Farklı olmanın hayatta bu kadar ‘istenilmez’ bir özellik olduğunu bilmiyordum, öğrendim…
İnsanlar bazen tanrının ne kadar bizleri düşündüğünden, o olmasaydı ne yapacağımızdan bahsedip duruyorlar. Ey siz insanlar, tanrınız sizi o kadar önemsese ‘yaratıldığınız’ yer bir kadın ya da erkeğin boşaltım organları mı yoksa beyni mi olurdu, bir düşünün. Düşünün dediysem sen değil, seni leylekler getirdi çünkü…
Unutma, hepimiz ‘doğal seçilim’in çocuklarıyız. Dünyayı tıka basa doldurmaya çalışıyoruz, iki seçeneğimiz var, ya çevremizdekileri ya da kaynaklar tükenmeye başladığında kendimizi yok edeceğiz. Sizce bunun hangi kısmındayız?
Ayrıca ‘nedir bu ilginç geldi’ diye sorarsan sana, ‘Darwin oku!’ desem çok mu olur; bence olmaz, zamanında bazıları da bana ‘dua’ denen yazıtları zorla ezberletmeye çalışıyorlardı. Evet evet, ben de onlardanım, sizden değil…
Unutmadan geçmek istemem, üç gün önce 10 Temmuz’da Nikola Tesla dünyaya geldi, kutlu olsun. Tesla, unutulmuş deha, o da herkes gibi olsaydı, şu an Edison’dan düzenbaz olarak değil de dünyaya yön veren biri olarak bahsederdik. İşte siz sevgili İdil Biret’i öldürmeye yeltenen küçük kurtçuklar, büyük yobazlar; emperyalizmin kaynağında faydalı işlerde bulunan bu adam olmasaydı, siz ’sosyalist’ veya ‘komünist’ ülkenizde hala mumla aydınlanıyor, bilgisayar yerine abaküs kullanıyor olurdunuz!
Tabi ki sizlere iyi gözükmek için, saçımı ‘çatı’ yapıp, gömlek giyip, üstten iki düğmesini de kılları alınmış vücudumu göstermek için açabilirim, yoksa saçlarımı belime kadar uzatıp, kaşıma, dilime halka mı geçirmeliyim, isterseniz marjinal takılıp Fransız usulü somon balığı yiyeyim? Bu sıcakta kot pantolon da giyebilirim, takunya da. Maksat size iyi görünmek olsa dükkân sizin ama…
Öte yandan, biriyle ilgili görüşlerinizi direk söylediğinizde ‘ukala’, kıvırdığınızda ‘yalancı’, iyileştirdiğinizde ‘itici’, kötüleştirdiğinizde ise ‘düşman’ olmak her kişi için farklılaşıyorsa bir de kendi olduğun gibi davranmayı dene ne dersin? Evet, o zaman da arkadaşsız kalmak ile beni suçlayacaksan buyur; sen dolu(!), aşmış(!) arkadaşlarınla gününü gün et, maalesef benim bu dünyadaki kısa süremi, gereksiz insanlarla kaybedecek kadar lüksüm yok, üzgünüm…
Şunu da unutmamalı, hiç bir başarı, doğuştan gelen şans hariç, tesadüf değildir (Final’den 3 milyon dolar aldım, doğrudur). Arkadaşımız, kız arkadaşıyla ders çalışacak, filanca markanın falanca fiyatındaki gözlüğü giyecek, başkalarının yüzüne gülerken, arkasından dalavere çevirecek, sonra da bu sol yumurtalık çocuğu istenen başarıyı sağlayacak. Vay efendim, kardeşim Mahmut’a bak, ne diyem, Şakir mi diyem?
Son olarak geçen dersimizde ‘karma’dan bahsetmiştim hatırlayan var mı? Evet, Oya, çık dışarı çocuğum, seninle öğretmenler odasında özel olarak ilgileneceğim. Bir şey olmaz korkma, nasılsa ben iktidarın adamıyım, yumurtalıksız raporu alır kurtulurum…
Velhasıl kelam, toplum belgeselciliği gerçekten zor iş, hele ki hiç sevmediğiniz hücre bütünleriyle, tüm gün alış-veriş halindeyseniz ya susacak ya da makatınıza pamuğu yiyip şansınızı başka diyarlarda devam ettireceksiniz…
Benden söylemesi…
Bu yazı toplamda 204 kez okunmuş...
jādз
sĸųĹĹcāη