bu en dandik alette de böyleydi en pahalısında da. Bize benziyor dememiş miydim, işte bomba burada patlıyor, kendimizi tanımlandırmak için etrafımızda ‘biz’lerden olması gerekiyor. Garip ama gerçek, insanın yüzyıllardır kendini bulma, kendini bir yere koyma çabasının sonucunda yine insan faktörü ortaya çıkıyor…
Bazen düşünüyorum sosyoloji mi yazsaydım ben…
Neyse, mademki insan bir ilişki hayvanı, o zaman sosyalleşen bu hayvancıklar kendi aralarında iletişmek zorunda. Burada da kafamı kemiren bazı sorular yok değil. Bugüne kadar insan ilişkilerini sıralarsam genel olarak şöyle bir tablo çıkıyor:
Birincisi, insanı dost ve arkadaş diye ikiye ayıranlar:
-Buradaki insan vatandaşlarının yakın oldukları 3-4 dostu ve popolarının havada olması nedeniyle pek takmadıkları, olsa da olur olmasa da olur dedikleri, belki de kendilerini güvenceye almak için oluşturdukları arkadaş topluluğu vardır. Dost uğruna arkadaşlarını gayet ucuz bir fiyattan elden çıkarabilir, arkadaşlarının onu önemsemesini pek kafasına takmaz. Eşeyli üremeye sahiptirler ve erkek olanları bir seferde 10 milyon sperm bırakabilme kapasitesine sahiptir. Doğal yaşam ortamları ‘cool’ diye tabir edilen kafelerdir. Dünya üzerinde pek bir etkiye sahip olmasalar da, besin zincirinin tüketiciler kısmında yer alırlar. Garip bir sosyo-psiko-hayvan sınıfı işte ya da tek hücreli mi deseydim, neyse biyolojiyi de unuttuk zaten…
İkincisi, yakın olduğu her insanı dostu bilenler:
-Buradaki iki bacaklı deneklerimiz, arkadaş diye tabir ettiği her kişiyi aynı zamanda dostu ilan eder kendi küçük göğüs kafesinde. Güvenir, güvendirir, sırlarını paylaşır. Fakat yukarıda bahsettiğim öglena hayvanı bu tek hücrelilere bazen büyük zarar verir, onları yalnızlığa mahkûm eder. Fakat hayatında 1-2 dost denilen kişiye sahip bu grup mantarları, hayatı sorgulamak, ona yeni bir bakış açısı getirmek için gelmişlerdir. Hani (gerçek) entelektüel dediğimiz gözlüklüler vardır ya, işte geneli bu gruba girer. Eşeysiz ürerler, dolayısıyla bir eşe mahkûm olmadan hayatlarını sürdürebilirler. Fakat her zaman, eşeyli üreseydik ne olurdu diye de düşünmeden edemezler…
Üçüncü ve son grubumuz ise herkese arkadaş gibi yaklaşanlar:
Evet, bu gruptaki insanlar günümüz gençliğinin büyük kısmını oluşturmaktadır. Ortam insanı diye tabir edilirler, genelde mutualist bir yaşam sürüyorlar gibi de görünseler, aslında büyük bir haşere grubudurlar. Ortam ne olursa olsun, rock, pop, arabesk, caz.. bunlar her çevre grubuna adapte olurlar. Kısacası rüzgar nereye onlar oraya hesabı. Erkek ve dişi olanları çok eşli yaşar, eşsiz yoldan eşeyli ürerler. Bu gruba genetik açıdan girmeye zorlanan dişilerinin doğal yaşam ortamları Levis, Collezione ve Adidas gibi yerler olmakla birlikte, erkekleri Nissan, Mercedes vb. gibi vitrinlere vantuzlarıyla yapışık halde doğarlar ve ömür boyunca orada yaşarlar…
~~~


Sosyoloji dersimiz bugünlük sona eriyor…
Yukarıdaki küçük hanımı tanıyanlarınız vardır, yoksa da siz hâlâ dünyanın bazı zevklerine varmadınız demektir…
Bu caz kraliçesi geçen yaz memleketimin en nefret ettiğim iline, İstanbul’a geldi. Gidemedim, neden gidemedi mi yok işte, sadece gidemedim. O, orada “I’ll be with you someday…” diye haykırırken ben evimde iç çekiyordum…
Ama dün annemle konuştum, iki bayram arası olmaz dedi, beklemelisin dedi. Bekledim, yüzükleri dahi aldım, zaten ufacıcık parmağı vardır onun, neyse yine içim cız oldu…
- Ne olmuş ne olmuş?
Sen bir sektersene…
Son olarak Ferhan Şensoy’un Üç Kuruşluk Operasını seyrettim bugün. Müzikalleri sevmem, zaten oralarını hızlı hızlı geçtim videoda. Neyse oradan bir sözle veda etmek istedim, siz çift hücrelilere…
-Aferin oğlum tosbaa, tek deseydin alınırlardı zaten…
-Sen sektermeyecek misin?
- !!?
Ferhan Şensoy söylüyor:
-Atatürk ideolojik tercihini yaparken, hepinizin aptal olduğunu Aziz Nesin’den çok daha önce anlamıştı…
-Atatürk hiç bir zaman böyle hıyar bir duruma düşmemişti. Çünkü Atatürk bizim gibi bir dallama değil. O, bir idealin peşinde bir aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiç bir çıkar derdine düşmemişti…
Biz Özal görmüş Atatürkçüler, Atatürkçülüğün anlamını yitirdik. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü, yılda bir gün Erbakan da Atatükçü, Fettullah Hoca(!) tamamen Atatürkçü…
Atatürkçülük böyle herkesin benimseyebileceği salak bir ideoloji olamaz ki…

E hadi bana müsade…

Toplamda 25 kez okunmuş...

|