Ekim 2007 Tarihli Yazılar Gösteriliyor

Nerde…

4 Yorum Var
Al işte dımdızlak kaldım ortada. Hayat kıs kıs gülüyordur şimdi ‘yalnızsın oğlum yalnızsın’ diye. Hay ben onun diyeceğim ama kendisini ben oluşturmaktayım. Bu ne yaman çelişkidir, istemediğim şeyi ben yaratıyorum. Acaba bu dünyada bundan daha garip ve üzücü bir şey var mı?
’29 Ekim’di bugün, millet elinde al beyaz bayraklarıyla köyü turladı karış karış. Öyle kurtarılıyordu çünkü vatan, yürü babam yürü, bağır amcaoğlu bağır. İcraat, o neydi ki… Çıksın bir kaç provokatör, alsın eline mikrofonu götürsün milleti çekebildiği yere, ee vatan gidiyordu hani; çok güzel bir söz duydum dün gece ‘vatan uğruna siyaset yapılmaz’ diyordu orada. Hani popolarına kızılcık şerbeti döktüğüm insanlar, çıksanıza, seçtiğiniz heriflerden icraat istesenize. Sonra halkın %80-90′nı salak, aptal deyince de bir bir çemkiriyorsunuz. Halkım inanıyorum ki dünyadaki en asil ırklardan biri(ydi), ama illa yumurta yara yara çıkmaya başlayınca mı aklımız popomuzdan tepemize geçecek, köpeğin köşeye sıkıştırdığı kedi misali.
ISO 9001 eğitimim de bitti dün, ne olduğunu anlamadım ama ‘lazımmış’ dediler ben de her zamanki gibi atladım. Giden 20 YTL’ye acıyacaktım ama orada öğrendiğim bir söz bunu dememi engelledi; insana insan gibi davranmak. İşte bu anda oklar hemen bana çevriliyor; kime ne kadar iyilik gösterdim ve bu iyiliklerim her ne kadar karşılıksız da olsa ne kadar kötülük gördüm. İstatiksel rakamlar kötü şeyler gösteriyor vesselam, fakat en yakın zamanda rakamların iyi yönde ilerlemesini ümit ediyorum. Amen!
Yok kardeşim yok, dünya meseleleri, vatan meseleleri, duygusal hesaplaşmalar, felsefik düşünceler… Ben hangi birine yetişeceğim söyle bana ey ulu bilmem ne…
Yalnızlıkla cebelleşiyorum, ders çalışmak istemiyorum, kıskançlık da başladı; yetemiyorum artık zorlama beni bu kadar…
Neyse sonunda hayatımın en manalı mektubunu da yazmış bulunmaktayım, zaten ilk mektubum da çaktırmayın işte. Bakalım o neye dönüşecek, neye evrilecek? Bilmem, ejderha olmasından korkuyorum…
İşte bu kadar, koca bir hafta bunları yaşamış bu beden, ne mi yaşamış, belli olmuyor mu, koca bir hiç…
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ve bugün şehre damlalar indi yukarıdan. Kuytuda, köşede, sinede kalan tüm günahları temizledi. Ondan korkanlar ufak şemsiyelerinin altına sığınıp, korkularıyla yüzleşemedi, buna kızan tanrılar yıldırım oldu, bir sağa bir sola indirdi demir yumruklarını…
Ben mi? Daha rahatım şimdi, saçımın her telinden ayak baş tırnağıma kadar ıslandım bugün. Odaya girerken arkamda kalan sudan yol beni takip etti, bitti…
Karanlık oldu, yasladım başımı cama. Oluşan ufak göletçiklere baktım, yağmur hala dolduruyordu kalplerini, dışarıdaki ışıklar sanki soğuktan titriyordu. Nefesimin sıcaklığı gözümün önünde bir buhu oluşturuyordu ve arkadan Sezen abla sesleniyordu:

Küçüğüm daha çok, küçüğüm…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ben hiç giymedim, nasıl bir tadı olduğunu da bilmiyorum. Fakat günün birinde birileri giymiş ve tecrübe edinmiş ki gerçekten güzel görünüşünün altında ne şeytanlıklar dönüyormuş. Öğrendik, teşekkür ederiz…
Lakin öyle olmuyormuş bazı şeyler. Mesela yaşam varmış, ölüm varmış ve bizler o ikisi arasında gelip gidenlermişiz. Ne yaşadığımızın, nasıl bir insan olduğumuzun pek önemi olmazmış, belki de bizi kandırırlarmış. Of, sıkıldım bu köhnelikten…
Bir ışık gördüm diyordum ya, o ışığın bana yandığını kim söyledi ki? Al işte yine kendi kendime gelin güvey oldum, olsun, onsuz da yaşanmıyor ki, nasıl yaşansın ki?
Cevapsız sorular sorup durmayayım kendime, sonra etraf kararıyor benim için…
Aslında sen de haklısın be, hani onca aydan sonra bir cafeye gidip karşına almıştın onu, yüzündeki parıltıyı görmüştün, ‘hani belki bir ihtimal’ diye geçirmiştin ya aklından ya da hiç durmayan şeytanların dürttüğünden, bir de yalnızdın, tutunacak bir el arıyordun ya, sanırım onu, o ellere sahip kişi sandın. Yanıldın, üzgünüm…
Ha geçen iyiliğini hak etmeyen gelip geçen o kızı gördüm Küçükpark’ta yürürken, karşısına almış bir erkeği laflıyorlardı gayet samimi bir şekilde. Hani sen şapkanın karanlığında insan popülasyonunu hızla yararken göz ucunla bakmıştın ya oraya, işte o zaman anladın bir orospuyla bir kızın arasındaki farkı…
Ne demiştik en son, değer değil mi? Hak ettiğin kadar hak ettir; bu da yanlış ya neyse…
Bir de küf tutmuş zincirleri var toplumun. Hani kırmak istediğimiz fakat her adımımızda o zincire bir halka daha eklediğimiz. Ee hani sizin değer yargılarınız? Çok konuştum ben, susmam gerek…
Uyku mu, tamam geliyorum…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Aman be dünyaya on kere mi geleceğiz sanki baksana sen takılmana. Geçti bitti bir süreliğine karanlık kuyular, derin uykular, ağlamaklı haller, ‘bak yanına gelirsem döverim’ sözleri. Bitti, olmuyorsa olmuyormuş, zorlamanın âlemi yok. Evet, çok belli ettim herhalde yine, sen de mi Brutus demek isterdim ama bıçaklayan epey bir uzakta. Neymiş artık? Ne kadar ilgi görüyorsan o kadar değer göstereceksin, fazlasını gösterdin mi öcü gibi oluyorum, bunun da gayet farkındayım…
Farkındalık iyi bir şey denemenizi tavsiye ederim. İnsan o zaman mutlu oluyor, cidden!
Bu arada fena satranca takmış bulunmaktayım. Yurda her ay 250 YTL verdiğimizden olsa gerek kocaman satranç takımı koymuşlar bahçeye. Her gün bir iki el oynuyoruz can sıkıntısından. Fakat iyi sardı 2-3 günden beri. Çeşitli taktikler, savunmalar. Bu arada veziri bürokrasiye, şahı da tembel padişaha benzetiyorum. Birisi Tayyeap, birisi de Gull olsa gerek, gerçi onlar kim ben tanımıyorum ama. Tamam tamam, ben bavulumu hazırlayıp başka Türkiye aramaya gidiyorum…
Bu arada kimsenin sizi geçerken almaması ve hayatın sizi çoban matına getirmemesi dilğiyle…
Mate in 1 baby…

Vazgeçmek yok, sömüren çok…
Tükenmek yok bu diyarda!
Ağlamak yok, ağlatan çok…
Adalet yok bu diyarda!

Oha! Yine çıktı karşıma…
Oha! Korkuyu verdi bana…

E bitti!

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Ben istemez miyim mutlu olmayı; her gün isteyerek, içimden gelerek gülmeyi…
Her insan gibi umut ediyorum bunları ve sadece bir ışık bekliyorum etrafımı saracak. Uzaklardan alelade gözüken ufak kıvılcımlara doğru koşmalı mıyım bilemiyorum bazen. Ne zaman adımımı atsam düşecek miyim diyorum kendi kendime. Peki, o riskleri almadan onların beni sarabilecek alev olup olmadığını nereden bileceğim? Cevapsızım, keşke hayat belirli şıklardan oluşsa ve bizde ne şiş yansın ne kebap hesabı sorunlardan sıyrılıversek…
Sadece belli belirsiz bir sokakta, yağmurdan her yanı ıslanmış bir akordeoncunun parmaklarından çıkan tınılarda yağan tanelere aldırmadan özgürce dans etmek istediğim. Duygularımızın uyumluluğunu ortaya sermek, en kıvrak yerinde hızlıca kaçmak, en yavaş yerinde oturup ağlamak; belki de en ihtiyacımız olan yerde birbirimize el uzatmak, üstümüzü silkip yolumuza devam etmek…
İlerde bir ışık görüyorum, karaltılı, puslu. Fakat hissedebiliyorum onu, tenimin her hücresine dokunuyor, sanki okşuyor beni baştan aşağı…
Korkularımı kenara bırakıp, başım dik vaziyette, ne istediğimi bilerek oraya ulaşmaya çabalayacağım…
Umarım gittiğim yer dipsiz kuyu değil, koşa koşa bitiremeyeceğim büyük bir köprü olur…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bayram bana değildi elbet fakat o da bitti istemesem de. Nihayet bugün yurduma geldim. Eşyalarımı yerleştirdim hemen; çoraplar buraya, pantolonlar şuraya, iç çamaşırları aşağıya…
Gittim yüzümü yıkadım buz gibi suyla, kendime gelirim umuduyla. Derken perdede turuncu bir ışık gördüm. Gittim usulca yanına, yavaş yavaş yukarı kaldırdım…
Güneş batmak üzere, hani hava böyle kırmızıdan çalma bir renge bürünür ya aynen öyle. Yerler akşam yağan yağmurun ağırlığını daha üzerlerinden atamamış, ilerde bir çınar ağacı keskin keskin esen rüzgâra dayanamayıp boynunu bir eğip bir kaldırıyor, yine insancıklar, sevgililer oradan oraya koşuşturup duruyor…
Sıradan bir görüntü nasıl bir anda mükemmelleşiyor anlamıyorum. Arkadan müzik tınıları, sanki cennet bulunduğum an…
Derken bir el yokluyor sol tarafımı, arıyor tarıyor fakat nafile. Önüne boşluktan başka bir şey çıkmıyor. Üzülüyor belki kendi halince, belki de ilk defa tenha görüyor orayı. Bilemiyorum tabi ki o kadarını…
Aradan 5-6 dakika geçtikten sonra kendime geliyorum. Kocaman olmuş gözbebeklerim küçülürken, gözlerimi ovuşturma isteği hissediyorum. Ellimi gözlerime götürdüğümde iki pul tanesi düşüyor elime. Arkamı döndüğümde ise gerçeğin tokadı pulları adeta yanağıma mıhlıyor…
Kendimi yatağın üzerine bir ölü gibi atıyorum. Hiç bir ses, hiç bir görüntü yok o anda, sadece koca bir hiçlik…
Ben ne zaman böyle oldum, neden böyleyim? Sorular kafamı kemirirken gözlerim kayıyor, bu âlemin köhneliğinden, diğer âlemin güzelliğine ulaşıyorum…
Orası da boş, fakat en azından renkli…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Aslında gelmesinden hiç hoşnut değilim. Ama her zaman dediğim gibi ilginç bir ülkede yaşıyoruz vesselam. Ben hiç bir Müslüman ağırlıklı ülkede gayrimüslimlerin de bu kadar tatil yaptığını görmedim. Ha benim için hava hoş canım, nasılsa o gün millet evde olmuyor, oh yan gel yat…
Bir de hala takmış bulunmaktayım; ben hayatta Karagöz-Hacivat demedim, hep Hacivat-Karagöz dedim. Nedendir bilinmez ama zayıfın kazanmasını da istemiyorum. Her filmde, her dizi, her yazıda iyiler mutlaka kazanır mı? Bence kazanmamalı, çünkü tanrı hiç bir zaman tek taraflı bir kazanç istemez. Kötüler kazanıyorsa el atıverir iyiler kazanır, iyiler kazanıyorsa bir üfler kötüler kazanır. Ee hani tanrı iyilerin kazanmasını istiyordu? Hmm benim aklım onunkine yetişmiyor cidden, ben en iyisi bırakayım…
Bugün küçüklerin bayramı, bugün şeker sektöründe nam salmış firmaların bayramı. Yine erkenden kalkılacak, ciciler giyinilecek. Sonra sıra sıra mahalledeki kolu komşunun elleri yalanacak. Paralar ceplere indirilecek…
Ha ben o ara ne mi yapacağım, büyük ihtimal misafirlerin bücürlerini odama sokmama mücadelesi verip, günün geçmesini bekleyeceğim…
Dip Not: Şeker ikram etmek isterdim fakat param yetişmedi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eh işte hayat sürmek zorunda bir şekilde…
Bazen tökezlesek de, tekme tokat o yürütüyor zaten. Sen ise onu sorgularken, sorularını soracağın şeyi yaşamış oluyorsun. Çok garip değil mi, yaşadığını anlamlandırmaya çalışmak…
Bunları düşünür, ağlar oldum; hatta saçma olduğunu bile bile kendimle konuştum bağıra çığıra. Çıkan ses hiç bana benzemiyordu, fakat hep doğruları söylüyordu:
“İşte iki çift el ele tutuşmuş bir şeyler konuşuyorlar, kim bilir nasıl bir araya geldiler, şimdi neler konuşuyorlar? Bilmiyorum ki ne konuştuklarını, hiç yapmadığımdan olsa gerek tahmin bile yürütemiyorum. Hayat onlar için de aynı zorlukta mı, düşünmeden de edemiyorum.” diye mırıldanırken ulaşmak istediğim yere varıyorum. Kim mi bekliyor beni, kimse…
Güzel bir hiçlik safhasında bile gülmeyi becerebiliyorum ya işte buna şaşıyorum…
Düşüncesiz insanlar, onlar hep var zaten, sarmış yine etrafımı. Artık yâre özlemi geçtim, derdim bir çift söze hasretlik çekmek. Ne kadar acizim değil mi? Oysa nasıldım ben, her yere uyum sağlayan, hiç acı çekmeyen, hatta hep acıyı verendim…
Nerde kaldı o günler, öptüler değil mi benim 53 derece tanjant kısmımdan. Söktüler attılar değil mi bir kenara tüm damarlarını, sinir uçlarını…
Anlamsız anlamsız, ortalarda gezinmek de gerekiyormuş bazen. ‘Umarım’ üzerine kurduğum dönemlik zembereğim de çözülecek elbet bir gün. İşte o gün ne olacak ben de bilmiyorum…
Tanıdık bir yüz görünce seviniyorum, o derece çaresizim. Uzanacak yardım ellerini geri çevirmem gururumdan değil, güçsüzlüğümden. Sıkıntıyı onlar çözünce pek yarayışlı olmuyormuş, onu da 13. tik-takta öğrenmiştim…

“Sevda bahçelerinin,
Çiçekleri hep soldu…
Hiç ayrılamam derken,
Kavuşmak hayal oldu…”
Bugün bu şarkıyı söylerken iki damla yaş süzüldü göz pınarlarımdan. Hislendim, belki de eskidim, daha da önemlisi eskitildim…
Üzgünüm, ben hâlâ böyleyim…
Öptüm…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Aşk o kadar basit mi? İnsanın yüreğini kavurmadan, göz göze gelmekten kaçınmadan olmalı mı?
Bugün bu soruların hepsini unuttum. Çok güzel bir gündü gerçekten, çok güldüm, çok eğlendim. Felsefeye ve bilme neden sıkı sıkıya bağlı olduğumu tekrar gördüm. Hoş ve güzel…
Ayrıca gemim bir fırtına sonrası harabelerden çıkan gıcırtıların duyulduğu ana döndü. Her taraf tuzlu suyla kaplı, barut fıçıları devrilmiş, gülleler yuvarlanmış. Ben bu halde nasıl bir girdapla savaşacağım onu da bilmiyorum…
Neyse ben bugün mutluyum, nedenini bilmiyorum, umarım güzel bir şeydir…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Hayata uzanacak bir eldi aradığım; bir zaman uzak, belki bir zaman yakın, fakat onun derinliklerine baktığımda dertlerimi yok edecek ufak kıvrımlar, parıldamalar. Belki de iki dudağının arasındaydı tüm isteklerim, beni baştan çıkaracak, yaşadığımı hissettirecek…
Boş bir odanın içinde, üstü simgelerle yazılı tuşlara basıp, içimi boşaltmaktansa; o kişiyle sessizce dakikalarca, belki de saatlerce yan yana durmayı yeğlerdim…
Bazı şeyleri uzağımızda aradığımız doğrudur, fakat yakınımızdakini gösteren oku bulamayınca ne yapsak nafile. Bugün konuştum, belki bir arkadaşımla, belki kendi yanılsamamla; o şans bir kere geliyor ve geldiğinde sizi hiç ama hiç uyarmıyor. Sessiz bir şekilde sizi izliyor, sonrada kapıldığı rüzgârla uzaklara sürükleniyor…
Anlattığım şeyi yalnızlık olarak değerlendiriyor olabilirsiniz, ‘senin arkadaşların ve ailen var’ diyorsunuzdur. Fakat olmuyor, insan bazen bunlardan daha ötesini arıyor; bulamıyor…
Yaş 19, yeni yıla ve doğum günüme bunlardan öte yeni çiziklere, sızılara 4 ay kalmış. Sonra 20, sonra 21… Peki ya yıllar sonra, geçen günlere mi ağlayacağım; yoksa elim bir avucun içinde, ısınıyor mu olacağım…
Bilmiyorum, aklım çok karışık. Sıcak bir duş alıp uyumaya çalışırken, yüzünü çıkaramadığım o insanı düşlemek istiyorum…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions