Eylül 2007 Tarihli Yazılar Gösteriliyor

2 ya da 3 dakikaydı, nasıl olduğunu anlamadan aynı virüs türünün en son evrilmiş olanı yerleşti hücrelerime. Şu an kuluçka evresinde, iyi huylu mu kötü huylu mu bilemiyorum…
Kısaca şu karışık günlerime düzene sokacak ışığı görüp göremeyeceğimi merak ediyorum…
Fakat cevabını sadece bekleyip görmek istiyorum…
Bu arada Türk Sanat Musiki sevgim kabardı bugünlerde…
Rast makamından Şevval Sam söylüyor…

“Benzemez kimse sana,
Tavrına hayran olayım…

Bakışından süzülen,
İşvene kurban olayım…”

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Yanlış kartları açmamaya özen gösteriyorum şu aralar, özümde pişiyorum biraz, sonunda ona sahip olacak insan evladının bu yoğunluk içinde yoğrulmasını istiyorum. Ayrıca kafam allak bullak, fakat o da bir hafta içine düzene girecek. Biraz yordum sanırım onu bu sıralar…
Bu arada bugün ilk defa elektrik ile tanıştım, elektrik dediysek öyle evdeki ya da piller falan değil. Koskoca 3 fazla çalışan elektrik motoru, öyle ki – ya da + ucu yok. Benim gibi o da, ne versen yiyor garibim…
Ayrıca bkz. elektrik-elektronik dersleri verilmeye başlanmıştır…
Ayrıca bkz. sözlük modunda konuşmayı bir şey sanmak…
Tamam da neden hep şanslı (!) olmak zorundayım ben, yakında loto falan tutturursam haber vereyim hiç birinizi tanımam, o derece satıcıyımdır huyum kurusun…
Ayrıca şu sabah kalkma işi canımı sıkmaya başladı. Tabi senin için hava hoş, fosur fosur uyuyorsundur öğlene kadar. Birde sabahın soğuğunda içgüdüsel olarak giydiğin ceketin öğle sıcağında pişerken eline yapışmasından nefret ediyorum…
Ilımlı bunalımlar ülkesindeyim şu sıralar, burada herkesin beyni kapalı, mini etekli olanlar da var ama ben onlarla ilgilenecek halde değilim…
Ha ne demiştim bir zamanlar; veni, vidi, vici. Oluyor sanırım. Sevinçliyiz, mutluyuz. Yaşasın 23 Nisan, yaşasın kola+çiğdem ikilemesi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

“Blog beni özledin mi, sana hasret kaldım, yazmayalı da uzun süre oldu, bir kaç gündür seni boşladığımın farkındayım, bu ilişki artık yürümüyor…” gibi bebe sözcüklerle mi başlasam diye düşünürken aklıma geldi, hep gelir zaten hiç durmaz ki, ben bunları söyleyinceye kadar zaten siz bir şeylerin farkına varmaya çalışacaksınız. Fakat bir şey söyleyeyim mi; iyi, sen bilirsin, meraktan patla…
Ee üniversiteli de olduk ya, havasını da atıyorsun bol bol sanki bir bok yapmış gibi, başladık ilk senemize. Büyükler öyle öğretti bize, başta nasıl başlarsan sonu da öyle gelirmiş ya da nerde çokluk orda bokluk muydu? Yine pek kirlendi bu yazı, vidanjör çağırın vidanjör!
Girdik binaya pardon inşaata, adamın teki el arabasıyla 3. kata kum çıkarıyordu, helal olsun o ne kuvvettir, gel benimle seviş o köşede diyecektim ama ben gaymiyim ulan? Değilim, dur bakayım, evet evet değilim. Karşıdaki tanıdık simalarla iki üç merhabadan sonra girdik sınıfa. İki de kız yazmış bizim bölümü. Sanırım tercihten bir gün önce bir deliyle samimiyeti artırmış arkadaşlar neyse canım bana ne. Bu arada dikkat ettim bir kızın adı Pelin’miş, garip. Derken hoca da girdi, fizikçiymiş, herkesin kendi dersini sevmesinden bir hoşlandı, garibim yıllarca bizim gibilere hasret kaldı herhalde…
Beklediğim an bu değildi aslında, hayaleti görecektim en sonunda. 4 ay bu anı bekledim ben, nasıl bir karşılaşma olacak, acaba buzdağını eritebileceğiz mi falan. Derken sınıfa geçte olsa girdi seninki, suratına bakıyorum, o da bakıyor. Mallık bende, neye bakarsın ki, ne olacak sanki? Hadi diyelim bir şeyler oldu; o başka dünyalarda sen başka diyarlarda. Şimdikinden farklı mı olacak ki? Peh! Titanic’e (“titaniğe” diye oku döverim bak!) bile geçit vermemiş o buz dağları, ufacık boyumla bana mı verecek. Madem gurur yapıyoruz, al sana gurur!
Bazen saplanıyor işte insanın beynine böyle ufak fakat büyük dertler, sorunlar. Elim işte bu anlarda kara saplı silaha kayıyor. Şakağıma dayayıp, 9mmlik kurşunu beynimin derinliklerine göndermek istiyorum, o barutunu bitirirken, boşalan o ufacık haznesine tüm dertlerimi sığdırsın yok olup gitsin istiyorum. Ha, ben mi? Garibim, çok iyi bilirdik zavallıyı…
İşte böyle efendi. Hede-hede, hödö-hödö yaşayıp gidiyorum işte üniversitemin yollarındaki ilk günlerimi. Sabah kalkması zor oluyor cidden ama idare ediyoruz. Bu arada ben kime anlatıyorum bunları ya. Kapat şurayı; aç müziği, müziği aç…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Netekim becerdiler mi beceremediler mi bilinmez, fakat etkileri hâlâ hissedilmekte. Ha iyi mi oldu kötü mü? Tabi ki iç kanamayı durdurmak gerekirdi, fakat bunu yaparken dış kanamanın iltihap kapmasını önlemek de lazımdı be doktor. Mr. Ecewith, kendisini pek sevmem ama ne güzel söylemiş tee o zaman: We must get used to paying a price for our freedoms. Ey Türk Gençliği, bir şeyler bırakmış bak ulu atam, biraz okuyun da öğrenin be, tamam zorunlu değilsiniz fakat en azından şu ülkede yaşamanın bedeli olarak yapın, zor bir şey değil 600 sayfalık bir kitap…
Neyse yine ülkeyi kurtarmak için kolları sıvadım, uvv buz tuttum, hemen yukarı çekeyim yoksa şâkir tipli, köfte bıyıklı arkadaşlarım yine ‘seni seni!’ demeye başlayacaklar…
Bak ne güzel bir kış geliyor önümde, belki İzmir’e kar düşer bu sene. Ortalık donsa, ben ise üstüme atsam atkımı çıksam dışarı, başımı kaldırsam tepeye doğru, bembeyaz olmuş koca dağı seyretsem. Sonra koşar adımlarla kaçsam içeri, açsam TRT 4′ü, sıra sıra dizilmiş ağabeylerin, ablaların uzun uzun söyledikleri müziği dinlerken atsam sobanın üstüne kestanelerimi…
Her şey bozuldu be, hayallerim bile, sanırım ‘the boys in Ankara’ kanımızdaki bazı hisleri çekip aldı. Şimdi dedemi daha iyi anlayabiliyorum. Neden sessiz durduğunu, hüzünlü gözlerle bizlere baktığını, sabahtan akşama kadar yalnız evde durup sıkılmayışını ve bizlere her ne kadar kızsa da kıyamayışını…
Belki de bir ömrün son demleri böyle oluyordur, belki milletin huysuzluk dediği şey insanlara karşı değil, kendisine, yapamadığı, kaçırdığı şeyleredir…
Kim bilir…
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Vah Vah!

