Elektrik Elektronik Mühendisliği ikinci sınıfın, ikinci döneminde gördüğüm 8051, kullanımı da kendi gibi basit bir mikrodenetleyicidir. 1980 yılında üretilen bu mikrodenetleyici, dijital elektronik dersi alanların bileceği CISC mimari yapısına sahip ki bu mikrodenetleyiciyi kontrol eden çok fazla komut demek; 8 bitlik veri işleme özelliğine sahip 8051′de ise bu sayı 255 komuta kadar çıkabilmekte.

Klasik bir 8051′in (örneğin AT89C52) iki adet dış kesme, bir adet seri port kesmesi ve iki adet timer kesmesi ile toplam beş kesmeye ve 256 Byte RAM ile 8 kByte ROM’a sahiptir. Tek ek komponent olarak ise USART birimi ile günümüzün PIC ve ATMEGA gibi popüler mikrodenetleyicilerinin yanında oldukça sönük kalmaktadır. Bir örnekle açıklamak gerekirse, potansiyometre bilgisine göre doluluk oranı değişen bir sinyal yapmaya çalıştığımızda 8051 için ayrı bir ADC entegresi ve içine ise stabil bir kod yazılması gerekmektedir. Oysa bunu Pic ile yapmış olsak sadece ADC’si olan bir PIC kullanmamız ve doluluk oranı değişecek sinyali ise yine PIC’in CCP biriminden oluşturmamız yeterli olacaktır.

Bir mühendis ve mühendis adayının en büyük yardımcılarından, silahlarından biri bilgisinin yanında bu bilgiyi hızlıca işler hale getirebilecek kullanışlı bir hesap makinesidir. Özellikle elektrik ya da elektronik mühendisi iseniz ceketinizin cebinde yanınızdan ayırmamanız gereken güçlü bir hesap makinesi bulundurmanız şarttır. Bahsettiğimiz makine, bakkalınızın kullandığı dört işlem hesap yapan bir makineden çok ötesi elbette.
Ben de bu hususla iki yıldır kullandığım Casio fx-5500LA‘yi yeni hesap makinesi alacaklar, mühendis adayları ve ilgisi olanlar için anlatmak istedim.
Casio fx-5500LA‘yin resmi (resmin üstüne tıklarsanız büyük halini görebilirsiniz) yanda görülebilir. Fiyatlarına internette baktığınızda rakamların 75 ile 150 TL arasında gidip geldiğini görebilirsiniz. Ben ise İzmir’de bu makineyi yanında yedek pilleri ile birlikte 65 TL‘ye aldım.
Makinenin özellikleri ise aşağıdaki gibidir;

Casio fx-5500LA- Ekran : 2×16 Karakterlik LCD, Arka Işıksız
- Fonksiyonları : Matriks, Denklem, Diferansiyel, Kompleks, Taban ve İstatiksel İşlemler
- Hafıza : 1095 Karakterlik Formül Hafızası
- Güç Tüketimi : Üç Adet CR2032 Tipi 3V Pil

Bu sene Musa Alcı tarafından verilen Sinyal ve Sistem Analizi dersinde bizden aşağıdaki denklemi sağlayan filtre tasarımının yapıldı.Filtrenin ayrıca aşağıdaki bilgileri de bizden istendi.
• Filtrenin darbe yanıtı (impulse response)
• Filtrenin basamak yanıtı (step response)
• MATLAB ve simülasyon sonuçları
• Analog devrenin testi

Yukarıdaki formül seçildikten sonra sırasıyla aşağıdaki işlemler yapıldı;

Bu sene Mutlu Boztepe tarafından verilen Mikroelektronik-I dersi kapsamı içinde bizden dersin de konularını içeren, 220Vrms/50Hz şebeke geriliminden 12V/1A regüleli DC besleme üreten devre tasarımın yapılması istendi. Proje tasarımı için bizden istenenler şöyleydi;
• L317, LM7812 gibi hiç bir hazır regülasyon parçası kullanılmayacaktır.
• Ripple gerilimi 0.1V’tu aşmamalıdır, bunu filtrelemek için kondansatör kullanılmayacaktır.
• Zener, transistör gibi ısınan parçaların sıcaklığı 40 dereceyi aşmamalıdır.
• Transformatör hazır olarak verilecek ve çıkış gerilimi 0 ile 24Vrms AC olacaktır.
• Giriş gerilimi %10 azaltıldığında da devre regülasyonu sağlamalıdır. Bunun için giriş gerilim seviyesi 198V’ta indirilecek ve devre test edilecektir.

Tüm bu değerler göz önüne alınarak öncelikle devreyi tetiklemeli olarak tasarlamayı uygun gördük.

Yeni bir ev, yeni eşyalar, yeni bir site tasarımı derken yenilediğim şeylerden en sonuncusu dizüstü bilgisayarım oldu.
İlk başlarda hatırlıyorum da ısınma ve dizüstü bilgisayarların aşırı ağır ve yavaş olmasından dolayı her zaman masaüstü bilgisayardan yanaydım ama bu aldığım ilk dizüstü bilgisayar olan Datron ile değişti.
Bilgisayarı hava atmak, görünüş olsun diye değil de içindeki performansa göre seçen ben için ise yeni aldığım Casper Nirvana CPQ-I720 biçilmiş kaftan oldu. Piyasadaki çift çekirdekli dizüstü bilgisayar fiyatına, dört çekirdekli bir dizüstü bilgisayar aldığım için çok mutluyum.
Bilgisayarın özelliklerini, yanında gelen Windows 7 64 bit işletim sistemi puanlamalarıyla birlikte şöyle;

Casper Nirvana CPQ-I720-4L25- CPU : Core i7-720: 1.6GHz ile Turbo: 2.8Ghz 6 MB L3 Cache, Aldığı puan: 7.0
- Ram : 2×2Gb DDR3 1333MHz, Aldığı puan: 7.4
- Grafikler : Nvidia Geforce GT240M 1Gb, Aldığı puan: 6.4
- 3B İş ve Oyun Grafikleri : Nvidia Geforce GT240M 1Gb, Aldığı Puan: 6.4
- Disk Veri Aktarım Hızı: Western Digital 500Gb 5400rpm, Aldığı Puan:5.7
- Ekran: 15.6″ WXGA (1366×768) HD LED Ekran
- Kablosuz Erişim: 802.11b/g, Bluetooth
- Webcam: 1.3 MP Webcam
- Ağırlığı: 2.55Kg

Yukarıdaki özelliklere göre ürün 1850TL fiyatı ile gerçekten fiyat/performans anlamında oldukça uygun geldi bana. Bilgisayarı almadan önce karşılaştığım en büyük engellerden biri ise adının ‘Casper’ oluşu idi.

-Sosyalleşmek; A barına gidip, B içkisini işeyinceye kadar içip, C-D-E kişileri ile kafa göz yarmak değil; hobini ve kültürünü insanlarla paylaşarak mutlu olabilmektir…
-Kıskanıyorum, kıskanıyorsun, kıskanıyor, kıskanıyoruz, kıskanıyorsunuz, kıskanıyorlar…
-Arkadaşlarımız kendi seçtiğimiz ailemizdir…
-Bütün kızlar sıçar; fakat bazı kızlar diğerlerinden daha fazla sıçar…
-”Yavrum” kelimesi farklı vurgulandığında değişik anlamlar içerir…
-Küçük büyük fark etmez, tuvalet konsantrasyon işi!
-Ben demiştim, demiş miydim?

İnsanın düşünen bir varlık olduğu kesin, az olsa da düşünenlerimiz var aramızda.
Bu yazı onlaradır…

Sınav döneminin ağır ezberletici temposu altında beynimi az çalıştırdığımı, kendimi maddesel dünyaya verdiğimi düşündüm. Derken geçende televizyonun iyi kullanılırsa aslında düşünmede oldukça etkin bir rol oynayabileceğini keşfettim. Habertürk kanalında ‘Sansürsüz’ adlı program gözüme çarptı, aslında bu program oldukça iyiydi ama malum okul dönemi televizyondan uzak kalıyor insan. Tartışılan konu da oldukça ilgi çekiciydi; evrim teorisi.
Normalde olsa böyle tartışma programlarını seyretmem ama konu evrim ve Türk İnsanı olunca ne çıkacağını bilemezsiniz. Programı izlemeye koyuldum, oldukça iyi hazırlandığı belli; tez, antitez ve sentez bölümü vardı.

Program Freud’un çok seveceğim şu sözüyle başladı: “Din insanın patolojik kısımlarını gerektiği zaman törpülemesi gereken bir mekanizmadır.”.

Bir kaç kuralımı ihlal etmemin vebalini çekiyorum şu iki üç gündür.
Ne mi bu kurallar, oldukça basit;
-Kimseye güvenme.
-Herkes çıkarının peşinde koşar.
Bu iki şık artık deneylerle kanıtlanmış birer ‘gerçek’ti benim için. Tolerans gösterme sebebime gelecek olursak: aptallık parayla değil ya.
Diğer bu konu ise herkesin ‘her şeyi bilip’, aslında ‘hiç bir bok bilmediği’. Buradan hala ve ne yazık ki hala, beni uzun bir süre sonra görüp, utanmadan sanki dün görüşmüşçesine yardım isteyen her şeyi bilen, hayatın anlamına ulaşmış arkadaşlarım, evet, ben her şeyi anamın karnında master olarak okudum ve gördüm, sadece bunu size çaktırmıyorum!
Sonra bana herkes ‘neden gidip mühendis oldun, makinelerle kafayı yiyeceksin’ diye söylenirler. Makineler insanları aldatmaz sayın çok bilen, ona ne söylersen onu yapar, seni de pek sırtından vurmaz. Ayrıca dillerinden anlarsan senle bir güzel de konuşurlar. Sen bunu anlamıyorsan bu benim sorunum olamaz ki, ne oldu, hayata hiç bu şekilde bakmamış mıydın?!

Artık tüm bayramlarda olduğu gibi Cumhuriyet Bayramı da anlamının önem kazanması gereken şu günlerde bir kez daha unutulmaya yüz tut(turul)uyor. Her sene ezber haline gelmiş lay lay lom, geçit törenleri ve konuşmalardan başka hiç bir şey yok. Daha dün tanklarla göz dağı verdiğimiz Suriye ile sınırlarımızı kaldırmışız, artık yurdumun her yanını çelik ağlar yerine, hiç bir zaman bitirilmeyecek hızlı tren projeleri almış. Ülkenin batısı uygar, insanca ve özgür yaşamaya çalışıp, doğuda insanlar açlık sınırında gezerken; iki torba bulgura seçtiğimiz adamlar insanların ağızlarına ekmek yerine, ‘hak’ çalmakla meşgulken dünyanın en çok sinir hapı tüketen ülkesi olmamak bu şartlarda elde değil elbet…
86. yılında da insanları düz mantık eleştirmekten kurtulamadığımız bu ülkede hâlâ rahat nefes alıp verebiliyorsak bu bile bir başarıdır bence; bu sefil görüş açısını bizlere kazandıran tüm hükümetlere teşekkürler.

En sevdiğim şeylerden biridir insanlar hakkında yorum yapıp durmak. Senin ne haddine benim hakkımda yorum yapmak diyebilirsin, haklı da olabilirsin, fakat ’sen’ bile ‘trajikomik’ bir durumda hâlâ insan gibi yorum yapmadan durabiliyorsan seni şuracıkta ‘peygamber’ ilan ediyorum, evet ben o başlangıçtan beri görmeyi hayal ettiğin tanrıyım.
Geçenlerde okuldayım, evet ara sıra oraya uğruyorum, adamın biri gelmiş, onu oraya bağla, şunu buraya bağla diyor, daha bir kaç gün önce yine aynı adam ’siz artık yarı mühendis sayılırsınız, kendinizi küçümsemeyin’ derken neden beni o an ‘amelesi’ gibi kullandı anlamadım. Kızdım haklı olarak, sonra da bizi lise yıllarımıza götürüp sözlü yapmaz mı, yapar tabi, kazandan sorumlu kontrol sorumlusu! Böyle adamlardan nefret ediyorum, bırak yanlış yapalım, öğrenelim, yok ama ben bu durumdayken yorum yapamam, benim haddime mi?!
Dert anlat anlat bitmez bende, neden anlatmayayım ki; bundan 10-15 ay önce demiştim, mutluluklarımı kendime, dertlerimi siz sefillere ayıracağım diye, işte bu da onlardan birisi, canın sıkıldıysa ‘youporn’ var, belki orası daha çok ilgini çeker…

Wordpress'in Gücü Adına Web Design by SRS Solutions ©2010 FxDev | ße Different Everytime! Design by SRS Solutions