Gece yarısı, kurukafalı bir adam mezarını kazmaktadır. Ellerinden et parçaları yavaşça dökülmekte, dudakları sinsi bir gülümsemeye sahiptir. Adam çukuruna girer, üstünü kapatır ve toza dönüşür…
Adam hayat hakkında tahminlerinde yanılmamıştır; o, şununladır; bu, söylediği olay yüzünden acı çekmektedir; öbürü, kaçtığı yalanlardan kurtulamamıştır.. Yalnız o, kendi hayatının ne zaman mutlu sona ulaşacağını ya da silik bir noktayla biteceğini tahmin edememektedir. Etrafa olacakları söylemiş ve olaylar oluşmuştur. Seçilmiş kişi midir, hayır; kel midir, evet; merhemi var mıdır, hayır…
Ve bir gün, bir yemek masasında, bir kişi karanlıklar içinden gelerek onun 11 yıl 2 gün 10 dakika sonra öleceğini söylemiştir. O ise bunun deli işi olduğunu düşünmüş, arkadaşına sahte gülücüklü mesajlar yollamaya devam etmiştir…
5 yıl sonra, tam evlenecek kadını bulmuş ve ‘evet’ sözcüğünü olağan gücüyle haykıracakken düğün hediyeleri arasında bir not ölümüne 6 yıl 1 ay kaldığını söylemiştir. O ara onu görmezlikten gelse de, evliliğinin 1 yılında aldığı yüzlerce not onu, bunun gerçek olduğuna inandırır…
Evliliğini, amacını, umursadıklarını, ailesini çevresinden yok eder…
Son 10 gününü küçük bir odada sağa sola notlar yazarak, kendisini unutulma korkusuna kaptırır. Sevdiklerinin zihninde ve sözcüklerinde değil, minik kağıt parçalarında bulur çareyi…
Beklenen gün ve beklenen onca dakikadan sonra yorulan kalbi onun için son görevini tek bir çırpınışla yerine getirir ve bir daha ısınmamak adına soğur…
Mantarların saldırısına uğrayan vücudu 3 gün sonra ayağa kalkar, kararmış göz ve nefret dolu bir gülücüğün olduğu maskesini suratına takıp, sırtına çürük bedenini de alarak…
Kendi sonsuzluğuna, umutsuzca…
Gülümser…

Bu yazı toplamda 232 kez okunmuş...

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live