9 Yorum Var

Çevremde gördükçe sinir olmaktayım, o ne giyiniş tarzıdır, o ne makyajdır, o ne konuşmadır. Merak ettin değil mi? Etmedin mi, sana soran kim, ben kendime sordum, Adana çık aradan, kızdırmayın bir kere de be!
Efendim, hepsi üstüne alınmasın ama bu 90′dan sonra doğanların kanında bir şeyler var bunu sezdim. Neleri mi sezdim, haha sana sormadım deli, dinle:
1) Yaşlarından büyük laf ediyorlar…
2) Hepsi ölmek için can atıyor…
3) Rock ve Rap onlar için vazgeçilmez müzik türleri…
4) Sigara ya da içki içmek olmazsa olmazlardan…
5) İngilizce konuşma merakı…
6) Amaçsız özentilik…
7) Ve en önemlisi, adının ne anlama geldiğini bile bilmediği bir görüşe tutunup sürüklenmek…
Vah vah gençlik ölmüş değil mi? Yok o anlamda değil, ay alın şunu benim başımdan, yaz şunu kara listeye. Oh kurtuldum ya…
Hey gençler (İnsan haklarına göre 18 yaşın altındakiler) yaşayacak kocaman hayatlarınız, okuyacak koca kitaplarınız var. Zaten telef olup gideceksin bir gün, bu acelen niye?
Bence devletin böyle insanlara hak tanıması lazım, “Ölücem len ben, çekilin, dikşın dikşın…” diye bağıranları kamyonlara yükleyip istedikleri şekilde geberteceksin. Hem böylelikle nüfusu, dolayısıyla küresel ısınmayı azaltmış olursun hem de kişi başına düşen milli geliri yükseltirsin değil mi? Ne, faşist miyim, yetti be, geber ulan geber!
(Ve ölünün arkasından yavaşça bakıldığı an müziğin sesi açılır…)
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…
Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar…
Ve hiçbir şeyi özlemedim…
Seni özlediğim kadar…
Sen de başını alıp gitme ne olur…
Ne olur tut ellerimi…

İzmir için dinlenme vakti…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Eee büyükleri dinlemek lazım ara sıra. Hani o ergen dönemde çok kızdığın, ilkokul terk, hayat üniversitesi mezunu baban vardı ya, ne demişti hani sen onu dinler gibi yaparken: “Oğul kimsenin etlisine, sütlüsüne karışma. Doğruyu yapsan da, bir kavgayı ayırsan da millet çekiliverir ortadan sonra suçlu durumuna düşersin.”…
Tabi o arada “Sen ne diyorsun be!” modlarında olduğun için belki duydun; ama dinlemedin. Yapacağından geri kalmadın, hani hayat tecrübeydi ya sen onu uyguladın. Sonucu pek beklenildiği gibi çıkmadı değil mi? Belki ‘ben demiştim’ demeyi sevmiyorsun fakat bugün bir şey daha öğrendin bak; ‘o, şu, bu demişti’ demekten nefret ediyorsun…
Evet, olacak olan belliyse benim boyun eğmekten başka çarem kalmıyor; sonunda ortada kalmak da olsa. Fakat şu da bir gerçek ki ben her ne kadar da ortada, entelektüellerin tabiriyle ‘yalnız’, kalsam da içim de bir rahatlık hissi var. En azından kimin ne olduğunu öğreniyorum ve böyle yalnız kalacaksam buna üzülmüyor aksine seviniyorum…
Yalnızlık mı, herkesin ağzına sakız oldu garibim. Lütfen onu da rahat bırakın, kimin koynunda yaşamak istiyorsa yaşasın…
Hadi hayallerine uç yavru kuş, pır pır pır…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Bugün internet kaydımı da gerçekleştirdim ve artık sayın danışmanımın bana onay verip beni üniversite birinci sınıfa resmen kabul etmesini bekliyorum…
Her şeyi kontrol ettikten sonra “Seçimlerimi Kaydet” tuşuna sanki dizilmiş koca domino topluluğunu harekete geçirecek bir hareketmişçesine dokundum. Öyle olacak, eminim, çünkü bugüne kadar istediğim hiçbir şeyi elde edemediğim görülmedi. Evet, çok ‘The Secret’laştım farkındayım, fakat insan kendi kapasitesini bilip ona göre bir şeyler istediğinde gerçekten oluyor…

~

Bu arada çok uçuk şeylere takıldığımı fark ettim. Mesela alışveriş merkezlerindeki televizyonların kablolarının nereye gittiği, nereye bağlandığı ya da eğildiğinde donu dışarı çıkan erkeklere veya saklanması gerekirken gözüme batırılan sütyen askılarına; hele şeffafları yok mu? Var, Kemeraltı’nda adamın biri seni tutup “İster misin ağabey?” dediği bile oluyor; sanki uç uca ekleyip çamaşır asacağım…

~

Neyse kaldı 2 hafta. Yeni dönemimde elimden geldiğince ben-cil olacağım. Hak ettiğim, istediğim şeyi karşı taraftan “Bu benim!” deyip sökeceğim. Önüme çıkacak şansları en iyi şekilde değerlendireceğim. Özel hayatım mı; daha da özelleşecek en azından her şeyi alelade yaşayacağıma sadece gerekli kişilerle gerekli duygularımı paylaşacağım…
Bak kendimle ilgili bir ipucu verdim, sonunu da çekip kendin getir, her şeyi de benden bekleme ufaklık…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Re-Start

2 Yorum Var
Dertlerim kendiliğinden beni terk etsin lütfen, bunu istiyorum sadece. Çok şey mi beklediğim bu hayattan? Kalem elimde, yine pembe bir ekrandan seyretmek istiyorum bu dünyayı, sadece o ve ben, sonsuza kadar bu mavi diyarda yaşamak istiyorum…
Çok şey istiyorum ki hiç birini vermiyor cömert görünmezlik…

‘Merhaba’ diye açıldığın bu yaşamdan,
Pisliklerinle ayrılırsın ağırdan.
Ve o küçük anı kaçırırsan eğer,
Tek onu değil, mantığını yitirirsin kafandan…
~~~
Hayatın anlamsızlaştığı bu diyarda,
Küçük bir nefes, büyük bir oyun,
Sessiz köşende akıp giderken hayat,
Sen kırağı düşmüş saçlarınla düşeyazarsın…
~~~
Yalnızlığın taşlaştırdığı ufak kalbinde,
Belki nefessizlikten, belki ışıksızlıktan,
Derinliklere, kirli sulara,
Önce gözlerin, sonra ruhun çöker…
~~~
Ve son nefesini aldığında,
Ve son kez göz kırptığında,
Anlarsın:
Hayatın o küçücük ana sıkıştığını…

Hayatın bu küçük anı geldi mi geçti mi bilmiyorum, geldiyse kapımı çalmalı değil mi? Çaldı mı ki? Bilmiyorum…
Neyse az kaldı ilk adımlarımı atmaya, lütfen bundan sonra ilişmeyin bana, rahat bırakın…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

I-hi!

3 Yorum Var
Bugün film artisti de olduk sonunda. Mikrofilmimi aldım, doktor yoktu ama mührü vardı. Şöyle basmış üstüne kocaman harflerle: T.B.C Yoktur! Bu ne ola ki diye düşünürken gözüm 10x10cm ebatlarındaki filme takıldı. İçim çürümüş vallahi, zayıfladığımı biliyordum ama kemiklerim gözüküyordu cidden. Bende de ne kemik varmış be, pirzolasını yapsan yenir valla, şöyle yakacaksın kömürü, vereceksin dumanı, püfür püfür, mm tadından yenmez. Ee ne yapılır, tükürülür alla alla nelere kaldık yüce tanrı, ulu kuvvet, sonsuz yaratıcı, ilim sahibi, yüce hiçlik. Neyse o değil de kalbim kaybolmuş, yoksa bu T.B.C dedikleri o olmasın?
Derken çıktım hastaneden, mesaj beni İzmir’in azgın kızlarına pardon azgın sularına yönlendirmişti. Uzattım şoföre yirmilik banknotu, adam para üstünü geç verdi. Üstüne üstelik bir de kapıya kafam sıkışıyordu, buradan da uzun boyunlu olduğum tekrar anlaşılmış oldu…
Nereden estiyse o anda aklıma sekizinci sınıfa giderken izlediğim flash animasyon geldi, söz vardı ne güzel: “Dünün pohu, zıçtığım poh, la poh!”. Haha ne güzeldi onlar, imamlar, ashler, pikaçular. Pokedekse mi sorsak ki bu T.B.C’yi?
Canım sıkılmıştı ki sonunda vardım kârhaneye. Kârhane dedikse de küçük bir işletme o kadar. İzmir’in denizinin dalgalarını özlemişim; tabi akşam akşam burnumun direğini yamultan poh kokusu hariç. Yoksa bu T.B.C pohla alakalı olmasın, ne iğrenç bir şey bu merak. Zaten derler insan ya meraktan ya da taraktan ölürmüş diye. Tarak ne alakaysa…
Geldim sonunda evime, açtım laptopumu, bastım T.B.C’ye o da ne internet yok. Bir gün bu telekomun anasına merhaba diyeceğim ama sabrediyorum. Aradım arıza bildirme numarasını. Amanın o ne erotik bir sestir, içimi fır fır etti valla: “Buyurun Türk Telekom müşteri hizmetleri, nasıl yardımcı olabilirim?”. Sesinde benimle evlen havaları sezdim ama ben yalnızım, öyle olmalıyım, valla entelektüellikte böyle bir şey olsa gerek öhüü öhüü neyse derdimi anlattım. Tam telefonu kapadım internet geldi, biliyordum o güzel sesin altında bir şeylerin gizli olduğunu…
Acımadan girdim Hz. Google’a ve bastım T.B.C simge kombinezonuna pardon kombinasyonuna ve enterledim. Bir poh çıkmadı karşıma, bir kaç yer deştikten sonra buldum…
Efenim bilmeyenlere duyurulur “T.B.C Yoktur.” demek, tüberküloz diğer adıyla verem yoktur demekmiş…
Öğrendik değil mi? Bak 2 hafta sonra sınav yapacağım ona göre…
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
“Kimden korktun da gizlendin,
Çok aradın, çok izlendin,
Göster yüzünü çok nazlandın,
Yüzün mahrem ferde senin…”

Yazıma Âşık Veysel’in şiirinden ufak bir alıntıyla başlamak istedim…
Evet, bir dönem dün gece saat 2.30 suları kapandı, yeni bir devre kesin olarak adım atıldı…
Hayat; zor bir oyundu, belki onu yenemeyecektik fakat bizimde küçük hilelerimiz olacaktı her zaman; umut gibi, hayal etmek gibi…
Kahverengi, keskin gözlerimle sislerle kaplanmış geçmişime baktığımda çok az hata yapmam benim gurur kaynağım olmuş, bunu tekrar anladım. Her şeye elimde geldiğince içtenliğimi yansıtmam sonunda yüzümde ufak bir gurura vesile olmuş, hoş olmuş…
Ve artık geçmiş burada sonlanmış, sözler bitmiş, nokta(.) konmuş…
Beni artık hayallerime ulaştıracak büyük bir gelecek bekliyor. Umutluyum, öyle olmalıyım. Damarlarımda gezinen kanın yaşam vermesini bekleyemem, bir tepki istiyorsam etkiyi önce ben oluşturmalıyım. Kısa vadede tepki değil, etki ben olmalıyım…
İlk günler belki sıkıcı olacak, belki yine oklar beni hedef alacak ama olsun. Bu bünye bunlara eninde sonunda alıştı, alışıyor ve yine alışacak. Kısacası Sezar’ın o ünlü üçlemesini hayatımın üzerine modelleyeceğim: Veni, Vidi, Vici!
Cesaret isteyen, ortaya yürek katılarak yaşanılası sözler, fakat cesaretli olmak hayatın en önemli unsurlarından biri değil miydi? Bizi göğe çıkartan da, yerin dibine batıran da. Tarih boyunca vazgeçmedik, yine vazgeçmeyeceğiz…
Ve en sona kalan çocukluk ruhum. Küt küt atan ufacık meraklı kalbim; belki o da bir gün gerçek sahibini bulur…
Sonuç olarak; ben buyum. İnandığım gibi yaşıyorum ve yaşadığım gibi öleceğim. Hak edene hak ettiği gibi davranacak ve geriye dönüp pişmanlık duymayacağım…
Sonuç olarak mı: No more lie and no more truth. Only nothingness can explain everything my little darling…
  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions