Temmuz 2007 Tarihli Yazılar Gösteriliyor

Ilık bir akşamüstü gün batımını başını onun göğsüne yaslayarak seyretti, ellerini diğer ele kenetledi usulca. İkisinin de elleri terledi, kayganlaştı fakat bırakmayı asla düşünmediler…
Kız kendini o kadar güvende hissediyordu ki, ona ne kadar yakınlaşırsa yakınlaşsın bir zarar gelmeyeceğini biliyordu, derken başını birden yukarıya çevirdi, kahverengi gözlerin etkisine kapıldı bir an. Önce erkek hareket etti, dansın ritmine kız da uydu. Göğsündeki sıcaklığı hisseden erkek başını az sağa kırdı burunlarının çarpmaması için, derken kan dolaşımının hızından sıcaklıkları ve kırmızılıkları artan iki et parçası birbirine değdi, kızın kalbi duracak gibi oldu, tıpkı bir nota dizisindeki sus işareti gibi. Erkek ise tekrar simgesi yok gibi bırakmadı, bırakmak istemedi, nefesleri birbirine karıştı ikisinin de. Ufak bir rüzgâr esti iliklerine uzaklardan, gözlerini kırpıştırdı ikisi de. Ve gülümsediler anlamsızca, sessizce…
Derken bir otobüsün kornasıyla irkildi erkek, yaş dolan gözlerini sildi parmak uçlarıyla. Sonra paltosunun cebine soktu elini, gözleriyle dalgaların okşadığı o kayaya bakarak içini çekti ve yağmur çiselerinin arasında kayboldu…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Balta

3 Yorum Var


Önce onu beğenirsin çarşıda, pazarda, sokakta. Saksının içinde ufacık bir fidandır o. İçin cız eder, her ne kadar o senin bu halini anlamasa da. Verdiğin paraya kıymadan onu kucağına alır, evine götürürsün. Saksısından yavaşça havaya kaldırırsın, sımsıkı toprağa, hayata bağlı kökleri çıkmamak için direnirse onu engelleyen plastiği parçalarsın…
Derin bir toprak kazar, can suyunu verirsin. Günler geçtikçe yaprakları yeşerir, gövdesi kalınlaşır. Gelecek olan zorluklara karşı direnç kazanır. Sen ona, o da sana muhtaçtır fakat belli etmezsiniz bunu. Artık hayatının ortasındaki en iyi dostun olmuştur o, ilk gelen sonbaharda sana ilk hediyesini verir: Küçük, siyah bir boncuk…
Birlikte direnirsiniz her şeye, artık sana ihtiyacı kalmamıştır, kendi köklerinin üzerinde durabilecek kapasiteye ulaşmıştır ama bir şey onu sana bağlar…
İlkbaharın uykudan uyanan canlılarıyla, kötülük de harekete geçer. Kendine cılız, tecrübesiz kişiler arar. Ve bulduğunda ona yavaşça yaklaşır, vücuduna kalbine girmek için izin ister; güler yüzüyle, onu hayatın gerçeklerini öğretmeyi vaat eder. Küçük fidan kabul eder hemen ve her şey başlar o an…
Önce yaprakları buruşmaya başlar, sonra bağrı susuzluktan yanmaya. Bundan onu toprağa ilk sokanın, hayat verenin suçlu olduğunu düşünür. Günlerce bunu sessizce tartışırlar gözleriyle, hisleriyle. Ve çaresizlik hüküm sürdüğünde, tüm yapraklar döküldüğünde geriye tek bir şey kalır, baltayı eline alıp kafanı kesmek…
Her şey bir kurtçuğun içine düşmesiyle başlar bu dünyada, her kötülük ve her iyilik gibi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Daha bir çocukken Karagöz ve Hacivat’tan korkardım ya da korkutulurdum. Büyük küçükler devredeydi her zaman, ufacık boyumla yukarıya baktığımda devleri görürdüm, ürker çekinirdim. Tutunacak bir el, kendimi atacak bir kucak arardım. Kendime güvensizliğimi, başkalarına güvenerek yenerdim…
Elime aldığım ilk kitap “Siyah Ördek Yavrusu”, ilk çarpıldığım şey güzel bir kız değil elektrikti. Ürktüğüm, kaçtığım şeyler hep değişiyordu, yaşımın ilerlemesine inat. Her köşe başına bırakılmış, ihtiyaç anında kullanılacak anı paketleri; kuyu başında, direğin dibinde, kırık dişlerimin arasında…
Ve şimdi; tanıştığım yeni bir korku: Yalnızlık…
Ve dostlar neredeler, nerede bıraktım onları, yoksa başımı okşayan avuçlar bir başkasına mı ait?
Devler beni ezmeye çalışıyor, korkuyorum, n’olur elimi tutar mısın?

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Uyan!

2 Yorum Var

“Kanında dolaşırken gerçeğe çarparsa düşer mi?”
Canım sıkkın, yalnız kalmaktan değil, itilip kakılmaktan değil. Tarifini bilemediğim bir sıkıntı bu. Ayda yılda bir kez gelir, ökse otu gibi hayat kaynaklarımı sömürür. Damarlarımdaki son damlayı da çektiğinde, artık insanlıktan çıkıp, başka çehrelere bürünürüm, etrafımdakileri abuk subuk şeylerle kırar, ağlatırım…
Sonunda ökse otu emeceği her şeyi bitirip öldüğünde geride hayat dolu fakat yalnız biri kalır. İşte o zaman tutunacak dallar ararım, fakat hepsi köklerini söküp çoktan gitmiştir…
Tam ölmek, pes etmek üzereyken tomurcuklanan bir filize ümit bağlarım, yalnızlığımı unutup, onun bedenimi sarmasını beklerim…
“Zaman ilaç değil, zaman çürütücü, gülmek mümkün mü?”

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Kısa

4 Yorum Var

Hayatıma baktım dün gece, gözlerim yavaştan kapanırken, ne güzel bir ömür geçirmişim geri kalan 19 yıl ve 7 ayda. Derslerde üstün başarılar, asosyal bir yaşam, insanlardan kopukluk ve kalp kırıklıkları…
Gökyüzüne bakmaya bile korkuyorum artık. Kazara birinin yıldızı kayıp benim soluk yıldızıma çarpar diye. Dört duvar arasında, yalnızlıklarımızı paylaştığımız ufacık ekranın başındayız her gün; kimi mutlu, kimi depresyonun en diplerinde…
Geriye ne kaldı, ne içindi tüm bu olanlar; tombul, kızıl bir gün batımının ardından, zarif, narin hayat ışığı gelecek mi yarın?
Benim için biri ışıkları kapattı anlaşılan…
Kabuğumun altında, sessizce, soğuk ve kuru…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Tuzluymuş

3 Yorum Var

Zor bir karar aslında; herkesin anlayamayacağı, çözemeyeceği…
Kuralları hayat koymuş, boynumuz kıldan ince, yapabileceğin tek şey mi? Gözlerini t-shirtünün arkasına silmek…
Tam eline geçmişken hayatın, değerlin; onu göz göre göre kaybetmekmiş ölümün tadı, kokusu. Dipsiz bir kuyu misali düştüğüm durum, karanlık, nemli. Taşların açtığı yara izlerine dolan çamur gibi günahlar. Ve havadan ip gibi süzülen ışık huzmesi elimi yukarı kaldırmama yarayan, beni yaşama bağlayan…
Korku ve çaresizlik ümitleri yok eden, beni bir adım daha sana yaklaştıran…
Bugün bir kez daha aktı o damlalar. Dilimin ucuna düşenleri yaladım. Evet, dedikleri gibi tuzluymuş tatları…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Suicide!

4 Yorum Var


Peki neyim artık ben?
Ellerim paslı demirlere tutulu, fareler ayaklarımı kemirmekte, tepemden boşalan soğuk yağmur suları, arkamda yüzlerce kırbaç izi…
Yabancı bir şehirde, yabancı yüzler içinde, kan kokusunun sindiği bu ufacık odadayım. Göz altı bezelerim şişmiş ağlamaktan. Sakallarımın arasından su damlaları yavaş yavaş aşağı süzülüyor her gece. Sanki saniyeler ayları, saatler yılları temsil ediyor…
Pes etmemeyi öğretmiştin bana, direnmeyi, inanmayı…
Yavaş yavaş kabuğunun içine çekildi kaplumbağa ve usul usul ağladı karanlığında…
Özledim…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live


Yine yollar çıktı karşıma, göz göze gelemeyen insan toplulukları. Karışılıklı oturdukları metroda dahi insanlara dağil de; karanlıkta kıvılcım saçan kablolara, geçip giden uyarı lamlarına bakan. İnsanı yalnız hissetmesini sağlayacak her şey o an garip bir şekilde yanında…
Islak ve soğuk yollardı artık beni yarimin kucağına götüren. Çıkmaz sokaklar, anlamsızlıklar, karışıklıklar içinde beynimin kulaklarımdan yere akmasını seyretmekti asıl çaresizlik. Nereye sapacağımı bulamadığım tek yönler…
Evet o yanımda biliyorum, nefesini boynumda, gözyaşlarını dudaklarımda hissediyorum. Zamanın durmasını değil, aksine koşup bizi birbirimize kavuşturmasını istiyorum. Yolların bitmesini, yağmurun dinmesini, sessizliğimin duyulmasını…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

Sanki bir hapishanede yaşıyordum. Duvarlarım tel örgülerle çevrili, gardiyanların gözleri her zaman üzerimde; kaldığım odada duvar boyaları dökük, yatağım üzerinde sıçanların gezdiği soğuk yer. Arkadaşlarım ise ara sıra klozetten çıkıp benimle konuşmaya gelen hamam böcekleri…
Ona rağmen umudum vardı, “Orada, işte orada güzel günler beni bekliyor.” diyordum. Bu hapisten her çıktığımda sahip olduğum güzelliklerle yetinmeyip başkalarının yaptıkları altında eziliyordum. Dayanmaya çalışıyordum fakat her seferinde kendimi kandırıyordum…

İşte bu çıkmazlarla uğraşırken, tam yenilmek üzereyken bir el uzandı, ayağa kaldırdı beni. Sırtımdaki tozları silkti. Gözlerime baktı ve bana gerekli olan direnci sağladı. Tıpkı annemin yıllar önce beni ilk kez eline aldığında baktığı gibi…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live

İnsanın yuvası gibi yok. Bugün bunu tekrar tekrar anladım. Ayrıca dışarıda okumanın zorluğunu, hayat mücadelesini gördüm. Sonuçta bu hayatta tek olmadığım için çok şanslıyım. Çünkü benim ailem, dostlarım ve sevdiklerim her zaman yanımda, her zaman destekçim…
Bunun beni yozlaştırdığını düşünmediğim anlar olmadı değil; fakat ben üzerime düşen görevimi yerine getirdiğim için vicdani olarak çok rahatım…
İnsanların, sevgilerin, aşkların bile farklı olduğu bu yerde sizleri şimdiden çok özlüyorum. Eve geldiğimde gözlerim sizlere duyduğum saygıyı fazlasıyla gösterecektir…
Hayat bu görüp yaşamadan bir şey öğrenilmiyormuş, herşey kitaplarda yazmıyormuş…
Kaldı 12 gün, beni bekle Smyrna…

  • RSS
  • Facebook
  • FriendFeed
  • Twitter
  • Technorati
  • MySpace
  • del.icio.us
  • Digg
  • Live
Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions