Rüya

9 Yorum Var

Metro durağındaydım, karşımdaydı, yeşil montu, sarı saçları, yeşil mavi karışımı gözleriyle oradaydı. Gözlerim onu görüyordu ama o bilmiyordu bunu, önce baktı bana, ayakkabımdan şapkama kadar süzdü önce. Ona baktığımda göz göze geldik defalarca, uzatsam elimi dokunacaktım belki ama sustum, söyleyeceklerim içimde afyon bombası gibi patladı, hayallere daldım. En son trende yalnız kaldığımda fark ettim ki rüyam burada bitmişti…
İndiğimde onu aradı gözlerim, görsem konuşacaktım, o kadar emindim kendimden. Lakin tren diğer istikamete çoktan yol almaya başlamıştı, ben ise yetişememiştim ona…

~~
Aradan düşünce dolu 30 dakika geçmişti ki arkadaşım geldi odama, aldı götürdü beni arkadaşlarının yanına…
~~

Onu daha önce çok kez görmüştüm, adını da biliyordum, fakat bilmiyormuş gibi tekrar tanıştım onunla. Gözlerine baktım, açık kahverengi dedi, gözlerinin altı kansızlıktan hafif kararmıştı, saçlarının her teli onları sımsıkı tutan tokayla bağlıydı…
‘Yalnızlık’ adım dedi önce, kanım ısındı ona, bağlandım içten içe, kıskandım da biraz. ‘Yalnızlığımı senin için bozamam’ soyadım dedi sonra, kanım çekildi, iliklerime kar yağdı, sustum…

Hoş bir geceydi, lakin şu an neden ağladığımı bilmiyorum, bilemiyorum…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eh işte hayat sürmek zorunda bir şekilde…
Bazen tökezlesek de, tekme tokat o yürütüyor zaten. Sen ise onu sorgularken, sorularını soracağın şeyi yaşamış oluyorsun. Çok garip değil mi, yaşadığını anlamlandırmaya çalışmak…
Bunları düşünür, ağlar oldum; hatta saçma olduğunu bile bile kendimle konuştum bağıra çığıra. Çıkan ses hiç bana benzemiyordu, fakat hep doğruları söylüyordu:
“İşte iki çift el ele tutuşmuş bir şeyler konuşuyorlar, kim bilir nasıl bir araya geldiler, şimdi neler konuşuyorlar? Bilmiyorum ki ne konuştuklarını, hiç yapmadığımdan olsa gerek tahmin bile yürütemiyorum. Hayat onlar için de aynı zorlukta mı, düşünmeden de edemiyorum.” diye mırıldanırken ulaşmak istediğim yere varıyorum. Kim mi bekliyor beni, kimse…
Güzel bir hiçlik safhasında bile gülmeyi becerebiliyorum ya işte buna şaşıyorum…
Düşüncesiz insanlar, onlar hep var zaten, sarmış yine etrafımı. Artık yâre özlemi geçtim, derdim bir çift söze hasretlik çekmek. Ne kadar acizim değil mi? Oysa nasıldım ben, her yere uyum sağlayan, hiç acı çekmeyen, hatta hep acıyı verendim…
Nerde kaldı o günler, öptüler değil mi benim 53 derece tanjant kısmımdan. Söktüler attılar değil mi bir kenara tüm damarlarını, sinir uçlarını…
Anlamsız anlamsız, ortalarda gezinmek de gerekiyormuş bazen. ‘Umarım’ üzerine kurduğum dönemlik zembereğim de çözülecek elbet bir gün. İşte o gün ne olacak ben de bilmiyorum…
Tanıdık bir yüz görünce seviniyorum, o derece çaresizim. Uzanacak yardım ellerini geri çevirmem gururumdan değil, güçsüzlüğümden. Sıkıntıyı onlar çözünce pek yarayışlı olmuyormuş, onu da 13. tik-takta öğrenmiştim…

“Sevda bahçelerinin,
Çiçekleri hep soldu…
Hiç ayrılamam derken,
Kavuşmak hayal oldu…”
Bugün bu şarkıyı söylerken iki damla yaş süzüldü göz pınarlarımdan. Hislendim, belki de eskidim, daha da önemlisi eskitildim…
Üzgünüm, ben hâlâ böyleyim…
Öptüm…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ve Doğrular

4 Yorum Var

4 uzun gün ve 4 uzun gece; insanları biraz daha anlamam için geçen süre. Bir aşkın, bir kızın bıçak sırtındaki dansını seyretmek, ağlayışına tanıklık etmek, ona sarılmak, güveni hissetmek, son dokunuşlar ve küçük bir öpücük…
Yaratıklar, hayvanlar, insanlar, arkadaşlar, dostlar, sevgili; değerliler, tekler, vazgeçilmezler…
Ve bir saklambaç ebesinin aklından geçenler, rüzgârın savurduğu ufak kum tanelerinin korkusuzca denize atlayışları…

Yıldızların altında gündüz çöl sıcağı, akşam kutup soğuğu; insanlar ve yıldızlar. Bir evsizin günlüğünü oluşturan yegâne yığınlar bunlar olsa gerek. Çöpten alınmış yarı küflü, kuru bir ekmeğin içine, güneşten erimiş domatesi koyup yemek olsa gerek karnını doyurmak. Ve herkesin rahat yataklarında uyumasına karşın, onun karton kutulardan yaptığı evde gülümseyebilmesi olsa gerek huzur…
Tozdan katılaşmış, yağlı saçlarıyla aşık olabilmek umutsuzca. Bir gün onun dudağınla, kendi patlak dudaklarını birleştirme hayalleri onu ayakta, hayatta tutan. Yalnızlıktan dertlerini çöp tenekelerine, boş konservelere, kedilere anlatan yalnız bir adam, yalnız bir kız, sakalları kararmış aksakallı amca…
Sevdiğin kişinin senden kaçması, bir başkasını düşlemesi, sevmesi ölüm…
Ve ölüm, hayatın ta kendisi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Tuzluymuş

3 Yorum Var

Zor bir karar aslında; herkesin anlayamayacağı, çözemeyeceği…
Kuralları hayat koymuş, boynumuz kıldan ince, yapabileceğin tek şey mi? Gözlerini t-shirtünün arkasına silmek…
Tam eline geçmişken hayatın, değerlin; onu göz göre göre kaybetmekmiş ölümün tadı, kokusu. Dipsiz bir kuyu misali düştüğüm durum, karanlık, nemli. Taşların açtığı yara izlerine dolan çamur gibi günahlar. Ve havadan ip gibi süzülen ışık huzmesi elimi yukarı kaldırmama yarayan, beni yaşama bağlayan…
Korku ve çaresizlik ümitleri yok eden, beni bir adım daha sana yaklaştıran…
Bugün bir kez daha aktı o damlalar. Dilimin ucuna düşenleri yaladım. Evet, dedikleri gibi tuzluymuş tatları…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Suicide!

4 Yorum Var


Peki neyim artık ben?
Ellerim paslı demirlere tutulu, fareler ayaklarımı kemirmekte, tepemden boşalan soğuk yağmur suları, arkamda yüzlerce kırbaç izi…
Yabancı bir şehirde, yabancı yüzler içinde, kan kokusunun sindiği bu ufacık odadayım. Göz altı bezelerim şişmiş ağlamaktan. Sakallarımın arasından su damlaları yavaş yavaş aşağı süzülüyor her gece. Sanki saniyeler ayları, saatler yılları temsil ediyor…
Pes etmemeyi öğretmiştin bana, direnmeyi, inanmayı…
Yavaş yavaş kabuğunun içine çekildi kaplumbağa ve usul usul ağladı karanlığında…
Özledim…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions